Sebe' Sûresi 47. Ayet

قُلْ مَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ  ٤٧

De ki: “Sizden herhangi bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim ancak Allah’a aittir. O, her şeye hakkıyla şahittir.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 مَا
3 سَأَلْتُكُمْ ben sizden istemedim س ا ل
4 مِنْ hiçbir
5 أَجْرٍ ücret ا ج ر
6 فَهُوَ o
7 لَكُمْ sizindir
8 إِنْ
9 أَجْرِيَ benim ücretim ا ج ر
10 إِلَّا yalnız
11 عَلَى aittir
12 اللَّهِ Allah’a
13 وَهُوَ ve O
14 عَلَىٰ üzerine
15 كُلِّ her ك ل ل
16 شَيْءٍ şey ش ي ا
17 شَهِيدٌ şahiddir ش ه د
 

Bunca ibret örneği ve delilden sonra artık muhatapların ister vicdanlarıyla baş başa kalarak ister –çevresel baskılardan uzak ortamlarda– fikir alışverişinde bulunarak düşüncelerini bir noktaya odaklamaları istenmektedir: Kendilerine çağrıda bulunan kişinin soyu sopu, çocukluğundan itibaren o güne kadar ortaya koyduğu davranışlar hepsinin mâlûmu; hiçbir zaman ve hiçbir şekilde güvenilirliği, hak severliği, söz ve eylemlerinde mâkul ve tutarlı olma hususunda en küçük bir ithama mâruz kalmamış; –son sıralarda belirli kişilerce ortaya atılan (sihirbazlık yaptığı veya aklını yitirdiği gibi) bazı mesnetsiz iddialar dışında– şu an söylediklerinde çelişki bulunduğunu kimse ileri süremiyor, aklî dengesine gölge düşürecek somut bir kanıt gösteremiyor; ayrıca, yaptığı iş için kendilerinden bir karşılık beklemediğini de açıkça ifade ediyor. Şayet bunun üzerinde taassuptan uzak biçimde ve insafı elden bırakmadan düşünebilecek olurlarsa zaten mesele bitmiş olacak, apaçık hakikati önlerinde bulacaklardır.

Kuşkusuz rabbim gerçeği ortaya koyar” diye çevrilen 48. âyetteki cümle ile ilgili başlıca açıklamalar şunlardır: Vahiy ile gerçekleri açıklar, peygamberlerinin dilinden delilleri ortaya koyar; gerçekleri kalplere ulaştırır, yerleştirir; hakkı bâtılın üzerine atar ve onu siler (Zemahşerî, III, 264; Râzî, XXV, 269-270; “hak” ve “bâtıl”hakkında bilgi için bk. İsrâ 17/81).

 

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 443
 

قُلْ مَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِۚ 

 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Mekulü’l-kavli مَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ ’dir.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

مَا  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup mukaddem ikinci mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

سَاَلْتُ  şart fiili olup sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ اَجْرٍ  car mecruru  مَا ’nın mahzuf haline mütealliktir. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

Munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  لَكُمْۜ  car mecruru mahzuf habere mütealliktir. 

اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اَجْرِيَ  mübteda olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  يَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَّا  hasr edatıdır.  عَلَى اللّٰهِۚ  car mecruru mahzuf habere mütealliktir. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  عَلٰى كُلِّ  car mecruru  شَه۪يدٌ ’e mütealliktir.  شَيْءٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. شَه۪يدٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.  شَه۪يدٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قُلْ مَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْۜ 

 

Fasılla gelen cümle müstenefedir. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.  

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  مَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْۜ  terkibi, şart üslubunda gelmiştir.

Mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün, ve istikrar ifade eden  مَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ , şarttır. 

Şart fiili olan  سَاَلْتُكُمْ , şeklen mazi olsa da mana itibariyle istikbali de kapsar.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s.106.)

Şart isimleri, ism-i mevsûller gibi umum ifade eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 103)

Cümlede, takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Şart ismi  مَا , konudaki önemine binaen amili olan  سَاَلْتُكُمْ ’e takdim edilmiştir.

مِنْ اَجْرٍ  car-mecruru, mef’ûl olan  مَا ’nın mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

اَجْرٍ ’deki tenvin kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir. Cümle kasrla tekid edilmiştir.

فَ , karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَهُوَ لَكُمْ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede icaz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  لَكُمْ , mahzuf habere mütealliktir. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِۚ 

 

 

Mekulü’l-kavle dahil beyanî istînaf olarak fasılla gelen cümle mukadder soruya cevaptır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) Fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  عَلَى اللّٰهِۚ, mahzuf habere mütealliktir.

Müsnedün ileyh olan  اَجْرِيَ , veciz ifade kastına matuf olarak izafetle gelmiştir. Bu izafette Hz. Peygamber’e ait zamire muzaf olan  اَجْرِ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

اَجْرِيَ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Bu kelime mükafat anlamında müsteardır. Mükafat, Allah’ın rızası, işçiye ödenen ücrete benzetilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

اَجْرٍ  kelimesinin ayette önemine binaen tekrarlanmasında, müşakele, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Nefy harfi  اِنْ  ve istisna edatı  اِلَّا  ile meydana gelen iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. اَجْرِيَ  mevsûf/maksûr,  عَلَى اللّٰهِ car-mecrurunun müteallakı haber sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Karşılığın, başkasına değil sadece Allah’a ait olduğu anlamını verir.

Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda  كائِنٍ  benzeri bir müstekar takdiriyle husul ve sübut ifade eder. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr, Şuara Suresi 113)

 وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ

 

 

Son cümle atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

هُوَ  mübteda,  شَه۪يدٌ  haberdir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ  car mecruru umum ve ihtimam için amili olan  شَه۪يدٌ ‘e takdim edilmiştir.

Bu takdim, kainattaki açık ve gizli her şeye Allahın şahit olduğunu, her şeyi görüp bildiğini, görmediği hiçbir şeyin olmadığını ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

شَيْءٍ ’deki nekrelik, kesret ve nev içindir.

شَه۪يدٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

Ayetin fasılası Kur’an-ı Kerim’in diğer ayetlerinde de ufak değişikliklerle mevcuttur. Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)