َﺣﻖ kelimesinin aslı, uygunluk ve uyumluluktur. Kapıyı tutan ayağının kendisi için hazırlanmış sabit yere uygun gelmesi ve düzgün bir şekilde orada dönebilmesi gibi. Hak kelimesi değişik anlamlarda kullanılır.
Birincisi: Bir şeyi hikmetin gereği olarak yaradana hak adı verilir. Bunun için Yüce Allah için: O, haktır denir.
İkincisi: Hikmetin gereği olarak yaratılan şeye de hak adı verilir. Bu açıdan: Yüce Allah’ın her fiili haktır, denir. Ölüm haktır, diriliş haktır denmesi gibi.
Üçüncüsü: Bir şeye, gerçekte olduğu şeklindeki uygun biçimde inanmaktır.
Dördüncüsü: Gerektiği yerde, gerektiği kadar, gerektiği zaman ortaya konan fiil/hareket ve söze de hak adı verilir. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
Sözlükte “gerçek, sabit ve doğru olmak, gerekmek; bir şeyi gerçekleştirmek; bir şeye yakînen muttali olmak” anlamlarında masdar ve “gerçek, sabit, doğru, varlığı kesin olan şey” anlamlarında isim olan hak kelimesi (çoğulu hukūk) genellikle bâtılın zıddı olarak gösterilir İbrânîce’de benzer bir kökün “ağaç, taş veya metalin içini oymak; yazmak, kaydetmek, tasvir etmek; buyurmak, bir kanunla sabit hale getirmek; Tanrı veya insanlara karşı ödev, hukuk, imtiyaz manalarına geldiğini iddia eden Râgıb el-İsfahânî, hakkın asıl mânasının “mutabakat ve muvafakat” olduğunu belirtir. Hak kelimesi “varlığı kesin olan, mutlak gerçek, hikmete uygun olarak icat eden” anlamlarından dolayı Allah’ın bir ismi veya sıfatı olarak da geçmektedir (el-En‘âm 6/62; Yûnus 10/30, 32; el-Hac 22/62). Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Kur’an’da hak kelimesinin müfessirlere göre başlıca on sekiz anlamda kullanıldığını belirtir ve âyetlerden örnek vererek bu anlamları şöyle sıralar: Allah, Kur’an, İslâm, adalet, tevhid, sıdk, mal, vücûb, ihtiyaç, pay, beyan, Kâbe’nin durumu, haram ve helâli açıklama, kelime-i tevhid, ölüm, kesinlik, cürüm, bâtılın zıddı (Nüzhetü’l-aʿyün, s. 266-269).Kur’ân-ı Kerîm’de 247 yerde geçen hak kelimesi âyetlerin çoğunda bâtılın zıddı olarak kullanılmıştır (meselâ bk. el-Bakara 2/42; en-Nisâ 4/105; el-Mâide 5/77). Öteki anlamları arasında “vâkıaya, gerçeğe uygun söz” (el-A‘râf 7/169; Sâd 38/84); “doğru haber” (el-Mü’minûn 23/62); “doğru yol” (Yûnus 10/35); “aslına uygun bilgi, inanç, yakīn” (Yûnus 10/36; en-Necm 53/28; el-Vâkıa 56/95; krş. Taberî, XV, 89); “delil” (Yûnus 10/76, 77; krş. Taberî, XV, 102, 105); “bir olayın iç yüzü” (Yûsuf 12/51); “adalet” (el-A‘râf 7/89; el-Enbiyâ 21/112; Sâd 38/22, 26; ez-Zümer 39/69, 75); “görev, ödev, hüküm” (el-Bakara 2/180, 236, 241; er-Rûm 30/47) en çok dikkati çekenleridir. Bazı âyet ve hadislerde Allah’ın insanlar üzerindeki hakları yanında O’nun inananları koruma, azaptan esirgeme, onlara yardım etme gibi lutuflarının da Allah üzerine birer hak olduğu ifade edilir (meselâ bk. Yûnus 10/103; er-Rûm 30/47; Buhârî, “Libâs”, 101; Müslim, “Îmân”, 48-51; İbn Mâce, “Zühd”, 35; Tirmizî, “Îmân”, 18). (Mustafa Çağırıcı, “Hak”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 15 : 137/139.)
