Kehf Sûresi 3. Ayet

مَاكِث۪ينَ ف۪يهِ اَبَداًۙ  ٣

(Allah onu), katından gelecek şiddetli bir azap ile (inanmayanları) uyarmak, salih ameller işleyen mü’minleri, içlerinde ebedî olarak kalacakları güzel bir mükâfat (cennet) ile müjdelemek ve “Allah, bir çocuk edindi” diyenleri de uyarmak için dosdoğru bir kitap kıldı.  (2 - 4. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 مَاكِثِينَ kalacaklardır م ك ث
2 فِيهِ onun içinde
3 أَبَدًا sürekli olarak ا ب د
 
Yüce Allah tarafından Hz. Peygamber’e indirilen Kur’an, nimetlerin en büyüğü olduğu için övgü ve saygıya başkasının değil, Kur’an’ı gönderen Allah Teâlâ’nın lâyık olduğu bildirilmiştir. Buradaki “kul”dan maksat Hz. Muhammed, “kitap”tan maksat da Kur’ân-ı Kerîm’dir. İnsanları zulmetten nura, dalâletten hidayete kavuşturan, iman ve İslâm’ı öğreten, dünya ve âhirette mutlu bir hayat sürdürebilmeleri için onlara Allah’ın emir ve yasaklarını, dinin hükümlerini, sevap ve cezayı bildiren; eğrisi büğrüsü, yanlışı ve çelişkisi bulunmayan dosdoğru bir kitabın indirilmesi, genelde bütün insanlık, özelde Hz. Muhammed için en büyük nimettir. Böyle bir nimete kavuşmak, o nimeti verene hamd ve şükretmeyi gerektirir. Yüce Allah, bu âyette Hz. Muhammed’in şahsında, lutfettiği bu nimete karşılık yalnız kendisine hamdedilmesi gerektiğini bildirmektedir.
 

مَاكِث۪ينَ ف۪يهِ اَبَداًۙ

 

مَاكِث۪ينَ  kelimesi  لَهُمْ ’deki muttasıl zamirden hal olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. ف۪يهِ  car mecruru  مَاكِث۪ينَ ’ye mütealliktir. اَبَداً  zaman zarfı  مَاكِث۪ينَ ’ye mütealliktir. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مَاكِث۪ينَ ; sülâsî mücerredi  مكث  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

مَاكِث۪ينَ ف۪يهِ اَبَداًۙ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayette  مَاكِث۪ينَ  kelimesi, önceki ayette müminlere ait olan  لَهُمْ  daki muttasıl zamirden haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.

اَبَداً  zarf olarak mansubdur ve ism-i fail vezninde gelerek fiil gibi amel eden  مَاكِث۪ينَ ’ye mütealliktir.

مَاكِث۪ينَ - اَبَداًۙ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

ف۪يهِ  car-mecrurundaki  اَجْراً ’e aid zamire dahil olan  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen mükafat, mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf kullanılmıştır. Ecir kazanan müminler, bir şeyin, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

ألمكث ; belirli bir yerde kalma eyleminin süreklilik arz etmesidir. Ayette zikredilen kimselerin içerisinde bulundukları maddi manevi lezzet ve rahatlık, yine devamlılık manası içeren zarf ile kullanılarak; onların elde edecek oldukları mükâfatın, göz açıp kapayıncaya kadar dahi onları terk etmeyecek şekilde kuşatıvermiş olmasına delalet etmektedir.  اَبَداًۙ  kelimesi de, yalnızca  مَاكِث۪ينَ ’yi tekid için gelmiş olmayıp, bilakis nimetlerle ilgili olarak bahsettiğimiz ihata ve devamlılık manalarını içerir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)