وَبِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَۜ وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّراً وَنَذ۪يراًۢ ١٠٥
وَبِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَۜ
وَ istînâfiyyedir. بِالْحَقِّ car mecruru اَنْزَلْنَاهُ ’deki هُ zamirinin veya failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; أنزلناه ملتبسا بالحق (Onu hak ile indirdik.) şeklindedir.
Fiil cümlesidir. اَنْزَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالْحَقِّ car mecruru atıf harfi وَ ’la بِالْحَقِّ ’ye matuftur.
نَزَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir.
اَنْزَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّراً وَنَذ۪يراًۢ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَرْسَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اِلَّا hasr edatıdır. مُبَشِّراً hitap zamiri كَ ’nin hali olup fetha ile mansubdur. نَذ۪يراً atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
اَرْسَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
مُبَشِّراً ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَبِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mütekellim Allah Teâlâ’dır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber, inkârî kelamdır. Cümle kasr üslubuyla tekid edilmiştir. Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. بِالْحَقِّ car mecruru, siyaktaki önemine binaen ve kasr ifadesi için amili olan اَنْزَلْنَاهُ fiiline takdim edilmiştir.
Cümledeki iki tekit hükmündeki kasr car-mecrur ve fiil arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur.
Mecrurun amiline takdimi, iki yerde de kasr ifade eder. Kur’an’a eskilerin masalları, apaçık sihir veya benzeri şeyler diyen eden inkârcılara cevaptır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
“Biz onu gerçek olarak indirdik, o da gerçek olarak nazil oldu.” Biz Kur'an’ı ancak indirilmesini gerektiren hikmete mebni olarak indirdik, o da ancak hak ve hikmeti kuşanmış olarak indi; çünkü o, her hayra yönlendiren hidayeti ihtiva eder. Ya da “Biz onu semadan tamamen meleklerin gözetiminde, gerçeğin ta kendisi olarak korunmuş vaziyette indirdik. O da semadan peygambere tamamen melekler tarafından korunarak şeytanların ona herhangi bir şey karıştırmasından muhafaza edilerek indi.” (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
بِالْحَقِّ , maksûrun aleyh/mevsuf, اَنْزَلْنَاهُ , maksûr/sıfat olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
بِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ [Hak ile indirdik onu] ayeti hasr (sadece) manasına gelip “Allah onu, hakkı ortaya koymanın dışında başka bir maksat için indirmedi.” demektir.
اَنْزَلْنَاهُ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Batıl nasıl ‘zail olan, giden’ manasına ise hak da ‘duran, kaybolmayan, zail olmayan’ demektir. Bu Kitab-ı Kerim, silinmeyen, kaybolmayan birçok şeyi ihtiva etmektedir.
Aynı üslupta gelen وَبِالْحَقِّ نَزَلَ cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber, inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِالْحَقِّ car mecruru, siyaktaki önemine binaen ve kasr ifadesi için amili olan نَزَلَ fiiline takdim edilmiştir.
Cümledeki iki tekit hükmündeki kasr car-mecrur ve fiil arasındadır.
بِالْحَقِّ , maksûrun aleyh/mevsuf, نَزَلَ , maksûr/sıfat olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
نَزَلَۜ - اَنْزَلْنَا fiilleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
إنزال fiilinde fail, تنزيل fiilinde mef’ûl vurgulanır. İkisi de Kur’an hakkında kullanılır. أنزلنا derken Allah kendisini, نزّلنا derken Kur’an’ı vurgular. أنزلنا ; Ben indirdim. نزّلنا ; Kur’an’ı indirdim vurgusu taşır.
Hz. Peygamberin uyarıcı ve müjdeleyici olarak belirtilmesi taksim sanatıdır.
الْحَقِّ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ebu Ali el-Farisi şöyle der: “Ayetteki بِالْحَقِّ ifadesindeki بِ birlikte manasınadır.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayetteki بِالْحَقِّ ifâdesindeki بِ harf-i ceri iki yerde de musahabe içindir. Çünkü hakkı ve hidayeti kapsar. Musahabe, zarfiyeye benzetilmiştir. Eğer bu iki بِ aynı manada olmasaydı وَبِالْحَقِّ نَزَلَۜ sözü sadece وَبِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ ifadesini tekid için gelmiş olurdu. Çünkü o hak ile indirilmişse O indirmiştir.
وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّراً وَنَذ۪يراًۢ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Fiilin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Cümlede مَٓا nefi harfi, اِلَّا istisna edatı ile oluşmuş kasr, muhatap Peygamber Efendimizin sadece müjdeci ve uyarıcı olduğunu vurgulu bir dille ifade etmektedir. İzafî kasrdır.
وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّراً وَنَذ۪يراًۢ cümlesi, وَبِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ ile وَقُرْاٰناً فَرَقْنَاهُ arasında mu’teriza cümlesidir. Yani bu hak zarar da fayda da içerir. ‘’Sen bu hak ile müminleri müjdeler, kâfirleri korkutursun.’’ Buradaki kasr, Allah’ın tasarruflarıyla alakalı istekleri olanlara ve resulun bir beşer olmadığını zannedenleri reddir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İki tekit hükmündeki kasr, hal sahibi ile hal arasındadır. اَرْسَلْنَاكَ fiilinin mef’ûlü maksûr/mevsûf, مُبَشِّراً maksûrun aleyh/sıfat olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
وَنَذ۪يراً , hal olan مُبَشِّراً ’e matuftur. Atıf sebebi tezattır.
مُبَشِّراً - نَذ۪يراًۢ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcâb sanatı vardır.
نَذ۪يراًۢ , sülasi mücerred babın, مُبَشِّراً ise sülasi mezid تفيل babının mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir.