ض ل ل
Kur'an'da geçiş sayısı: 191

Türkçe türevleri: Dalâlet

Kur'an'daki anlamları: Kaybolmak, zayi olmak, yanılmak, sehv etmek, unutmak, hayrette kalmak, kaybetmek, gizlenmek, sapmak, doğru yolu bulamamak, sapıtmak, dalalet, sapma, sapıklar, en çok sapmış, daha çok sapmış, daha sapık, saptırmak, sapmış bulmak, sapık olarak görmek.

Köke ait bilgiler:

ضَلاَل: Doğru yoldan sapmaktır. Onun zıddı هِدَايَة /hidâyet’tir. İster kasıtlı, ister gafletle olsun, ister az, ister çok olsun doğru yoldan uzaklaştıran her tür sapmaya ضَلاَل denir. Çünkü razı olunan/kabul gören doğru yol, gerçekten çok zordur. Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: اِسْتَقِيمُوا وَلَنْ تُحْصُوا: İstikâmet üzere olun; ama buna güç yetiremezsiniz. ضَلاَل ; ister kasıtlı, ister gafletle olsun, ister az, ister çok olsun doğru yoldan sapmak olduğuna göre; bu kavramı, herhangi bir hatada bulunan kişi için de kullanabiliriz. Bunun için, ikisi arasında büyük bir fark olsa da ضَلاَل sözcüğü hem peygamberlere hem kâfirlere nispet edilmiştir. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü

‘Dalâl’ veya ‘dalâlet’ masdarları, sözlükte; kaybolmak, telef olmak, şaşırmak ve yanılmak anlamlarına gelir.

Somut olarak, ‘çölde seyahat ederken yolunu şaşırmak’ manasına gelse de asıl anlamı, bilerek veya bilmeyerek doğru yoldan az veya çok ayrılmak, sapmak ya da azmak demektir.

Bu manadan hareketle mecazi olarak ‘dalâlet’, akla, duyulara, gerçeğe aykırı ilkeleri benimsemek karşılığında kullanılmaktadır. 

‘Dalâlet’, ‘hidayetin ve rüşd’ün zıddı olup, kasden ya da unutarak doğru yoldan ayrılmak demektir.

‘Dalâlet’in bir başka tanımı şöyle yapılabilir: Maksada ulaştıran yolu bulamamak, istenen sonuca götürmeyen bir yola girmek, ya da arzu edilen sonucu kazandıran her türlü yoldan ve metodlardan ayrılmaktır.

‘Dalâlet’ gerçekte, maddî ve görülen bir yoldan sapma olduğu halde, daha sonra din ve akıl yolundan sapmak anlamına kullanılmaya başlanmıştır. Bu nedenle ‘delâlet’ daha çok dinden sapmayı, ‘dalâl’ ise akıl ve sözdeki sapmayı ifade eder.

Aynı kökten gelen ‘idlâl’, dalâlete düşürmek, azdırmak, 

‘Mudıl’ dalâlete düşüren, sapıttıran, 

‘Dâll’, dalâlete düşen, sapan, sapmış, anlamlarına gelir.

(Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları,  s. 120-122.)

Haktan yüz çevirip bâtıla yönelme, ilahi buyruklara aykırı davranma anlamına gelen  dalâl veya dalâlet mastarları  sözlükte “ kaybolmak, telef olmak, şaşırmak ve yanılmak gibi manalara gelmekle beraber asıl anlamları “ bilerek veya bilmeyerek doğru yoldan az veya çok ayrılmak, azmak ve sapmak” tır. Bu temel mânadan hareketle delalet mecazi olarak “akla, duygulara ve gerçeğe aykırı ilkeleri benimsemek” karşılığında da kullanılmıştır. Genellikle “ maksada ulaştıran yolu bulamamak, istenen sonuca götürmeyen bir yola girmek” veya istenen her türlü neticeye ulaştırıcı yoldan ayrılmak” şeklinde tarif edilen dalalet daha çok. “ dinî yoldan sapmak” anlamında kullanılır. (Ömer Faruk Harman, “Dalalet” , Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 8 :419.)