Rabbimizin mastar olan diğer isimlerinde olduğu gibi o mastarın ifade edebileceği bütün anlamları kendinde toplar, yani hakkın bizzat kendisi olduğunu gösterir (Lokman 31/10). Kur’an- Kerim’de hak kelimesi çeşitli formlarda kullanılır. Bu zengin kullanım içinde pek çok yerde Allah’a nisbet edilmekte olup bunların bazısında doğrudan zat-ı ilahiyyeye izafe edilir (Keyf 18/44, Hac 22/6, 62, Nur,24/25). Kur’an-ı Kerim’de “Hakk” kavramının neredeyse bütün boyutlarıyla ve kuvvetle vurgulandığı yer Yunus Suresi’dir. (Fatma Bayram, En Güzel İsimler 99 Esma Sonsuz Mana, s. 204)
‘Hakk’ aslında sabit ve aklı inkar edemeyeceği derecede gerçek olan şey demektir. O aynı zamanda doğrudur, isabetlidir, maksada uygundur, arzu edilene denk düşen şeydir. Bu bakımdan her an ve her yerde sabit olan (mevcut olan) Allah (cc) gerçek Haktır. O yarattıklarını hakk üzere yarattığı için, onlar da Allah'a göre hakk’tırlar. Haktan gelen, O’ndan kaynaklanan her şey de tıpkı O’nun zatı gibi hakk’tır. O’ndan gelen vahiy de haktır. O’nun gönderdiği din de hakk’tır.
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
الْحَقُّ | haktır (gerçektir) |
|
|
الْحَقَّ | gerçeği |
|
|
الْحَقَّ | hakkı |
|
|
الْحَقِّ | hak |
|
|
بِالْحَقِّ | doğruyu |
|
|
الْحَقُّ | haktır |
|
|
الْحَقُّ | gerçek |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçekle |
|
|
حَقَّ | doğru bir |
|
|
الْحَقُّ | bir gerçek olduğunu |
|
|
الْحَقَّ | gerçeği |
|
|
الْحَقُّ | Gerçek |
|
|
لَلْحَقُّ | bir gerçektir |
|
|
بِالْحَقِّ | hak olarak |
|
|
حَقًّا | bir haktır (borçtur) |
|
|
بِالْحَقِّ | hak olarak |
|
|
الْحَقِّ | gerçeğe |
|
|
أَحَقُّ | hak sahibidirler |
|
|
حَقًّا | bu bir borçtur |
|
|
حَقًّا | bir haktır (borçtur) |
|
|
أَحَقُّ | daha layıkız |
|
|
بِالْحَقِّ | hak olarak |
|
|
الْحَقُّ | hak olan (borçlu) |
|
|
الْحَقُّ | borçlu olan |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
حَقٍّ | hak |
|
|
الْحَقُّ | (Bu,) gerçektir |
|
|
الْحَقُّ | gerçek |
|
|
الْحَقَّ | hakkı |
|
|
الْحَقَّ | gerçeği |
|
|
حَقٌّ | hak olduğunu |
|
|
حَقَّ | hakkıyla |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçek ile |
|
|
حَقٍّ | hak- |
|
|
الْحَقِّ | hak- |
|
|
حَقٍّ | haksız yere |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçek ile |
|
|
حَقًّا | gerçek |
|
|
حَقًّا | gerçek |
|
|
حَقٍّ | haksız |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
|
الْحَقَّ | gerçek |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçek olarak |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçekle |
|
|
الْحَقِّ | gerçek(ten ayrılıp) |
|
|
الْحَقِّ | haksız yere |
|
|
الْحَقِّ | gerçekleri |
|
|
الْحَقِّ | gerçeğe |
|
|
اسْتَحَقَّا | işledikleri |
|
|
اسْتَحَقَّ | haksızlık edilenlerden |
|
|
أَحَقُّ | daha doğrudur |
|
|
بِحَقٍّ | gerçek |
|
|
بِالْحَقِّ | hakkı |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçek |
|
|
الْحَقَّ | gerçeği |
|
|
الْحَقِّ | gerçek olan |
|
|
الْحَقُّ | gerçek iken |
|
|
بِالْحَقِّ | hak (ve hikmet) ile |
|
|
الْحَقُّ | haktır |
|
|
أَحَقُّ | daha layıktır |
|
|
حَقَّ | hakkıyla |
|
|
الْحَقِّ | gerçek |
|
|
بِالْحَقِّ | hak olarak |
|
|
حَقَّهُ | hakkını (sadakasını) |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
الْحَقُّ | tam doğrudur |
|
|
حَقَّ | hak oldu |
|
|
