نَذْرٌ :Kişinin kendisi için zorunlu olmayan bir şeyi, bir işin olması şartına bağlı olarak üzerine zorunlu kılmasıdır. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
‘Nezr’ sözlükte, üzerine vacip (gerekli) olmayan bir şeyi kendisine vacip kılmak demektir. “ Bir işi Allah için nezr ettim’ şeklinde söylenir. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 494)
Nezr, müminlerin kendileri yükümlü hale getirdikleri bir ibadettir. Allah emrettiği halde bir ibadeti kendine vacip hale getirmek, elbette Allah’a kulluğun, O’nun sevabını beklediğini, O’nun rızasını ummanın bir sonucudur. Mü’min hangi yola olursa olsun, Allah rızasına ulaşmak bir vesile (sebeb) arar. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 495.)
إنْذَرٌ : İçinde korku bulunan haber vermedir. Nasıl ki de, تَبْشِیر de içinde sevinç bulunan haberdir. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
‘İnzar’ sözlükte, içerisinde korkutma olan bir haberi vermektir. Bir başka deyişle, bir şeyin sonucundaki tehlikeyi haber verip sakındırmak, uyarmak ve dikkatini çekmektir. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 494) . “Sevindirici haber verme” anlamındaki tebşir’in karşıtı olan ‘inzar’ dine davet yöntemlerinden biridir. Esasen dinî davetin ilâhi gerçekleri anlatma ve insanları uyarıp ilahi gerçekleri anlatma ve insanları uyarıp harekete geçirme şeklinde ifade edilecek iki yönü vardır. İnzâr bunların ikincisini oluşturmaktadır. Çünkü insanları harekete geçiren arzu veya korku faktörleridir. İnzâr, kişide korku uyandırarak onun dinin hedeflerine uygun davranışlara yönelmesini amaçlayan davet yöntemidir. Ancak bu tek başına değil, insan tabiatındaki arzu ve isteklere hitap etmek suretiyle dinî ilgi uyandırmayı amaçlayan özendirme (tebşir) ile birlikte kullanılır. Uyarma ve müjdeleme bütün peygamberlerin kullandığı iki davet metodudur. (Hayati Hökelekli “İnzar”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi s: 22, 358-359)
Din dilinde inzar; Allah’ın kitapları ve Peygamberleri vasıtasıyla insanları, inkar, şirk, nifak ve isyan gibi, ilahi azaba ve cehenneme girmeye sebep olacak her türlü inanç, söz, fiil ve davranışlardan sakındırması, gelecek tehlikeyi önceden bildirmesi, böylece onları iman, ibadet ve itaate yöneltmesidir. (Fikret Karaman-İsmail Karagöz, Dini Kavramlar Sözlüğü, s. 319.)
نَذِيرٌ ise, uyaran kişidir. Bu kavram, insan olsun başka bir şey olsun, uyarma niteliği taşıyan her şey için kullanılır. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
Bir tehlikeyi haber vererek başkasını ‘inzar’ edene (korkutana) ‘nezir’ veya ‘münzir’ denir. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 494.) Allah, her ümmete bir nezir göndermiştir. (Fatir 35/24) Son Peygamber Hz. Muhammed (a.s.) bütün insanlar için müjdeci ve uyarıcıdır. (Sebe’, 34/28) Hz. Muhammed (a.s.), sadece içinde yaşadığı toplumu değil bütün insanları Kur’an’la uyarır. Kur’an kıyamete kadar uyarı görevini sürdürecektir. (Fikret Karaman-İsmail Karagöz, Dini Kavramlar Sözlüğü, s. 319.)
Her münzir haber vericidir. Fakat her haber verici münzir değildir. Burada inzârdan maksat Allah’ın azabından ve isyankârlara olan cezasından korkutmaktır. Bu kimseler tebşire lâyık olmadıklarından haklarında inzar kavramı kullanılmıştır. Çünkü inzar, kalplere daha çok tesir eder ve nefisleri daha kuvvetle uyarır. Kâfirlere başlangıçta kendilerine yapılan tebşirat hiçbir fayda sağlamadığından inzâr gelmiştir. (İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l Beyan Kur’an Meali ve Tefsiri s. 176)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
أَأَنْذَرْتَهُمْ | onları uyarman |
|
|
تُنْذِرْهُمْ | uyarmasan da |
|
|
وَنَذِيرًا | ve uyarıcı olarak |
|
|
وَمُنْذِرِينَ | ve uyarıcılar olarak |
|
|
نَذَرْتُمْ | (ne) adarsanız |
|
|
نَذْرٍ | adak olarak |
|
|
نَذَرْتُ | adadım |
|
|
وَمُنْذِرِينَ | ve uyarıcı |
|
|
نَذِيرٍ | bir uyarıcı |
|
|
وَنَذِيرٌ | ve uyarıcı |
|
|
لِأُنْذِرَكُمْ | sizi uyarayım |
|
|
وَمُنْذِرِينَ | ve uyarıcılar olmak |
|
|
وَأَنْذِرْ | ve uyar |
|
|
وَلِتُنْذِرَ | ve uyarman için |
|
|
وَيُنْذِرُونَكُمْ | ve sizi uyaran |
|
|
لِتُنْذِرَ | uyarman |
|
|
لِيُنْذِرَكُمْ | sizi uyarmak için |
