Kehf Sûresi 2. Ayet

قَيِّماً لِيُنْذِرَ بَأْساً شَد۪يداً مِنْ لَدُنْـهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْراً حَسَناًۙ  ٢

(Allah onu), katından gelecek şiddetli bir azap ile (inanmayanları) uyarmak, salih ameller işleyen mü’minleri, içlerinde ebedî olarak kalacakları güzel bir mükâfat (cennet) ile müjdelemek ve “Allah, bir çocuk edindi” diyenleri de uyarmak için dosdoğru bir kitap kıldı.  (2 - 4. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَيِّمًا dosdoğru olarak ق و م
2 لِيُنْذِرَ uyarması için ن ذ ر
3 بَأْسًا azaba karşı ب ا س
4 شَدِيدًا şiddetli ش د د
5 مِنْ
6 لَدُنْهُ katından (indirdi) ل د ن
7 وَيُبَشِّرَ ve müjdelemesi için ب ش ر
8 الْمُؤْمِنِينَ mü’minlere ا م ن
9 الَّذِينَ
10 يَعْمَلُونَ yapan ع م ل
11 الصَّالِحَاتِ iyi işler ص ل ح
12 أَنَّ
13 لَهُمْ kendileri için bulunduğunu
14 أَجْرًا mükafat ا ج ر
15 حَسَنًا güzel ح س ن
 
Yüce Allah tarafından Hz. Peygamber’e indirilen Kur’an, nimetlerin en büyüğü olduğu için övgü ve saygıya başkasının değil, Kur’an’ı gönderen Allah Teâlâ’nın lâyık olduğu bildirilmiştir. Buradaki “kul”dan maksat Hz. Muhammed, “kitap”tan maksat da Kur’ân-ı Kerîm’dir. İnsanları zulmetten nura, dalâletten hidayete kavuşturan, iman ve İslâm’ı öğreten, dünya ve âhirette mutlu bir hayat sürdürebilmeleri için onlara Allah’ın emir ve yasaklarını, dinin hükümlerini, sevap ve cezayı bildiren; eğrisi büğrüsü, yanlışı ve çelişkisi bulunmayan dosdoğru bir kitabın indirilmesi, genelde bütün insanlık, özelde Hz. Muhammed için en büyük nimettir. Böyle bir nimete kavuşmak, o nimeti verene hamd ve şükretmeyi gerektirir. Yüce Allah, bu âyette Hz. Muhammed’in şahsında, lutfettiği bu nimete karşılık yalnız kendisine hamdedilmesi gerektiğini bildirmektedir.
 

قَيِّماً لِيُنْذِرَ بَأْساً شَد۪يداً مِنْ لَدُنْـهُ 

 

Fiil cümlesidir. قَيِّماً  mahzuf fiilin mef’ûlun bihidir. Takdiri, جعله (Onu yaptı) şeklindedir.

لِ  harfi, يُنْذِرَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle  أَنزَلَ  fiiline mütealliktir.

يُنْذِرَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Birinci mef’ûlun bih mahzuftur. Takdiri, الكافرين (kâfirler) şeklindedir. بَأْساً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. شَد۪يداً  kelimesi  بَأْساً ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

مِنْ لَدُنْـهُ  car mecruru  بَأْساً ’nin mahzuf ikinci sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُنْذِرَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  نذر ’dır. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

شَد۪يداً  sıfat-ı müşebbehedir.  “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 

 وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُبَشِّرَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْمُؤْمِن۪ينَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  الْمُؤْمِن۪ينَ ’ün sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَعْمَلُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

يَعْمَلُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

الصَّالِحَاتِ  mef’ûlun bih olup nasb alameti fethadır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır. 

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

يُبَشِّرَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بشر ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

الصَّالِحَاتِ ; sülasi mücerredi  صلح  olan fiilin ism-i failidir. 

مُؤْمِن۪ينَ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 اَنَّ لَهُمْ اَجْراً حَسَناًۙ

 

İsim cümlesidir. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel, mahzuf  بَ  harf-i ceriyle يُبَشِّرَ  fiiline mütealliktir.

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

لَهُمْ  car mecruru  اَنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. اَجْراً  kelimesi  اَنَّ ’nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur.  حَسَناًۙ  kelimesi  اَجْراً ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.

 

قَيِّماً لِيُنْذِرَ بَأْساً شَد۪يداً مِنْ لَدُنْـهُ 

 

Fasılla gelen cümlede, îcâz-ı hazif sanatı vardır.  قَيِّماً , takdiri  جعله (Onu yaptı.) olan mahzuf fiilin mef’ûlüdür. Bu takdire göre cümle mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Bu cümlenin hal olması da caizdir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

Sebep bildiren harf-i cer  لِ  ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيُنْذِرَ بَأْساً شَد۪يداً مِنْ لَدُنْـهُ  cümlesi, masdar tevilinde  أَنزَلَ  fiiline mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Kur’ânın kayyim olması ifadesinde istiare sanatı vardır. İşleri üstlenen, koruyucu, velî manasındaki  قَيِّماً , Kur’ân’a nisbet edilerek Kur’ân, kişileştirilmiş, iradesi olan bir zata benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

لِيُنْذِرَ  fiilinin, takdiri  الكافرين  olan ilk mef’ûlü mahzuftur. Mef’ûlün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

شَد۪يداً , ikinci mef’ûl olan  بَأْساً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

بَأْساً ’deki nekrelik, nev, kesret ve tazim ifade eder. 

شَد۪يداً  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

مِنْ لَدُنْـهُ  car mecruru, mef’ûl olan  بَأْساً ‘in mahzuf ikinci sıfatına müteallıktır. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

لَدُنْـهُ  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  لَدُنْ , tazim edilmiştir.

لَدُنْـهُ  ifadesi (Bu iş onun kudretinde) manasındadır. Burada ilim ve kudretle davranmak manasında mecazdır. Aslında  لَدُنْ  yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için ve kontrol altında tutmak manasında mecazi olarak kullanılır. Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.

بَأْساً - شَد۪يداً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

لَدُنْ  kelimesi, aynı anlama gelen  عِنْدَ  kelimesinden farklıdır. Çünkü  لَدُنْ , en yakın anlam için, عِنْدَ ise hem yakın, hem uzak için kullanılır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân, Hud/1)

قَيِّماً  gizli bir şeyle mansubdur ki takdiri  جَعَلَهُ قيِّماً  şeklindedir veya  لَهُ ’daki zamirden ya da kitaptan haldir. O zaman ve  لَمۡ یَجۡعَل ’deki و , hal için olur atıf için olmaz. Çünkü atıf için olursa matuf, matufun aleyhin bazı parçalarının arasına girmiş olur. Bunun içindir ki bunda takdim ve tehir vardır denilmiştir.

Kur'anın  قَيِّماً  oluşu ile insanların hidayetine sebep olması ve adeta çocukların işlerini üzerine alan bir kayyim olmasıdır. Binaenaleyh beşerî ruhlar tıpkı bir çocuk gibi Kur'an da o çocuğun işlerini yerine getiren, hizmetini gören, şefkatli, onun üzerine titreyen bir mürebbî gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Şiddetli bir azapla uyarması için yani  لِيُنْذِرَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا عذاباً شَديداً  demektir ki birinci mef'ûl (الَّذ۪ينَ كَفَرُوا) karineden dolayı ve esas hedef olanla (بَأْساً) yetinmek için hazf edilmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

 

 وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْراً حَسَناًۙ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la …لِيُنْذِرَ بَأْساً  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

الْمُؤْمِن۪ينَ  için sıfat konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْراً حَسَناًۙ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Masdar ve tekid harfi  اَنَّ  ile tekid edilmiş  اَنَّ لَهُمْ اَجْراً حَسَناً  cümlesi, masdar tevilinde, sebep bildiren  بِ  harfiyle يُبَشِّرَ  fiiline mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede, takdim-tehir ve îcaz-ı hazif sanatları vardır. Ihtimam için takdim edilmiş  لَهُمْ  car mecruru,  اَنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.

Muahhar müsnedün ileyh olan  اَجْراً ’deki nekrelik, kesret, nev ve tazim ifade eder. Kimsenin tahayyül edemeyeceği evsafta olduğuna işarettir.  

حَسَناً  kelimesi  اَجْراً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

حَسَناً  sıfatı,  اَجْراً ’in tasavvur edilemez evsafta olduğu anlamını destekler.

اَنَّ لَهُمْ اَجْراً حَسَناً  cümlesinde istiare vardır. Salih amel yapan müminlerin mükâfatı, işçilerin kazancı olan ücrete benzetilmiştir.  

الْمُؤْمِن۪ينَ - الصَّالِحَاتِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

عَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ  ibaresinde, takdiri  الاعمال  olan mevsuf mahzuftur.

لِيُنْذِرَ بَأْساً شَد۪يداً مِنْ لَدُنْـهُ  cümlesiyle, …يُبَشِّرَ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

يُنْذِرَ - يُبَشِّرَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve  بَأْساً - حَسَناًۙ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

Kur’ân’ın kafirler için şiddetli azapla uyarıcı, salih amel işleyen müminler için müjdeleyici olması özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır.

Allah'ın böyle vasıflandırılması, övgülerin niçin O'na mahsus olduğunu zımnen bildirmek ve Kur'an’ın yüce şanını belirtmek içindir. Yararlı işler yapanlara mümin olma şartının getirilmesi, amellerin kabule şayan olması için imanın şart olduğunu bildirmeye yöneliktir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

اَجْراً حَسَناًۙ [Güzel mükâfat] tan murad, cennet ve onun güzel nimetleridir. Burada uyarmanın müjdelemekten önce zikredilmesi, kâfirleri, içinde bulundukları küfürden vazgeçirmeye son derece önem verildiğini göstermek içindir. Bir de kötü vasıflardan temizlemek, iyi vasıflarla donatmaktan önce gerçekleştiği içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)