الْحَقِّ | haksız |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
|
حَقًّا | gerçek |
|
|
حَقًّا | gerçek |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçekle |
|
|
حَقِيقٌ | borçtur |
|
|
الْحَقَّ | gerçekten |
|
|
الْحَقُّ | gerçek |
|
|
الْحَقِّ | hak |
|
|
بِالْحَقِّ | doğrulukla |
|
|
الْحَقَّ | gerçekten |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
حَقًّا | gerçek |
|
|
بِالْحَقِّ | hak uğruna |
|
|
الْحَقِّ | hakka |
|
|
يُحِقَّ | gerçekleştirmek |
|
|
الْحَقَّ | hakkı |
|
|
لِيُحِقَّ | ta ki gerçekleştirsin |
|
|
الْحَقَّ | hakkı |
|
|
الْحَقَّ | bir gerçek |
|
|
حَقًّا | gerçek |
|
|
أَحَقُّ | en layık olan |
|
|
الْحَقِّ | gerçek |
|
|
الْحَقِّ | hak |
|
|
الْحَقُّ | hak |
|
|
أَحَقُّ | daha uygundu |
|
|
أَحَقُّ | elbette daha uygundur |
|
|
حَقًّا | gerçek |
|
|
حَقًّا | gerçektir |
|
|
بِالْحَقِّ | hak olmak |
|
|
الْحَقِّ | haksız yere |
|
|
الْحَقِّ | gerçek |
|
|
الْحَقُّ | gerçek |
|
|
الْحَقِّ | gerçeğin |
|
|
حَقَّتْ | gerçekleşmiş oldu |
|
|
الْحَقِّ | hakka |
|
|
لِلْحَقِّ | hakka |
|
|
الْحَقِّ | hakka |
|
|
أَحَقُّ | daha lâyıktır |
|
|
الْحَقِّ | gerçek açısından |
|
|
أَحَقٌّ | gerçek mi? |
|
|
لَحَقٌّ | gerçektir |
|
|
حَقٌّ | gerçektir |
|
|
الْحَقُّ | gerçek |
|
|
لِلْحَقِّ | gerçek |
|
|
وَيُحِقُّ | ortaya çıkarır |
|
|
الْحَقَّ | hakkı |
|
|
الْحَقُّ | gerçek |
|
|
حَقَّتْ | kesinleşmiş olan(lar) |
|
|
حَقًّا | bir haktır |
|
|
الْحَقُّ | hak |
|
|
الْحَقُّ | bir gerçektir |
|
|
الْحَقُّ | haktır |
|
|
حَقٍّ | hakkımız |
|
|
الْحَقُّ | bir hak |
|
|
الْحَقُّ | hak |
|
|
حَقًّا | gerçek |
|
|
الْحَقُّ | haktır |
|
|
الْحَقِّ | gerçek |
|
|
الْحَقَّ | hakkı |
|
|
الْحَقُّ | hak olduğunu |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
الْحَقِّ | gerçek |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
حَقَّتْ | hak oldu |
|
|
حَقًّا | gerçek olarak |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçek olarak |
|
|
فَحَقَّ | böylece gerekli olur |
|
|
حَقَّهُ | hakkını |
|
|
بِالْحَقِّ | haksız yere |
|
|
الْحَقُّ | Hak |
|
|
وَبِالْحَقِّ | ve hak olarak |
|
|
وَبِالْحَقِّ | ve hak ile |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçek olarak |
|
|
حَقٌّ | gerçek olduğunu |
|
|
الْحَقُّ | bu gerçek |
|
|
الْحَقِّ | hak olan |
|
|
الْحَقَّ | hakkı |
|
|
حَقًّا | haktır (gerçektir) |
|
|
الْحَقِّ | gerçek |
|
|
الْحَقُّ | gerçek |
|
|
بِالْحَقِّ | hakkı |
|
|
الْحَقَّ | hakkı |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
|
الْحَقُّ | gerçek |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
الْحَقُّ | tek gerçektir |
|
|
حَقَّ | hak olmuştur |
|
|
حَقٍّ | hak |
|
|
الْحَقُّ | bir hak (gerçek) olduğunu |
|
|
الْحَقُّ | Hak’tır |
|
|
حَقَّ | hakkıyle |
|
|
حَقَّ | hakkıyla |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçekten |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
|
بِالْحَقِّ | hakkı |
|
|
لِلْحَقِّ | haktan |
|
|
الْحَقُّ | hak |
|
|
بِالْحَقِّ | hakkı |
|
|
الْحَقُّ | hak |
|
|
الْحَقَّ | hak ettikleri |
|
|
الْحَقُّ | Hak’tır |
|
|
الْحَقُّ | hüküm |
|
|
الْحَقُّ | gerçek |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
|
بِالْحَقِّ | hak(lı sebep) |
|
|
الْحَقِّ | gerçek |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçek olarak |
|
|
حَقٌّ | haktır |
|
|
الْحَقِّ | hakkı |
|
|
الْحَقُّ | hak |
|
|
الْحَقُّ | bir haktır |
