وَرَاَ الْمُجْرِمُونَ النَّارَ فَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ مُوَاقِعُوهَا وَلَمْ يَجِدُوا عَنْهَا مَصْرِفاً۟ ٥٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَرَأَى | ve gördüler |
|
| 2 | الْمُجْرِمُونَ | suçlular |
|
| 3 | النَّارَ | ateşi |
|
| 4 | فَظَنُّوا | artık iyice anladılar |
|
| 5 | أَنَّهُمْ | kendilerinin |
|
| 6 | مُوَاقِعُوهَا | içine düşeceklerini |
|
| 7 | وَلَمْ | fakat |
|
| 8 | يَجِدُوا | bulamadılar |
|
| 9 | عَنْهَا | ondan |
|
| 10 | مَصْرِفًا | kaçacak bir yer |
|
وَرَاَ الْمُجْرِمُونَ النَّارَ فَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ مُوَاقِعُوهَا
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. رَاَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. الْمُجْرِمُونَ fail olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. النَّارَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ظَنُّٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Sanmak anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel ظَنُّٓوا fiilinin iki mef’ûlun bihi yerinde olarak mahallen mansubdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُمْ muttasıl zamir اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُوَاقِعُوهَا kelimesi اَنَّ ’nin haberi olup, ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. İzafetten dolayı ن harfi hazf edilmiştir. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُجْرِمُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
مُوَاقِعُو ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan mufâale babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَمْ يَجِدُوا عَنْهَا مَصْرِفاً۟
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
يَجِدُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَنْهَا car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. مَصْرِفاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
وَرَاَ الْمُجْرِمُونَ النَّارَ فَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ مُوَاقِعُوهَا وَلَمْ يَجِدُوا عَنْهَا مَصْرِفاً۟
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mütekellimin Allah Teâlâ olduğu cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107
Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalt etmek üzere mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır.
Zamir makamında bahsi geçenlerin الْمُجْرِمُونَ olarak zahiren zikredilmesi, tahkir ifadesinin yanında bu cezayı hak ettiklerini vurgulamıştır. Bu ifadede iltifat, ıtnâb ve reddü'l acüz ale’s sadr sanatları vardır.
Müstakbel, vukûunun kesinliğini ifade için maziyle gelebilir. Böylece gelecekte vuku bulacak olan şey sanki vuku bulmuş gibidir. Ahirette olacak haller bu işin kesinlikle vuku bulacağına delalet etmek üzere mâzî fille anlatılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Zamir yerine المُجْرِمِينَ şeklinde ismin açık olarak zikredilmesi, günahkârların gerçeği gizlemelerinin ateş azabını hak etmeleri sonucunu doğurduğunu belirtmek içindir. النّارِ kelimesinin ise açık olarak değil de هَا zamiriyle gelmesi, mücrimlerin helaka uğradıkları yerin ateş olduğunun bu şekilde belirtilmesi ve bir nevi atf-ı beyan ile ifade edilmesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ مُوَاقِعُوهَا cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi olan اَنَّهُمْ مُوَاقِعُوهَا , masdar teviliyle ظَنُّٓوا fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel, sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Veciz ifade kastıyla izafet formunda gelen müsned olan مُوَاقِعُوهَا , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bildi, anladı, zannetti ve sandı olmak üzere iki zıt anlama sahip ظَنُّٓوا fiili, bu ayette kesin olarak anladı manasındadır.
Burada zan kelimesi, kesinlik manasında kullanılmakta olup bu mana onun kullanımlarından biridir. İhtimal ki burada bu mananın kullanılma sebebi, ironi yapılarak onları istihzaya almaktır. Çünkü onlar ateşin kendileri için hazırlandığını kesin olarak bilmelerine rağmen onu tercih ettiler. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayetteki مُوَاقِعُوهَا [düştüklerini] ifadesi, “ona karıştıklarını, battıklarını” manasındadır. Çünkü bir şeyin, bir şeye karışması ileri derecede olduğunda, “O ona düştü.” denilir. Allah Teâlâ sonra “Fakat ondan savuşacak bir yer bulamamışlardır.” yani melekler kendilerini cehenneme doğru sevk etmekte oldukları için cehennemden kaçıp kurtulacak bir yer bulamazlar buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
المُواقَعَة kelimesi الوُقُوع kelimesinin mufaale babıdır. Mübalağa kastı için kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَلَمْ يَجِدُوا عَنْهَا مَصْرِفاً۟ cümlesi, atıf harfi فَ ile فَظَنُّٓوا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi sıygadan menfî muzari sıygaya iltifat sanatı vardır.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik عَنْهَا mekan zarfı, ihtimam için ilk mef’ûle takdim edilmiştir. Mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
İlk mef’ûl olan مَصْرِفاً۟ ’deki nekrelik kıllet, nev ve umum ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne delalet eder.
Sayfadaki bütün ayetler fethalı kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir.
المَصْرِف kaçma mekânıdır. Yani kurtulma ve mücavezedir. Kelamda îcâz vardır. Takdiri: وحاوَلُوا الِانْقِلابَ أوِ الِانْصِرافَ değiştirmeye (inkılab) ve ayrılmaya çalıştılar şeklindedir. Fakat herhangi bir kaçış yeri (çıkış yolu) yani kurtarıcı bulamadılar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)