لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّۜ وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَج۪يبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ اِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِه۪ۜ وَمَا دُعَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ ١٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَهُ | ancak O’nadır |
|
| 2 | دَعْوَةُ | du’a |
|
| 3 | الْحَقِّ | gerçek |
|
| 4 | وَالَّذِينَ | kimseler ise |
|
| 5 | يَدْعُونَ | du’a ettikleri |
|
| 6 | مِنْ |
|
|
| 7 | دُونِهِ | O’ndan başka |
|
| 8 | لَا |
|
|
| 9 | يَسْتَجِيبُونَ | isteklerini karşılayamazlar |
|
| 10 | لَهُمْ | kendilerinin |
|
| 11 | بِشَيْءٍ | hiçbir |
|
| 12 | إِلَّا | ancak |
|
| 13 | كَبَاسِطِ | uzatan kimse gibidir |
|
| 14 | كَفَّيْهِ | avuçlarını |
|
| 15 | إِلَى |
|
|
| 16 | الْمَاءِ | suya |
|
| 17 | لِيَبْلُغَ | gelsin diye |
|
| 18 | فَاهُ | ağzına |
|
| 19 | وَمَا | oysa |
|
| 20 | هُوَ | o |
|
| 21 | بِبَالِغِهِ | on(un ağzın)a gelmez |
|
| 22 | وَمَا | ve (işte) |
|
| 23 | دُعَاءُ | du’ası |
|
| 24 | الْكَافِرِينَ | kafirlerin |
|
| 25 | إِلَّا | ancak |
|
| 26 | فِي |
|
|
| 27 | ضَلَالٍ | boşa gider |
|
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّۜ
İsim cümlesidir. لَهُ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. دَعْوَةُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْحَقّ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَج۪يبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ اِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِه۪ۜ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَدْعُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يَدْعُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ دُونِه۪ car mecruru يَدْعُونَ ’nin mukadder mef’ûlun mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا يَسْتَج۪يبُونَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَسْتَج۪يبُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لَهُمْ car mecruru يَسْتَج۪يبُونَ fiiline mütealliktir. بِشَيْءٍ car mecruru يَسْتَج۪يبُونَ fiiline mütealliktir.
اِلَّا hasr edatıdır. كَ harf-i cerdir. مثل (gibi) manasındadır. كَبَاسِطِ car mecruru mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri, إلّا استجابة كاستجابة باسط كفّيه (avuçlarını açarak istemek gibi istemedikçe) şeklindedir. Muzâf hazf edilmiştir. كَفَّيْهِ muzâfun ileyh olup, müsenna olduğu için cer alameti ى ‘dir. İzafetten dolayı ن harfi hazf edilmiştir. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَى الْمَٓاءِ car mecruru بَاسِطِ ’ye mütealliktir.
لِ harfi, يَبْلُغَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. أَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harf-i ceriyle بَاسِطِ ’ye mütealliktir.
يَبْلُغَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. فَاهُ mef’ûlun bih olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ haliyyedir. مَا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.
هُوَ munfasıl zamir مَا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. بِ harf-i ceri zaiddir. بَالِغِه۪ lafzen mecrur, مَا ’nın haberi olarak mahallen mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَسْتَج۪يبُونَ fiili sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi جوب ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
بَاسِطِ ; sülâsî mücerredi بسط olan fiilin ism-i failidir.
بَالِغِ ; sülâsî mücerredi بلغ olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا دُعَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. دُعَٓاءُ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْكَافِر۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. اِلَّا hasr edatıdır. ف۪ي ضَلَالٍ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
الْكَافِر۪ينَ ; sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.
لَهُ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. دَعْوَةُ الْحَقّ , muahhar mübtedadır.
Müsnedün ileyh faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacıyla izafet terkibiyle gelmiştir.
Bu takdim ihtisas ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. لَهُ , maksurun aleyh/sıfat, دَعْوَةُ الْحَقّ maksûr/mevsûf olmak üzere, kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır..