Kur’an-ı Kerim’de müştaklarıyla birlikte 218 defa geçen dalalet  kavramı, daha çok hidayetin zıddı olarak “küfür ve inkarı kapsayan sapıklık” anlamında kullanılır. Bunun yanında haktan uzaklaşmak veya ayrı düşmek” şeklinde Kur’an’da görülmektedir. Azgınlık yapmak, yanılmak, unutmak, bilgisiz olmak, hüsrana ve zillete uğramak, bedbaht olmak, helâk olmak gibi Kur’an-ı Kerim’de hakkın dışında kalan her şey dalalet olarak görülür. Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar etmek, Allah’tan başka ilâhlar kabul edip ona eş koşmak, Hz.Peygamber’in çağrısına uymamak, onu alaya almak, Kur’an’ın ilâhî bir kitap  olduğunu inkar edip ondaki bilgilerden uzak kalmak , kıyametin kopacağından şüphe duymak, ahiret hayatına inanmamak, Allah’ın ve peygamberlerinin emirlerine isyan etmek, Allah’ın helal kıldığı rızıkları haram saymak, çocukları öldürmek, hüküm verirken arzulara ve duygulara uymak, aklı ve duyguları kullanmamak, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek dalalet olarak görülmüştür. (Cihat Tunç, “Dalalet”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s.  8 : 428.)



