مَٓا اَشْهَدْتُهُمْ خَلْقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَا خَلْقَ اَنْفُسِهِمْۖ وَمَا كُنْتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلّ۪ينَ عَضُداً ٥١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | مَا |
|
|
| 2 | أَشْهَدْتُهُمْ | onları hazır bulundurmadım |
|
| 3 | خَلْقَ | yaratılmasında |
|
| 4 | السَّمَاوَاتِ | göklerin |
|
| 5 | وَالْأَرْضِ | ve yerin |
|
| 6 | وَلَا | ve ne de |
|
| 7 | خَلْقَ | yaratılmasında |
|
| 8 | أَنْفُسِهِمْ | kendilerinin |
|
| 9 | وَمَا | ve |
|
| 10 | كُنْتُ | değilim |
|
| 11 | مُتَّخِذَ | edinmiş |
|
| 12 | الْمُضِلِّينَ | yoldan şaşırtanları |
|
| 13 | عَضُدًا | yardımcı |
|
مَٓا اَشْهَدْتُهُمْ خَلْقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَا خَلْقَ اَنْفُسِهِمْۖ
Fiil cümlesidir. مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَشْهَدْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
خَلْقَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. السَّمٰوَاتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْاَرْضِ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. خَلْقَ atıf harfi وَ ile birinci خَلْقَ ‘ya matuftur. Aynı zamanda muzâftır. اَنْفُسِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَشْهَدْتُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi شهد ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَمَا كُنْتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلّ۪ينَ عَضُداً
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تُ mütekellim zamiri كُنْتُ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. مُتَّخِذَ kelimesi كُنْتُ ’nin haberi olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُضِلّ۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. Aynı zamanda ism-i fail مُتَّخِذَ ‘nin mef’ûlu bihidir. عَضُداً ism-i fail مُتَّخِذَ ’in ikinci mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur.
مُتَّخِذَ ; sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.
الْمُضِلّ۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَٓا اَشْهَدْتُهُمْ خَلْقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَا خَلْقَ اَنْفُسِهِمْۖ وَمَا كُنْتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلّ۪ينَ عَضُداً
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Menfi mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Nefy harfinin tekrarı dolayısıyla cümle tekid edilmiştir.
Şahit tutulmamış şeylerin, insanın, yeryüzü ve gökyüzünün yaratılması olarak sayılması taksim sanatıdır.
خَلْقَ kelimesinin ayette tekrar edilmesindeki amaç, yaratılışa dikkat çekerek önemini vurgulamaktır.
الْاَرْضَ , tezat nedeniyle السَّمٰوَاتِ ‘ye atfedilmiştir.
السَّمٰوَاتِ ’tan sonra الْاَرْضَ ‘ın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir.
السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
خَلْقَ السَّمٰوَاتِ ’ye tezayüf nedeniyle atfedilen وَلَا خَلْقَ اَنْفُسِهِمْۖ ‘ye dahil olan nefiy harfi لَا , olumsuzluğu tekit eden zaid harfidir.
خَلْقَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
الإشْهادُ ; başkalarını şahit etmek (tanık kılmak) anlamında özel bir hazır bulunma halinden kinayedir. Aynı zamanda bir işe ortak olmak veya o iş üzerinde yardımlaşma anlamlarına da gelir. Bu şahitliğin nefy edilmesi evleviyetle yaratılış ve ilâhlığa ortaklığın nefyini (inkârını) gerektirmektedir. Öyle ki göklerin yaratılışı, İblis ve zürriyetinin varlığından önce gerçekleşmiştir. Bu durum, varlık halinde olmamaları sebebiyle ilâh olma durumlarının imkânsızlığına işaret etmektedir. Nitekim bir şeyin yokluğa mahkum olması onun ezeli olmasını imkânsız hale getirir. Ezelilik ise ilâhlığın şartlarındandır. أشْهَدْتُهم ve أنْفُسِهِمْ sözlerindeki gaib zamirleri, tıpkı وهم لكم عدو (Kehf Suresi, 50) ayetindeki zamir gibi, kendisinden bahsedilen İblis ve zürriyetinden haber verir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَمَا كُنْتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلّ۪ينَ عَضُداً cümlesi, atıf harfi وَ ‘la hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Hakiki atıf, fiil cümlesinin fiil cümlesine atfıdır. (Hâlidî, Vakafât s. 75)
İsim cümlesinin anlamında sabitlik ve devamlılık, fiil cümlesinin anlamında ise yenilenme ve tekrarlanma vardır. Şayet hem devamlılık hem fiilin tekrarı ve yenilenmesi kastediliyorsa, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilebilir. Bunun aksi de mümkündür. Mesela, fiil cümlesinden fiilin zaman zaman yenilendiğini, isim cümlesinden ise başlayıp halen devam ettiği kastediliyorsa aralarında atıf yapılabilir. (Sevinç Resul, Arapçada Cümle Yapısı, 2010, s. 190-191)
Menfî nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidâî kelamdır.
Müsned olan مُتَّخِذَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Az sözle çok anlam ifade etmek üzere gelen كَان ’nin haberi olan مُتَّخِذَ الْمُضِلّ۪ينَ izafetinde الْمُضِلّ۪ينَ , fiil gibi amel eden مُتَّخِذَ ‘nin mef’ûlüdür.
عَضُداً , mef’ûlüne muzâf olan مُتَّخِذَ ’nin ikinci mef’ûlüdür. Kelimedeki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Nefy siyakında nekre, selbin umumuna işaret etmiştir.
Cümlede teşbih-i beliğ vardır. Dalalete düşürenler yardımcıya benzetilmişlerdir. عَضُداً kelimesi aslen dirsek-omuz arasını ifade eder. Teşbih edatı ve vech-i şebeh zikredilmemiştir.
Ayette “İstenen bir konuda kelamcıların usulünce kesin aklî delillerle konuşmak” şeklinde tarif edilen, mezheb-i kelamî sanatı vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetu't Tefasir, 3/79)
مَا كَانَ terkibi nefy ve tenzih ifade eder. Ayette zikredilen anlamın Allah’a isnad edilmesi söz konusu olamaz. Tıpkı ما كان لله أنْ يتَّخذ مِنْ وَلَدٍ (Meryem Suresi, 35) ayetinde olduğu gibi. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
Kendisine ibadet edenlere faydası olmayanın mantıken ilâh olması da mümkün değildir. Yaratıcı varken yaratılışınızda var olmayanları, size düşman oldukları halde dost edinmeniz akıl dışıdır. Zira ilaha ait belirleyici özelliklerin yokluğu onların ilâh olamayacakları istidlalini gerektirir. Bu sanat mezheb-i kelamî sanatıdır. Bu üslup aynı zamanda muhatabın inadını kırar ve onu hakikatı itiraf etmeye zorlar. (Hasan Uçar, Kur'an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Allah yerine şeytan ile soyunu dost edinmelerinin, kendilerine habisliği, sapıklığı ve düşmanlığı gibi sakıncaları beyan edildikten sonra burada da haddi zatında bunun mümkün de olmadığı beyan edilmektedir. Yani ben, İblis ve soyunu, göklerin ve yerin yaratılışına şahit kılmadım; çünkü Ben, gökleri ve yeri şeytanları yaratmadan önce yarattım. Ve şeytanları yaratırken de onların bazılarını, diğer bazılarının yaratılışına şahit kılmadım. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
المُضِلِّينَ ile murad edilen şeytanlardır. Çünkü onlar nefislere dalalet ve fesat düşünceleri atarak insanları saptırdılar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وما كُنْتُ مُتَّخِذَ المُضِلِّينَ عَضُدًا cümlesi ما أشْهَدْتُهم خَلْقَ السَّماواتِ والأرْضِ cümlesi için tezyîldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Tezyîl hükmündeki bu cümle, önceki cümleyi tekid için gelmiş ıtnâb sanatıdır.
Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekit etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)