|
|
لِيُنْذِرَكُمْ | sizi uyarması için |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcıdır |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcı |
|
|
وَلِيُنْذِرُوا | ve uyarmaları için |
|
|
أَنْذِرِ | uyarsın |
|
|
الْمُنْذَرِينَ | uyarılanların |
|
|
وَالنُّذُرُ | ve uyarılar |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcıyım |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcısın |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcıyım |
|
|
مُنْذِرٌ | bir uyarıcısın |
|
|
وَأَنْذِرِ | ve uyar |
|
|
وَلِيُنْذَرُوا | uyarılsınlar diye |
|
|
النَّذِيرُ | bir uyarıcıyım |
|
|
أَنْذِرُوا | uyarsın |
|
|
وَنَذِيرًا | ve uyarıcı olmak |
|
|
لِيُنْذِرَ | uyarması için |
|
|
وَيُنْذِرَ | ve uyarması için |
|
|
أُنْذِرُوا | uyarıldıkları |
|
|
وَمُنْذِرِينَ | ve uyarıcılar |
|
|
نَذَرْتُ | adadım |
|
|
وَأَنْذِرْهُمْ | onları uyar |
|
|
وَتُنْذِرَ | ve uyarman için |
|
|
أُنْذِرُكُمْ | sizi uyarıyorum |
|
|
يُنْذَرُونَ | uyarıldıkları |
|
|
نُذُورَهُمْ | adaklarını |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcıyım |
|
|
نَذِيرًا | uyarıcı |
|
|
نَذِيرًا | uyarıcı |
|
|
نَذِيرًا | bir uyarıcı |
|
|
وَنَذِيرًا | ve uyarıcı |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcı(dan) |
|
|
الْمُنْذَرِينَ | uyarılanların |
|
|
الْمُنْذِرِينَ | uyarıcılar- |
|
|
مُنْذِرُونَ | uyarıcıları |
|
|
وَأَنْذِرْ | ve uyar |
|
|
الْمُنْذَرِينَ | uyarılanlara |
|
|
الْمُنْذِرِينَ | ancak uyarıcılardanım |
|
|
لِتُنْذِرَ | uyarasın diye |
|
|
نَذِيرٍ | bir uyarıcı |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcıyım |
|
|
لِتُنْذِرَ | uyarman için |
|
|
نَذِيرٍ | uyarıcı |
|
|
وَنَذِيرًا | ve uyarıcı |
|
|
وَنَذِيرًا | ve uyarıcı olman |
|
|
نَذِيرٍ | uyarıcı |
|
|
نَذِيرٍ | uyarıcı |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcıdır |
|
|
تُنْذِرُ | uyarırsın |
|
|
نَذِيرٌ | uyarıcı(dan) |
|
|
وَنَذِيرًا | ve uyarıcı |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcı |
|
|
النَّذِيرُ | uyarıcı |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcı (peygamber) |
|
|
نَذِيرٌ | uyarıcı |
|
|
لِتُنْذِرَ | uyarman için |
|
|
أُنْذِرَ | uyarılmamış |
|
|
أَأَنْذَرْتَهُمْ | uyarsan (da) |
|
|
تُنْذِرْهُمْ | uyarmasan (da) |
|
|
تُنْذِرُ | sen uyarabilirsin |
|
|
لِيُنْذِرَ | uyarman için |
|
|
مُنْذِرِينَ | uyarıcılar |
|
|
الْمُنْذَرِينَ | uyarılanların |
|
|
الْمُنْذَرِينَ | uyarılmış olanların |
|
|
مُنْذِرٌ | bir uyarıcı (peygamber) |
|
|
مُنْذِرٌ | bir uyarıcıyım |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcı |
|
|
وَيُنْذِرُونَكُمْ | ve sizi uyaran |
|
|
لِيُنْذِرَ | uyarmak için |
|
|
وَأَنْذِرْهُمْ | ve onları uyar |
|
|
وَنَذِيرًا | ve uyarıcı olarak |
|
|
أَنْذَرْتُكُمْ | ben sizi uyardım |
|
|
لِتُنْذِرَ | uyarman için |
|
|
وَتُنْذِرَ | ve uyarman için |
|
|
نَذِيرٍ | uyarıcı |
|
|
مُنْذِرِينَ | uyarıcıyız |
|
|
أُنْذِرُوا | uyarıldıkları |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcıdan |
|
|
لِيُنْذِرَ | uyarmak için |
|
|
أَنْذَرَ | uyarmıştı |
|
|
النُّذُرُ | nice uyarıcılar |
|
|
مُنْذِرِينَ | uyarıcılar olarak |
|
|
وَنَذِيرًا | ve uyarıcı |
|
|
مُنْذِرٌ | bir uyarıcı |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcıyım |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcıyım |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcıdır |
|
|
النُّذُرِ | uyarıcılar- |
|
|
النُّذُرُ | uyarılar |
|
|
وَنُذُرِ | ve uyarılarım |
|
|
وَنُذُرِ | ve uyarılarım |
|
|
وَنُذُرِ | ve uyarılarım |
|
|
بِالنُّذُرِ | uyarıları |
|
|
وَنُذُرِ | ve uyarılarım |
|
|
بِالنُّذُرِ | uyarıları |
|
|
أَنْذَرَهُمْ | onları uyarmıştı |
|
|
بِالنُّذُرِ | uyarılara karşı |
|
|
وَنُذُرِ | ve uyarılarımı |
|
|
وَنُذُرِ | ve uyarılarımı |
|
|
النُّذُرُ | uyarılar |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcı |
|
|
نَذِيرٌ | uyarıcı |
|
|
نَذِيرِ | tehdidim |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcıyım |
|
|
أَنْذِرْ | uyar |
|
|
نَذِيرٌ | bir uyarıcıyım |
|
|
فَأَنْذِرْ | ve uyar |
|
|
نَذِيرًا | uyarıcıdır |
|
|
بِالنَّذْرِ | adaklarını |
|
|
نُذْرًا | uyarı |
|
|
أَنْذَرْنَاكُمْ | siz uyardık |
|
|
مُنْذِرُ | uyarıcısın |
|
|
فَأَنْذَرْتُكُمْ | ben sizi uyardım |