ضَلاَل: Doğru yoldan sapmaktır. Onun zıddı هِدَايَة /hidâyet’tir. İster kasıtlı, ister gafletle olsun, ister az, ister çok olsun doğru yoldan uzaklaştıran her tür sapmaya ضَلاَل denir. Çünkü razı olunan/kabul gören doğru yol, gerçekten çok zordur. Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: اِسْتَقِيمُوا وَلَنْ تُحْصُوا: İstikâmet üzere olun; ama buna güç yetiremezsiniz. ضَلاَل ; ister kasıtlı, ister gafletle olsun, ister az, ister çok olsun doğru yoldan sapmak olduğuna göre; bu kavramı, herhangi bir hatada bulunan kişi için de kullanabiliriz. Bunun için, ikisi arasında büyük bir fark olsa da ضَلاَل sözcüğü hem peygamberlere hem kâfirlere nispet edilmiştir. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
‘Dalâl’ veya ‘dalâlet’ masdarları, sözlükte; kaybolmak, telef olmak, şaşırmak ve yanılmak anlamlarına gelir.
Somut olarak, ‘çölde seyahat ederken yolunu şaşırmak’ manasına gelse de asıl anlamı, bilerek veya bilmeyerek doğru yoldan az veya çok ayrılmak, sapmak ya da azmak demektir.
Bu manadan hareketle mecazi olarak ‘dalâlet’, akla, duyulara, gerçeğe aykırı ilkeleri benimsemek karşılığında kullanılmaktadır.
‘Dalâlet’, ‘hidayetin ve rüşd’ün zıddı olup, kasden ya da unutarak doğru yoldan ayrılmak demektir.
‘Dalâlet’in bir başka tanımı şöyle yapılabilir: Maksada ulaştıran yolu bulamamak, istenen sonuca götürmeyen bir yola girmek, ya da arzu edilen sonucu kazandıran her türlü yoldan ve metodlardan ayrılmaktır.
‘Dalâlet’ gerçekte, maddî ve görülen bir yoldan sapma olduğu halde, daha sonra din ve akıl yolundan sapmak anlamına kullanılmaya başlanmıştır. Bu nedenle ‘delâlet’ daha çok dinden sapmayı, ‘dalâl’ ise akıl ve sözdeki sapmayı ifade eder.
Aynı kökten gelen ‘idlâl’, dalâlete düşürmek, azdırmak,
‘Mudıl’ dalâlete düşüren, sapıttıran,
‘Dâll’, dalâlete düşen, sapan, sapmış, anlamlarına gelir.
(Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 120-122.)
Haktan yüz çevirip bâtıla yönelme, ilahi buyruklara aykırı davranma anlamına gelen dalâl veya dalâlet mastarları sözlükte “ kaybolmak, telef olmak, şaşırmak ve yanılmak gibi manalara gelmekle beraber asıl anlamları “ bilerek veya bilmeyerek doğru yoldan az veya çok ayrılmak, azmak ve sapmak” tır. Bu temel mânadan hareketle delalet mecazi olarak “akla, duygulara ve gerçeğe aykırı ilkeleri benimsemek” karşılığında da kullanılmıştır. Genellikle “ maksada ulaştıran yolu bulamamak, istenen sonuca götürmeyen bir yola girmek” veya istenen her türlü neticeye ulaştırıcı yoldan ayrılmak” şeklinde tarif edilen dalalet daha çok. “ dinî yoldan sapmak” anlamında kullanılır. (Ömer Faruk Harman, “Dalalet” , Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 8 :419.)