|
|
حَقَّ | hak |
|
|
الْحَقَّ | gerçek |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
|
بِالْحَقِّ | hak olması |
|
|
حَقَّهُ | hakkını |
|
|
حَقًّا | borç |
|
|
حَقٌّ | haktır |
|
|
حَقًّا | gerçek |
|
|
الْحَقُّ | haktır |
|
|
حَقٌّ | gerçektir |
|
|
الْحَقُّ | gerçektir |
|
|
حَقَّ | hak oldu |
|
|
الْحَقَّ | gerçeği |
|
|
أَحَقُّ | layık olan |
|
|
الْحَقِّ | gerçek(i söylemek)- |
|
|
الْحَقَّ | gerçek olduğunu |
|
|
الْحَقَّ | "hakkı" |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
لِلْحَقِّ | hakkı |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
|
الْحَقُّ | hak |
|
|
حَقٌّ | gerçektir |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçek ile |
|
|
الْحَقُّ | gerçektir |
|
|
حَقَّ | hak oldu |
|
|
وَيَحِقَّ | ve hak olsun diye |
|
|
فَحَقَّ | artık hak oldu |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
|
فَحَقَّ | ve hak ettiler |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
بِالْحَقِّ | adaletle |
|
|
لَحَقٌّ | gerçektir |
|
|
فَالْحَقُّ | gerçektir |
|
|
وَالْحَقَّ | ve gerçekten |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
حَقَّ | hak olan |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
حَقَّ | gereği gibi |
|
|
بِالْحَقِّ | adaletle |
|
|
حَقَّتْ | hak olmuştur |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
الْحَقَّ | hakkı |
|
|
حَقَّتْ | yerini buldu |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
بِالْحَقِّ | hakk ile |
|
|
حَقٌّ | gerçektir |
|
|
الْحَقِّ | hakkı |
|
|
حَقٌّ | gerçektir |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
الْحَقِّ | hakkı |
|
|
وَحَقَّ | ve gerekli oldu |
|
|
الْحَقُّ | gerçek olduğu |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçeği içeren |
|
|
الْحَقُّ | gerçek olduğunu |
|
|
وَيُحِقُّ | ve yerleştirir |
|
|
الْحَقَّ | hakkı |
|
|
الْحَقِّ | haksız yere |
|
|
الْحَقُّ | gerçek söz |
|
|
الْحَقُّ | gerçek |
|
|
بِالْحَقِّ | hakkı |
|
|
لِلْحَقِّ | haktan |
|
|
بِالْحَقِّ | hakka |
|
|
بِالْحَقِّ | hikmetli bir gaye |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçek ile |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçek olarak |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
|
حَقٌّ | gerçektir |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçek ile |
|
|
لِلْحَقِّ | hakk için |
|
|
حَقٌّ | gerçektir |
|
|
حَقَّ | hak olan |
|
|
الْحَقِّ | haksız yere |
|
|
الْحَقِّ | gerçeğe |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçek |
|
|
الْحَقُّ | gerçektir |
|
|
الْحَقَّ | hakka |
|
|
أَحَقَّ | daha layık |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
الْحَقِّ | hak |
|
|
بِالْحَقِّ | hak ile |
|
|
فَحَقَّ | hak ettiler |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçekten |
|
|
بِالْحَقِّ | gerçek olarak |
|
|
حَقٌّ | bir hak |
|
|
لَحَقٌّ | gerçektir |
|
|
الْحَقِّ | hak(tan) |
|
|
حَقُّ | gerçek |
|
|
الْحَقِّ | hak- |
|
|
حَقَّ | hakkıyla |
|
|
الْحَقِّ | hak- |
|
|
الْحَقِّ | hak |
|
|
بِالْحَقِّ | hak (hikmet) ile |
|
|
الْحَاقَّةُ | gerçekleşen |
|
|
الْحَاقَّةُ | gerçekleşen |
|
|
الْحَاقَّةُ | gerçekleşenin |
|
|
لَحَقُّ | muhakkak gerçektir |
|
|
حَقٌّ | bir hak (hisse) |
|
|
الْحَقُّ | hak |
|
|
وَحُقَّتْ | kendisine yaraştığı üzere |
|
|
وَحُقَّتْ | kendisine yaraştığı üzere |
|
|
بِالْحَقِّ | hakkı |