Ra'd Sûresi 15. Ayet

وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ ۩  ١٥

Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah’a boyun eğer.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلِلَّهِ ve Allah’a
2 يَسْجُدُ secde ederler س ج د
3 مَنْ olanların hepsi
4 فِي
5 السَّمَاوَاتِ göklerde س م و
6 وَالْأَرْضِ ve yerde ا ر ض
7 طَوْعًا gönüllü ط و ع
8 وَكَرْهًا (veya) zoraki ك ر ه
9 وَظِلَالُهُمْ ve gölgeleri de ظ ل ل
10 بِالْغُدُوِّ sabah غ د و
11 وَالْاصَالِ akşam ا ص ل
 
“Allah’a kulluk etmek ve O’na boyun eğmek” anlamına gelen secde ihtiyarî (serbest) ve zorunlu olmak üzere iki kısımdır. Birincisi insanlara mahsus olup insanlar serbest iradeleriyle Allah’a secde yani itaat ederek bununla sevap kazanırlar. Kur’ân-ı Kerîm’de birçok yerde bu anlamda kullanılmıştır (meselâ bk. Necm 53/62). İkincisi ise zorunlu secdedir. Bu anlamda insan, hayvan, bitki ve cansız varlıkların tamamı Allah’a secde etmektedir (bk. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “scd” md.). Nitekim tefsirini yaptığımız âyet-i kerîmede göklerde ve yerde bulunan ne varsa hepsinin istese de istemese de Allah’a secde ettiği bildirilmiştir. Âyetteki “İstese de istemese de” ifadesi, Allah’ın hükmünün her şey için geçerli olduğunu, hiçbir şeyin O’nun iradesi, buyruğu ve kanunlarının dışına çıkamayacağını belirtir. İnkârcılar, iradeye bağlı davranışlarda O’na baş eğmeye istekli olmasalar bile evrende hüküm süren kural ve kanunlarına boyun eğmek zorundadırlar.
 Gölgelerin sabah akşam Allah’a secde etmesi de güneşin hareketine bağlı olarak sabahları batıya doğru uzaması, öğle vaktinde sıfırlanması veya en kısa haline gelmesi öğle-akşam arasında doğuya doğru uzamasıdır. Âyet-i kerîmede gölgelerin bu durumu, secdeye kapanan insanın durumuna benzetilmiştir. İşte yeryüzünde gölgelerin bu şekilde uzayıp kısalması eşyanın, Allah’ın koyduğu nizama ve tabiat yasalarına boyun eğmesinin bir ifadesidir. Şu halde tabiatta gölgesi bulunan her şeyin hem kendisi hem de gölgesi Allah’a boyun eğmekte ve secde etmektedir. Aynı mânada bir başka âyet-i kerîmede Allah’ın yarattığı varlıkların gölgelerinin küçülerek ve Allah’a secde ederek sağa sola döndüğü ifade edilmiştir (Nahl 16/48).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 279-280
 
غدو Ğadeve : غُدْوَةٌ ve غَدَاةٌ günün başlangıcı/ilk bölümüdür. Kuran-ı Kerim’de غُدْوَةٌ un karşıtı olarak آصَالٌ sözcüğü gelmiştir. غَدَاةٌ kelimesinin karşıtı olaraksa عَشِيٌّ kelimesi ifade edilmiştir. غَدَاءٌ bu vakitte yenen yemektir. Yine bu köke ait غَدٌ lafzı kişinin içinde bulunduğu günün hemen ardından gelen gündür. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 16 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli gıdadır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لِلّٰهِ  car mecruru  يَسْجُدُ  fiiline mütealliktir. يَسْجُدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  fail olarak mahallen merfûdur. فِي السَّمٰوَاتِ  car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. الْاَرْضِ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur.

طَوْعاً  hal olup fetha ile mansubdur.  كَرْهًا  atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.  ظِلَالُهُمْ  atıf harfi  وَ ’la  مَنْ ’e matuf olup, damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بِالْغُدُوِّ  car mecruru  يَسْجُدُ  fiiline mütealliktir. الْاٰصَالِ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la  لَهُ دَعْوَةُ الْحَقّ  cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Matufun aleyhteki gaib zamirden bu ayette lafz-ı celâle iltifat sanatı vardır.

Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatları vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. لِلّٰهِ  car mecruru, kasr için amili olan  يَسْجُدُ  fiiline takdim edilmiştir. İki tekit hükmündeki kasr car-mecrur ve müteallakı arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. يَسْجُدُ  sıfat/ maksur,  لِلّٰهِ  mevsûf/maksurun aleyh olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur. Yani secde, sadece Allah içindir. Çünkü yerde ve gökte olan her şey sadece O’na secde ederek boyun eğer.

يَسْجُدُ  fiilinin faili konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  ’in sılası mahzuftur.  فِي السَّمٰوَاتِ, mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

وَالْاَرْضِ  ‘nin  السَّمٰوَاتِ ‘ye atfı , umumdan sonra hususun zikredilmesi babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir. 

فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ  ibarelerindeki  فِي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla gökyüzü ve yeryüzü, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Bu mekânlardaki herşeyi kapsadığını tekid etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her iki durumdaki mutlak irtibattır. 

السَّمٰوَاتِ  - الْاَرْضِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcâb ve murâât-i nazîr sanatları vardır.

 طَوْعاً  hal konumunda mansubdur.  وَكَرْهاً , aynı kalıpta gelerek, tezat nedeniyle  طَوْعاً ’a atfedilmiştir. Her ikisi de, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. Aralarında muvazene sanatı vardır. Masdar kalıbında gelmeleri, bu halin zamandan ari oluşuna işaret eder. Sahibu hal,  مَن ‘dir.

مَنْ  akıllı varlıklara mahsus ism-i mevsûldür. Burada akılsız varlıkları da kapsamaktadır. Tağlîb ihtiva eder.

وَظِلَالُهُمْ , fail olan  مَنْ ’e matuftur.

الْاٰصَالِ  car-mecruru, tezat nedeniyle  بِالْغُدُوِّ ‘ye atfedilmiştir. Car-mecrurlar  يَسْجُدُ  fiiline mütealliktir.

Ayette secde edenler, gökte ve yerde olanlar ve gölgeleri olarak sıralanmıştır. Bu, taksim sanatı üslubudur. 

طَوْعاً - كَرْهاً  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy ve muvazene sanatları vardır.

الْغُدُوِّ - الْاٰصَالِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

سجود الظلال  ibaresi istiaredir. Çünkü sözlükte “secde etmek” سجود, ya beden bütünü namına konuşan dil ile ya da sanat eserleri ve hilkat harikalarıyla tevazu göstermek ve boyun eğmek manasındadır. Sonra mecazi manaya aktarılarak namazın erkanından olan amelin adı olmuştur. Çünkü secde hali bedenin sakin, sabit ve dengeli tutulması, sırtın eğilmesi suretiyle secde edenin Yaratanına karşı tevazuunu ve boyun eğmesini ifade etmektedir. (Şerîf er-Radî, Kur’an Mecazları)

Gölgelerin secde etmesinden murad, onların bir taraftan diğer tarafa meyletmeleri, güneşin alçalmasıyla uzayıp yükselmesiyle de kısalmalarıdır. O halde o gölgeler uzamalarında, kısalmalarında ve bir taraftan diğer bir tarafa meyletmelerinde, Allah’a inkıyâd etmiş ve teslim olmuşlar demektir. Burada, hassaten akşamdan ve sabahtan bahsedilmiştir; çünkü gölgeler, ancak bu iki vakitte büyür ve o çoğalırlar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Yeryüzünde ve gökyüzündeki herkes, her şey Allah’a secde eder dedikten sonra gölgelerin secdesinden bahsedilmesi umumdan sonra husus bahsinden ıtnâbtır.

Bu ilâhî hüküm, bütün vakitler için geçerli olduğu halde sabah ile akşamın zikre tahsis edilmesi, bu iki vakitte daha bariz olmasından dolayıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bu ayet secde ayetidir.

Tilavet secdesi; Kur’an’da on dört yerde geçen secde ayetlerinin okunması veya işitilmesi halinde yapılan secdeye denir. Bu secdenin yapılması vaciptir. Tilavet secdesiyle ilgili olarak Kur’an-ı kerimde geçen bir ayette şöyle buyrulmaktadır: “Onlara Kur’an okunduğu zaman secde etmiyorlar!” (İnşikak Suresi, 21) Tilavet secdesinin vacip oluşuna delil olarak Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle bir rivayette bulunmuştur: “Peygamber (s.a.) Kur’an okurken içinde secde ayeti bulunan bir sureye geldiğinde secde ederdi.”

Secde ayetleri: Kur’an-ı Kerimde geçen secde ayetleri 14 tanedir:

1. Araf Suresinin 206; 2. Ra’d Suresinin 15, 3. Nahl Suresinin 49, 4. İsra Suresinin 107, 5. Meryem Suresinin 58, 6. Hac Suresinin 18, 7. Sad Suresinin 24, 8. Furkan Suresinin 60, 9. Neml Suresinin 25, 10. Secde Suresinin 15, 11. Fussilet Suresinin 37, 12. Necm Suresinin 62, 13. İnşikak Suresinin 21, 14. Alak Suresinin 19. Ayetidir. (Diyanet Kuran-ı Kerim )

Secde; kâinattaki akıllı ve gayri akil varlıklara has özellikler olarak, inkıyad ve hudû anlamında istiare edilmiştir. İhtiyarî neşet eden  طَوْعاً  insandan, كَرْهاً  ise gayri ihtiyari cemaddan südur eder. Gölgelerin itaatinin manası onların uzayıp kısalmasıdır. (https://tafsir.app/iraab-aldarweesh/13/16