Kur’an-ı Kerim’de müştaklarıyla birlikte 218 defa geçen dalalet kavramı, daha çok hidayetin zıddı olarak “küfür ve inkarı kapsayan sapıklık” anlamında kullanılır. Bunun yanında haktan uzaklaşmak veya ayrı düşmek” şeklinde Kur’an’da görülmektedir. Azgınlık yapmak, yanılmak, unutmak, bilgisiz olmak, hüsrana ve zillete uğramak, bedbaht olmak, helâk olmak gibi Kur’an-ı Kerim’de hakkın dışında kalan her şey dalalet olarak görülür. Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar etmek, Allah’tan başka ilâhlar kabul edip ona eş koşmak, Hz.Peygamber’in çağrısına uymamak, onu alaya almak, Kur’an’ın ilâhî bir kitap olduğunu inkar edip ondaki bilgilerden uzak kalmak , kıyametin kopacağından şüphe duymak, ahiret hayatına inanmamak, Allah’ın ve peygamberlerinin emirlerine isyan etmek, Allah’ın helal kıldığı rızıkları haram saymak, çocukları öldürmek, hüküm verirken arzulara ve duygulara uymak, aklı ve duyguları kullanmamak, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek dalalet olarak görülmüştür. (Cihat Tunç, “Dalalet”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 8 : 428.)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
الضَّالِّينَ | sapmışların |
|
|
الضَّلَالَةَ | sapıklığı |
|
|
يُضِلُّ | saptırır |
|
|
يُضِلُّ | saptır- |
|
|
ضَلَّ | sapıtmıştır |
|
|
الضَّلَالَةَ | sapıklığı |
|
|
الضَّالِّينَ | sapıklardan |
|
|
تَضِلَّ | şaşırırsa |
|
|
يُضِلُّونَكُمْ | sizi saptırsınlar |
|
|
يُضِلُّونَ | saptırıyorlar |
|
|
الضَّالُّونَ | sapıkların ta kendileridir |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
الضَّلَالَةَ | sapıklığı |
|
|
تَضِلُّوا | sizin sapıtmanızı |
|
|
يُضِلَّهُمْ | onları saptırmak |
|
|
ضَلَالًا | sapkınlıkla |
|
|
يُضْلِلِ | saptırırsa |
|
|
أَضَلَّ | saptırdığı |
|
|
يُضِلُّوكَ | seni saptırmağa |
|
|
يُضِلُّونَ | onlar saptıramazlar |
|
|
ضَلَّ | sapıklığa düşmüştür |
|
|
ضَلَالًا | bir sapkınlıkla |
|
|
وَلَأُضِلَّنَّهُمْ | ve onları mutlaka saptıracağım |
|
|
ضَلَّ | sapıtmıştır |
|
|
ضَلَالًا | sapıklıkla |
|
|
يُضْلِلِ | şaşırttığı |
|
|
ضَلُّوا | düşmüşlerdir |
|
|
ضَلَالًا | bir sapıklığa |
|
|
تَضِلُّوا | şaşırırsınız |
|
|
ضَلَّ | sapmış olur |
|
|
وَأَضَلُّ | ve daha çok sapmışlardır |
|
|
ضَلُّوا | sapmış |
|
|
وَأَضَلُّوا | ve saptırmış |
|
|
وَضَلُّوا | ve şaşmış |
|
|
ضَلَّ | sapan |
|
|
وَضَلَّ | ve sapıp gitti |
|
|
يُضْلِلْهُ | şaşırtır |
|
|
ضَلَلْتُ | sapıtmış olurum |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
الضَّالِّينَ | sapıtan |
|
|
وَضَلَّ | ve kaybolup gitmiştir |
|
|
يُضِلُّوكَ | seni saptırırlar |
|
|
يَضِلُّ | sapan(lar)ı |
|
|
لَيُضِلُّونَ | şaşırtıyorlar |
|
|
يُضِلَّهُ | saptırmak |
|
|
ضَلُّوا | sapmışlardır |
|
|
لِيُضِلَّ | saptırmak için |
|
|
الضَّلَالَةُ | sapıklık |
|
|
ضَلُّوا | sapıp kayboldular |
|
|
أَضَلُّونَا | bizi saptırdılar |
|
|
وَضَلَّ | ve saptı |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
ضَلَالَةٌ | bir sapıklık |
|
|
ضَلُّوا | sapmış olduklarını |
|
|
تُضِلُّ | şaşırtırsın |
|
|
يُضْلِلْ | saptırırsa |
|
|
أَضَلُّ | daha da sapıktır |
|
|
يُضْلِلِ | saptırırsa |
|
|
يُضَلُّ | saptırılır |
|
|
لِيُضِلَّ | onları saptıracak |
|
|
وَضَلَّ | ve kaybolmuştur |
|
|
الضَّلَالُ | sapıklıktan |
|
|
لِيُضِلُّوا | saptırmaları için mi? |
|
|
ضَلَّ | sapıtırsa |
|
|
يَضِلُّ | sapıtmıştır |
|
|
وَضَلَّ | ve kaybolmuştur |
|
|
ضَلَالٍ | bir yanlışlık |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
ضَلَالِكَ | şaşkınlığının |
|
|
ضَلَالٍ | boşa gider |
|
|
يُضِلُّ | saptırır |
|
|
يُضْلِلِ | şaşırtırsa |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
فَيُضِلُّ | şaşırtır |
|
|
الضَّلَالُ | sapıklıktır |
|
|
وَيُضِلُّ | ve şaşırtır |
|
|
لِيُضِلُّوا | saptırmak için |