لَهُ ’deki lam harfi mecazi mülkiyet içindir. Hak etmek manasındadır. Car mecrurun mübtedaya takdim edilmesi tahsis ifade etmek içindir. Hakka davet, başkasının değil, sadece O’nun otoritesindedir. Bu izafi bir kasrdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقّ [Hak davet onundur.]Çünkü ibadet edilmeyi hak eden yahut ibadetine çağrılan odur, başkası değildir. Ya da kabul edilen dua O’na aittir; çünkü kendisine dua edene icabet eder. Arkadan gelen de bu görüşü teyit etmektedir. Hak, iki anlayışa göre de batılın karşıtıdır, davetin ona nispet edilmesi aralarındaki ilişkiden dolayıdır ya da hak olarak dua edilenin daveti O’nundur tevilindedir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)
Müsnedün ileyh olan دَعْوَةُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Ayetin sonunda zıddı zikredilen الْحَقّ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Bu izafet mevsufun sıfatına veya bir şeyin menşeine olan izafeti şeklindedir. Yerini bulan ve kabul olan dua, yalnız O'na olan duadır. Ayetin metninde duanın, الْحَقّ kelimesine izafe edilmesi, O’nun, hakla alâkadar olduğunu, hakkın O’na mahsus olduğunu, batıl ve dalalet şaibesinden uzak olduğunu zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَج۪يبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ اِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِه۪ۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedün ileyh konumundaki has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, bahsi geçenlerin bilinen kişiler olduğunu belirtmesi yanında onlara tahkir ifade eder.
يَدْعُونَ ‘deki mukadder mef’ûlün mahzuf haline müteallik olan مِنْ دُونِه۪ izafeti, gayrının tahkiri içindir. Halin ve mef’ûlün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelam olan لَا يَسْتَج۪يبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ اِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِه۪ۜ cümlesi müsneddir.
Müsnedin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
بِشَيْءٍ kelimesindeki tenkir, tahkir içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ car mecruru, takdiri استجابة olan mahzuf mef’ûlü mutlaka mütealliktir. Mef’ûlü mutlakın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيَبْلُغَ فَاهُ cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle birlikte كَبَاسِطِ ’ya mütealliktir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Nefiy harfi لَا ve kasr edatı اِلَّا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille, mef’ûlü arasındadır.
لَا يَسْتَج۪يبُونَ , maksur/sıfat, استجابة كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur.
Hal وَ ’ıyla gelen وَمَا هُوَ بِبَالِغِه۪ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Hal, sahibu halin durumunu bildiren lafızlardır. Sahibu hal, لِيَبْلُغَ ’daki zamirdir.
مَا nefy harfi ليس gibi amel etmiştir. مَا ’nın haberine dahil olan بِ harfi zaiddir. Tekid ifade eder.
بِبَالِغ۪يهِ lafzı, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Ayetteki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, benzetme yönü hazf edildiği için de mücmel teşbihtir.
يَبْلُغَ - بَالِغِه۪ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَمَا هُوَ بِبَالِغِه۪ cümlesi ile لِيَبْلُغَ فَاهُ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
يَدْعُونَ - يَسْتَج۪يبُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
كَفَّيْهِ - فَاهُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Bu ayette Allah Teâlâ bir şey anlamayan ve dualarına cevap vermeyen putlara tapan kâfirlerin halini, içmek için avucunu suya uzatan ama iki avucu da açık olduğu halde ağzına su ulaşmayan kişinin haline benzetmiştir. Bu teşbihteki amaç, müşebbehin durumu muhatap tarafından bilinmekle beraber, müşebbehin bu durumunun muhatabın zihninde yerleşmesini sağlamaktır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyan İlmi)
كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ [Avuçlarını uzatan gibi] Burada teşbih-i temsili vardır. Putların kendilerine dua edenlere cevap verememeleri, uzaktan avuçlarını açan kimseye, suyun cevap verememesine benzetilmiştir. Vech-i şebeh çok yönlüdür. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir - Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s- Selîm - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
وَمَا دُعَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ
وَ , istînâfiyyedir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. ف۪ي ضَلَالٍ car mecruru, mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
Müsnedün ileyh faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacıyla izafet terkibiyle gelmiştir.
دُعَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ 'teki izafet muzaf için tahkir ifade eder.
الْكَافِر۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)
Cümle kasr üslubuyla tekid edilmiştir. Nefiy harfi مَا ve kasr edatı اِلَّا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. دُعَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ maksur/mevsûf, ف۪ي ضَلَالٍ ‘in müteallakı haber maksurun aleyh/sıfattır. Kasr-ı mevsûf ale’s sıfattır.
لَف۪ي ضَلَالٍ ibaresindeki ف۪ي harfinde tebeî istiare vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla dalalet içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü dalalet hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Sapkınlıktaki yüksek dereceyi ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
ضَلَالٍ ‘deki nekrelik, kesret, nev ve tahkir ifade eder.
الْكَافِر۪ينَ - ضَلَالٍ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
الْحَقّ - ضَلَالٍ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab, يَدْعُونَ - مَا دُعَٓاءُ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.
دَعْوَةُ - يَدْعُونَ - دُعَٓاءُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقّ cümlesiyle, وَمَا دُعَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.