 
Ayet Kelime Anlamı
Fâtiha 7 الضَّالِّينَ sapmışların
Bakara 16 الضَّلَالَةَ sapıklığı
Bakara 26 يُضِلُّ saptırır
Bakara 26 يُضِلُّ saptır-
Bakara 108 ضَلَّ sapıtmıştır
Bakara 175 الضَّلَالَةَ sapıklığı
Bakara 198 الضَّالِّينَ sapıklardan
Bakara 282 تَضِلَّ şaşırırsa
Âl-i İmrân 69 يُضِلُّونَكُمْ sizi saptırsınlar
Âl-i İmrân 69 يُضِلُّونَ saptırıyorlar
Âl-i İmrân 90 الضَّالُّونَ sapıkların ta kendileridir
Âl-i İmrân 164 ضَلَالٍ bir sapıklık
Nisâ 44 الضَّلَالَةَ sapıklığı
Nisâ 44 تَضِلُّوا sizin sapıtmanızı
Nisâ 60 يُضِلَّهُمْ onları saptırmak
Nisâ 60 ضَلَالًا sapkınlıkla
Nisâ 88 يُضْلِلِ saptırırsa
Nisâ 88 أَضَلَّ saptırdığı
Nisâ 113 يُضِلُّوكَ seni saptırmağa
Nisâ 113 يُضِلُّونَ onlar saptıramazlar
Nisâ 116 ضَلَّ sapıklığa düşmüştür
Nisâ 116 ضَلَالًا bir sapkınlıkla
Nisâ 119 وَلَأُضِلَّنَّهُمْ ve onları mutlaka saptıracağım
Nisâ 136 ضَلَّ sapıtmıştır
Nisâ 136 ضَلَالًا sapıklıkla
Nisâ 143 يُضْلِلِ şaşırttığı
Nisâ 167 ضَلُّوا düşmüşlerdir
Nisâ 167 ضَلَالًا bir sapıklığa
Nisâ 176 تَضِلُّوا şaşırırsınız
Mâide 12 ضَلَّ sapmış olur
Mâide 60 وَأَضَلُّ ve daha çok sapmışlardır
Mâide 77 ضَلُّوا sapmış
Mâide 77 وَأَضَلُّوا ve saptırmış
Mâide 77 وَضَلُّوا ve şaşmış
Mâide 105 ضَلَّ sapan
En'âm 24 وَضَلَّ ve sapıp gitti
En'âm 39 يُضْلِلْهُ şaşırtır
En'âm 56 ضَلَلْتُ sapıtmış olurum
En'âm 74 ضَلَالٍ bir sapıklık
En'âm 77 الضَّالِّينَ sapıtan
En'âm 94 وَضَلَّ ve kaybolup gitmiştir
En'âm 116 يُضِلُّوكَ seni saptırırlar
En'âm 117 يَضِلُّ sapan(lar)ı
En'âm 119 لَيُضِلُّونَ şaşırtıyorlar
En'âm 125 يُضِلَّهُ saptırmak
En'âm 140 ضَلُّوا sapmışlardır
En'âm 144 لِيُضِلَّ saptırmak için
A'râf 30 الضَّلَالَةُ sapıklık
A'râf 37 ضَلُّوا sapıp kayboldular
A'râf 38 أَضَلُّونَا bizi saptırdılar
A'râf 53 وَضَلَّ ve saptı
A'râf 60 ضَلَالٍ bir sapıklık
A'râf 61 ضَلَالَةٌ bir sapıklık
A'râf 149 ضَلُّوا sapmış olduklarını
A'râf 155 تُضِلُّ şaşırtırsın
A'râf 178 يُضْلِلْ saptırırsa
A'râf 179 أَضَلُّ daha da sapıktır
A'râf 186 يُضْلِلِ saptırırsa
Tevbe 37 يُضَلُّ saptırılır
Tevbe 115 لِيُضِلَّ onları saptıracak
Yunus 30 وَضَلَّ ve kaybolmuştur
Yunus 32 الضَّلَالُ sapıklıktan
Yunus 88 لِيُضِلُّوا saptırmaları için mi?
Yunus 108 ضَلَّ sapıtırsa
Yunus 108 يَضِلُّ sapıtmıştır
Hûd 21 وَضَلَّ ve kaybolmuştur
Yusuf 8 ضَلَالٍ bir yanlışlık
Yusuf 30 ضَلَالٍ bir sapıklık
Yusuf 95 ضَلَالِكَ şaşkınlığının
Ra'd 14 ضَلَالٍ boşa gider
Ra'd 27 يُضِلُّ saptırır
Ra'd 33 يُضْلِلِ şaşırtırsa
İbrahim 3 ضَلَالٍ bir sapıklık
İbrahim 4 فَيُضِلُّ şaşırtır
İbrahim 18 الضَّلَالُ sapıklıktır
İbrahim 27 وَيُضِلُّ ve şaşırtır
İbrahim 30 لِيُضِلُّوا saptırmak için
İbrahim 36 أَضْلَلْنَ şaşırttılar
Hicr 56 الضَّالُّونَ sapıklardan
Nahl 25 يُضِلُّونَهُمْ saptırdıkları kimselerin
Nahl 36 الضَّلَالَةُ sapıklık
Nahl 37 يُضِلُّ şaşırttığı
Nahl 87 وَضَلَّ ve sapıp gider
Nahl 93 يُضِلُّ şaşırtır
Nahl 125 ضَلَّ sapan(ları)
İsrâ 15 ضَلَّ saparsa
İsrâ 15 يَضِلُّ sapar
İsrâ 48 فَضَلُّوا şaştılar
İsrâ 67 ضَلَّ kaybolur
İsrâ 72 وَأَضَلُّ ve daha da sapıktır
İsrâ 97 يُضْلِلْ sapıklıkta bırakırsa
Kehf 17 يُضْلِلْ sapıklıkta bırakırsa
Kehf 51 الْمُضِلِّينَ yoldan şaşırtanları
Kehf 104 ضَلَّ boşa gider