|
|
أَضْلَلْنَ | şaşırttılar |
|
|
الضَّالُّونَ | sapıklardan |
|
|
يُضِلُّونَهُمْ | saptırdıkları kimselerin |
|
|
الضَّلَالَةُ | sapıklık |
|
|
يُضِلُّ | şaşırttığı |
|
|
وَضَلَّ | ve sapıp gider |
|
|
يُضِلُّ | şaşırtır |
|
|
ضَلَّ | sapan(ları) |
|
|
ضَلَّ | saparsa |
|
|
يَضِلُّ | sapar |
|
|
فَضَلُّوا | şaştılar |
|
|
ضَلَّ | kaybolur |
|
|
وَأَضَلُّ | ve daha da sapıktır |
|
|
يُضْلِلْ | sapıklıkta bırakırsa |
|
|
يُضْلِلْ | sapıklıkta bırakırsa |
|
|
الْمُضِلِّينَ | yoldan şaşırtanları |
|
|
ضَلَّ | boşa gider |
|
|
ضَلَالٍ | sapıklık |
|
|
الضَّلَالَةِ | sapıklık |
|
|
يَضِلُّ | şaşmaz |
|
|
وَأَضَلَّ | ve saptırdı |
|
|
وَأَضَلَّهُمُ | ve onları saptırdı |
|
|
ضَلُّوا | saptıklarını |
|
|
يَضِلُّ | sapkınlık |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
يُضِلُّهُ | onu saşırtır |
|
|
لِيُضِلَّ | şaşırtmak için |
|
|
الضَّلَالُ | sapma |
|
|
ضَالِّينَ | sapık |
|
|
فَضَلُّوا | saptılar |
|
|
أَضْلَلْتُمْ | saptırdınız |
|
|
ضَلُّوا | sapıttılar |
|
|
أَضَلَّنِي | o beni saptırdı |
|
|
وَأَضَلُّ | ve çok sapıktır |
|
|
لَيُضِلُّنَا | bizi saptıracaktı (diyorlar) |
|
|
أَضَلُّ | sapık olduğunu |
|
|
أَضَلُّ | daha sapıktır |
|
|
الضَّالِّينَ | dalalette idim |
|
|
الضَّالِّينَ | sapıklar- |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
أَضَلَّنَا | bizi saptıramazlar |
|
|
ضَلَالَتِهِمْ | sapıklıkları- |
|
|
ضَلَّ | saparsa |
|
|
مُضِلٌّ | şaşırtıcı |
|
|
أَضَلُّ | daha sapık |
|
|
وَضَلَّ | ve sapıp gider |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
أَضَلَّ | şaşırttığı |
|
|
ضَلَالَتِهِمْ | sapıklıkları- |
|
|
لِيُضِلَّ | saptırmak için |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
ضَلَلْنَا | biz kaybolduktan |
|
|
ضَلَّ | sapıklığa düşer |
|
|
ضَلَالًا | bir sapkınlıkla |
|
|
فَأَضَلُّونَا | bizi saptırdılar |
|
|
وَالضَّلَالِ | ve bir sapıklık |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
ضَلَلْتُ | saparsam |
|
|
أَضِلُّ | sapmış olurum |
|
|
يُضِلُّ | sapıklık içinde bırakır |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
أَضَلَّ | saptırmıştı |
|
|
ضَالِّينَ | sapık kimseler |
|
|
ضَلَّ | sapmıştı |
|
|
فَيُضِلَّكَ | sonra seni saptırır |
|
|
يَضِلُّونَ | sapan(lara) |
|
|
لِيُضِلَّ | saptırmak için |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
يُضْلِلِ | sapıklığında bırakırsa |
|
|
يُضْلِلِ | şaşırtırsa |
|
|
مُضِلٍّ | şaşırtan |
|
|
ضَلَّ | saparsa |
|
|
يَضِلُّ | sapmış olur |
|
|
ضَلَالٍ | boşa çıkandan |
|
|
يُضْلِلِ | şaşırtırsa |
|
|
يُضِلُّ | saptırır |
|
|
ضَلَالٍ | dalaletten |
|
|
يُضِلُّ | şaşırtır |
|
|
ضَلُّوا | kayboldular |
|
|
أَضَلَّانَا | bizi saptıran |
|
|
وَضَلَّ | ve sapıp gitmiştir |
|
|
أَضَلُّ | daha sapık |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
يُضْلِلِ | sapıklıkta bırakırsa |
|
|
يُضْلِلِ | sapıklıkta bırakırsa |
|
|
ضَلَالٍ | sapıklıkta |
|
|
وَأَضَلَّهُ | ve saptırdığı |
|
|
أَضَلُّ | daha sapık |
|
|
ضَلُّوا | kaybolup gittiler |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
أَضَلَّ | boşa çıkarmıştır |
|
|
يُضِلَّ | zayi etmeyecektir |
|
|
وَأَضَلَّ | ve boşa çıkarmıştır |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
ضَلَّ | sapmadı |
|
|
ضَلَّ | sapan |
|
|
ضَلَالٍ | apaçık bir sapıklık |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
الضَّالُّونَ | sapıklar |
|
|
الضَّالِّينَ | sapık |
|
|
ضَلَّ | sapmıştır |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
|
ضَلَّ | sapmıştır |
|
|
لَضَالُّونَ | biz (yolu) şaşırdık |
|
|
أَضَلُّوا | yoldan çıkardılar |
|
|
ضَلَالًا | şaşkınlıktan |
|
|
يُضِلُّوا | şaşırtırlar |
|
|
يُضِلُّ | şaşırtır |
|
|
لَضَالُّونَ | sapıklardır |
|
|
ضَالًّا | şaşırmış |
|
|
تَضْلِيلٍ | boşa |