Kehf Sûresi 52. Ayet

وَيَوْمَ يَقُولُ نَادُوا شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ مَوْبِقاً  ٥٢

(Ey Muhammed!) Allah’ın, “Ortağım olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın” diyeceği, onların da çağıracakları, fakat kendilerine (çağırdıklarının) cevap vermeyecekleri ve bizim de aralarına bir uçurum koyacağımız günü hatırla!
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَيَوْمَ ve o gün ي و م
2 يَقُولُ (Allah, kafirlere) der ki ق و ل
3 نَادُوا çağırın ن د و
4 شُرَكَائِيَ benim ortaklarım ش ر ك
5 الَّذِينَ şeyleri
6 زَعَمْتُمْ zannettiğiniz ز ع م
7 فَدَعَوْهُمْ işte çağırdılar د ع و
8 فَلَمْ ama
9 يَسْتَجِيبُوا cevap vermediler ج و ب
10 لَهُمْ kendilerine
11 وَجَعَلْنَا ve biz koyduk ج ع ل
12 بَيْنَهُمْ onların aralarına ب ي ن
13 مَوْبِقًا tehlikeli bir uçurum و ب ق
 
Yüce Allah kıyamet gününde hesaba çekmek üzere bütün mahlûkatı huzurunda topladığı zaman, dünyada kendisine ortak koşmuş olanlara şöyle seslenecek: Haydi, benim ortaklarım olduğunu ileri sürdüğünüz şeyleri çağırın da size yardım etsinler! Bunun üzerine müşrikler tanrılarını çağıracaklar. Fakat o sözde tanrılar cevap veremeyecek. Zira Allah Teâlâ müşriklerle tanrı edindikleri şeyler arasına tabii bir engel koymuştur. Onların hilkat ve tabiatları tapınmaya lâyık ve yardım etmeye müsait değildir. Bu husus orada açıkça ortaya çıkacak, artık tapanlarla tapılanlar birbirlerini göremeyeceklerdir. Bâtıl tanrıların dünyada faydaları olmadığı gibi âhirette de faydaları olmayacağı ortaya çıkacaktır. İşte o zaman suçlular cehennemi görecekler, oraya gireceklerini ve oradan çıkmak için bir kurtuluş yolu bulamayacaklarını anlayacaklardır.
 
  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 561-562
 

وَيَوْمَ يَقُولُ نَادُوا شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ 

 

وَ  istînâfiyyedir. Zaman zarfı  يَوْمَ , takdiri أذكر  olan mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. يَقُولُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Mekulü’l-kavli,  نَادُوا ’dur.  يَقُولُ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

نَادُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. شُرَكَٓاءِيَ mef’ûlun bih olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  شُرَكَٓاءِ ’nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  زَعَمْتُمْ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

زَعَمْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Sanmak anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  زَعَمْتُمْ  fiilinin iki mef’ûlun bihi de mahzuftur. Takdiri;  زعمتموهم شركاء (Onların ortak olduğunu iddia ettiniz.) şeklindedir.

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

دَعَوْ  iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  

فَ  atıf harfidir.  لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

يَسْتَج۪يبُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لَهُمْ  car mecruru  يَسْتَج۪يبُوا  fiiline mütealliktir. 

شُرَكَٓاءِ  sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden olduğu için gayri munsariftir.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarıfa “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

يَسْتَج۪يبُوا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi  جوب ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.

نَادُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  ندي ’dir.

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (işteşlik-ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ve mef'ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ مَوْبِقاً

 

Cümle, قد  takdiriyle hal olarak mahallen mansubdur.

Fiil cümlesidir. وَ  haliyyedir. جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بَيْنَهُمْ  zaman zarfı  جَعَلْنَا ’nın ikinci mef’ûlun bihine mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَوْبِقاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَيَوْمَ يَقُولُ نَادُوا شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ مَوْبِقاً

 

وَ  istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Zaman zarfı  يَوْمَ , takdiri اذكر  (Zikret) olan mahzuf fiilin mef’ûlüdür. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

يَوْمَ ‘nin muzâfun ileyhi olan  يَقُولُ نَادُوا شُرَكَٓاءِيَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

يَقُولُ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  نَادُوا شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ  cümlesi, emir üslubunda, talebî inşâî isnaddır.

Cümle, emir üslubunda geldiği halde emir kastı taşımadığı açıktır. Tehekküm ve tahkir manalarına gelen cümle, vaz edildiği anlamın dışında mana kazandığı için mecaz-ı mürsel mürekkeptir. 

Veciz anlatım kastıyla gelen,  شُرَكَٓاءِيَ  izafeti, muzâfa tahkir ifade eder. 

شُرَكَٓاءِيَ ’nin sıfatı konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  زَعَمْتُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

فَدَعَوْهُمْ  cümlesi, atıf harfi  فَ   ile muzâfun ileyh olan  يَقُولُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari sıygadan mazi sıygaya iltifat sanatı vardır.

Nekre olarak gelen  يَوْمُ  kelimesi haşr gününü ifade eder.  الَّذِينَ زَعَمْتُمْ  ifadesinin işaret ettiği gibi, müşriklere şöyle söylenir: “Ortaklarım olarak zannettiğiniz putlarınızı çağırın”. Burada onların ortaklık vasıfları sanki varmış gibi, müşriklerin zannetme fiilinden önce kullanılarak muhatap müşriklerle bir nevi istihza edilir ve onların putları yüce Allah’ın ortakları olarak görmeleri kınanmış olur. Ardından ise batıl itikatlarına delalet eden yalan iddiaları zikredilir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Cumhur  يَقُولُ  fiilini gaib yâ'sı ile okumuştur, gaib zamiri O’nun makamındakilere delalet etmesi için Allah Teâlâ'ya aittir. Hamza ise  نَقُولُ  şeklinde azamet zamiriyle okumuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile  دَعَوْهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen ittifak vardır. Müspet mazi sıygadan menfî muzari sıygaya iltifat sanatı vardır.

Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiiller tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَدَعَوْهُمْ ’daki  هُمْ , ortaklar, لَهُمْ ’daki  هُمْ , müşrikler olmak üzere farklı kişilere aid zamirlerdir.

وَ ’la gelen  وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ مَوْبِقاً  cümlesi, قد  takdiriyle haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Fiilin mazi sıygada gelmesi sebat, temekkün ve istikrar, ifade etmiştir.

Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalet etmek üzere mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

جَعَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Gaib sıygasıyla gelen iki cümleden sonra son cümlede korku ve tehdidi artırmak için azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik  بَيْنَهُمْ  mekan zarfı, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için ilk mef’ûle takdim edilmiştir. Mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

İlk mef’ûl olan  مَوْبِقاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.

مَوْبِقاً ’ daki tenvin nekrelik, nev ve tazim ifade eder.

نَادُوا - يَقُولُ  ve  دَعَوْ - يَسْتَج۪يبُوا  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Zikredilmesi istenen günün özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır. 

Keşşâf sahibi şöyle demiştir:  مَوْبِقاً  kelimesi, “helak oldu” anlamındaki  وَبَقَ  fiilinden gelen ve “helak edici” anlamında bir kelimedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

وَجَعَلۡنَا  fiilinin mazi olarak gelmesi; o gün vuku bulmasının hızlı olduğuna delalet için olmuş bitmiş bir olay gibi gösterilmek istenmesindendir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)