Meryem 38 ضَلَالٍ sapıklık
Meryem 75 الضَّلَالَةِ sapıklık
Tâ-Hâ 52 يَضِلُّ şaşmaz
Tâ-Hâ 79 وَأَضَلَّ ve saptırdı
Tâ-Hâ 85 وَأَضَلَّهُمُ ve onları saptırdı
Tâ-Hâ 92 ضَلُّوا saptıklarını
Tâ-Hâ 123 يَضِلُّ sapkınlık
Enbiyâ 54 ضَلَالٍ bir sapıklık
Hac 4 يُضِلُّهُ onu saşırtır
Hac 9 لِيُضِلَّ şaşırtmak için
Hac 12 الضَّلَالُ sapma
Mü'minûn 106 ضَالِّينَ sapık
Furkan 9 فَضَلُّوا saptılar
Furkan 17 أَضْلَلْتُمْ saptırdınız
Furkan 17 ضَلُّوا sapıttılar
Furkan 29 أَضَلَّنِي o beni saptırdı
Furkan 34 وَأَضَلُّ ve çok sapıktır
Furkan 42 لَيُضِلُّنَا bizi saptıracaktı (diyorlar)
Furkan 42 أَضَلُّ sapık olduğunu
Furkan 44 أَضَلُّ daha sapıktır
Şuarâ 20 الضَّالِّينَ dalalette idim
Şuarâ 86 الضَّالِّينَ sapıklar-
Şuarâ 97 ضَلَالٍ bir sapıklık
Şuarâ 99 أَضَلَّنَا bizi saptıramazlar
Neml 81 ضَلَالَتِهِمْ sapıklıkları-
Neml 92 ضَلَّ saparsa
Kasas 15 مُضِلٌّ şaşırtıcı
Kasas 50 أَضَلُّ daha sapık
Kasas 75 وَضَلَّ ve sapıp gider
Kasas 85 ضَلَالٍ bir sapıklık
Rûm 29 أَضَلَّ şaşırttığı
Rûm 53 ضَلَالَتِهِمْ sapıklıkları-
Lokman 6 لِيُضِلَّ saptırmak için
Lokman 11 ضَلَالٍ bir sapıklık
Secde 10 ضَلَلْنَا biz kaybolduktan
Ahzâb 36 ضَلَّ sapıklığa düşer
Ahzâb 36 ضَلَالًا bir sapkınlıkla
Ahzâb 67 فَأَضَلُّونَا bizi saptırdılar
Sebe' 8 وَالضَّلَالِ ve bir sapıklık
Sebe' 24 ضَلَالٍ bir sapıklık
Sebe' 50 ضَلَلْتُ saparsam
Sebe' 50 أَضِلُّ sapmış olurum
Fâtır 8 يُضِلُّ sapıklık içinde bırakır
Yâsin 24 ضَلَالٍ bir sapıklık
Yâsin 47 ضَلَالٍ bir sapıklık
Yâsin 62 أَضَلَّ saptırmıştı
Sâffât 69 ضَالِّينَ sapık kimseler
Sâffât 71 ضَلَّ sapmıştı
Sâd 26 فَيُضِلَّكَ sonra seni saptırır
Sâd 26 يَضِلُّونَ sapan(lara)
Zümer 8 لِيُضِلَّ saptırmak için
Zümer 22 ضَلَالٍ bir sapıklık
Zümer 23 يُضْلِلِ sapıklığında bırakırsa
Zümer 36 يُضْلِلِ şaşırtırsa
Zümer 37 مُضِلٍّ şaşırtan
Zümer 41 ضَلَّ saparsa
Zümer 41 يَضِلُّ sapmış olur
Mü'min 25 ضَلَالٍ boşa çıkandan
Mü'min 33 يُضْلِلِ şaşırtırsa
Mü'min 34 يُضِلُّ saptırır
Mü'min 50 ضَلَالٍ dalaletten
Mü'min 74 يُضِلُّ şaşırtır
Mü'min 74 ضَلُّوا kayboldular
Fussilet 29 أَضَلَّانَا bizi saptıran
Fussilet 48 وَضَلَّ ve sapıp gitmiştir
Fussilet 52 أَضَلُّ daha sapık
Şûrâ 18 ضَلَالٍ bir sapıklık
Şûrâ 44 يُضْلِلِ sapıklıkta bırakırsa
Şûrâ 46 يُضْلِلِ sapıklıkta bırakırsa
Zuhruf 40 ضَلَالٍ sapıklıkta
Câsiye 23 وَأَضَلَّهُ ve saptırdığı
Ahkaf 5 أَضَلُّ daha sapık
Ahkaf 28 ضَلُّوا kaybolup gittiler
Ahkaf 32 ضَلَالٍ bir sapıklık
Muhammed 1 أَضَلَّ boşa çıkarmıştır
Muhammed 4 يُضِلَّ zayi etmeyecektir
Muhammed 8 وَأَضَلَّ ve boşa çıkarmıştır
Kaf 27 ضَلَالٍ bir sapıklık
Necm 2 ضَلَّ sapmadı
Necm 30 ضَلَّ sapan
Kamer 24 ضَلَالٍ apaçık bir sapıklık
Kamer 47 ضَلَالٍ bir sapıklık
Vâkıa 51 الضَّالُّونَ sapıklar
Vâkıa 92 الضَّالِّينَ sapık
Mümtehine 1 ضَلَّ sapmıştır
Cum'a 2 ضَلَالٍ bir sapıklık
Mülk 9 ضَلَالٍ bir sapıklık
Mülk 29 ضَلَالٍ bir sapıklık
Kalem 7 ضَلَّ sapmıştır
Kalem 26 لَضَالُّونَ biz (yolu) şaşırdık
Nuh 24 أَضَلُّوا yoldan çıkardılar
Nuh 24 ضَلَالًا şaşkınlıktan
Nuh 27 يُضِلُّوا şaşırtırlar
Müddessir 31 يُضِلُّ şaşırtır
Mutaffifin 32 لَضَالُّونَ sapıklardır
Duhâ 7 ضَالًّا şaşırmış
Fil 2 تَضْلِيلٍ boşa