En'âm Sûresi 94. Ayet

وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادٰى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَٓاءَ ظُهُورِكُمْۚ وَمَا نَرٰى مَعَكُمْ شُفَعَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ اَنَّهُمْ ف۪يكُمْ شُرَكٰٓؤُ۬اۜ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ۟  ٩٤

Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah’ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ ve andolsun
2 جِئْتُمُونَا yine bize geldiniz ج ي ا
3 فُرَادَىٰ tek olarak ف ر د
4 كَمَا gibi
5 خَلَقْنَاكُمْ sizi yarattığımız خ ل ق
6 أَوَّلَ ilk ا و ل
7 مَرَّةٍ kez م ر ر
8 وَتَرَكْتُمْ ve bıraktınız ت ر ك
9 مَا şeyleri
10 خَوَّلْنَاكُمْ sizi hayaline daldırdığımız خ و ل
11 وَرَاءَ arkasında و ر ي
12 ظُهُورِكُمْ sırtlarınız ظ ه ر
13 وَمَا
14 نَرَىٰ ve görmüyoruz ر ا ي
15 مَعَكُمْ yanınızda
16 شُفَعَاءَكُمُ şefaatçilerinizi ش ف ع
17 الَّذِينَ kimseleri
18 زَعَمْتُمْ sandığınız ز ع م
19 أَنَّهُمْ onların
20 فِيكُمْ içinizden
21 شُرَكَاءُ ortak olduklarını ش ر ك
22 لَقَدْ andolsun
23 تَقَطَّعَ (bağlar) kesilmiş ق ط ع
24 بَيْنَكُمْ aranızdaki ب ي ن
25 وَضَلَّ ve kaybolup gitmiştir ض ل ل
26 عَنْكُمْ sizden
27 مَا şeyler
28 كُنْتُمْ ك و ن
29 تَزْعُمُونَ sandığınız ز ع م
 

İnkârcıların âhirette, mutlak güç ve hâkimiyet sahibi olan Allah karşısındaki yalnızlık ve çaresizliklerinin anlatıldığı âyete göre onların dünyadaki akraba ve dostları, kendilerini şımartıp azgınlaştıran mal ve mülkler, makam ve mevkiler, Allah’tan başka tapmış oldukları şeyler Allah karşısında onlara zerre kadar fayda sağlamayacak, yardımını umdukları şeyler kaybolup gidecektir.

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 442

 

Riyazus Salihin, 412 Nolu Hadis

Hz. Âişe radıyallahu anhâ, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim demiştir:

“İnsanlar, kıyamet gününde, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak Allah’ın huzurunda toplanırlar.” Bunun üzerine ben:

– Yâ Resûlallah! Kadınlar ve erkekler birlikte olunca, birbirlerine bakmazlar mı, dedim? Peygamber Efendimiz:

– “Âişe! Durum, onların bunu akıllarına getiremeyecekleri kadar ciddidir” buyurdu.

Bir başka rivayette:

“İş, birbirlerine bakamayacakları derecede şiddetlidir”, buyurdu.

Buhârî, Rikak 45; Müslim, Cennet 56,59. Ayrıca bk. Buhârî, Enbiyâ 8, 48, Tefsîru sûre (5), 14; Tirmizî, Kıyamet 3, Tefsîru sûre (80), 2; Nesâî, Cenâiz 118-119; İbni Mâce, Zühd 33

 

خول Havele: خَوَّلَ vermek, bahşetmek anlamındadır. Birine köle ve hizmetçi vermektir. Alışılmış olup ihtiyaç haline gelmiş şeyleri vermektir diyenler de olmuştur. Arapçada خَالٌ kelimesi dayı, خَالَةٌ  (hala) ise teyze demektir ve bu sözcüğün aslı da ‘falan adam sığırlarına, develerine vs. mallarına iyi bakar, malın dayısıdır.’ şeklindeki deyimden gelmektedir. (Müfredat) 

Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 8 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) 

 

Türkçede kullanılan şekli haladır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادٰى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ


وَ  istînâfiyyedir. لَ  mukadder kasemin cevabına gelen muvattie harfidir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

جِئْتُمُونَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur. Mütekellim zamiri  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  فُرَادٰى  kelimesi  جِئْتُمُونَا  ’deki failin hali olup mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir. 

كَ  harf-i cerdir.  مَا  ve masdar-ı müevvel  جِئْتُمُونَا ‘daki failin mahzuf ikinci haline mütealliktir.  

خَلَقْنَاكُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  اَوَّلَ  zaman zarfı,  خَلَقْنَاكُمْ  fiiline mütealliktir. مَرَّةٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Cemi müzekker muhatap mazi fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir  و  harfi getirilir.  جِئْتُمُونَا  fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı - işbâ edatı denilir.

Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfû halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksur isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).

Burada hal mazi fiil cümlesi olarak gelmiştir. Hal müspet (olumlu) mazi fiil cümlesi olarak geldiğinde umumiyetle başına  “وَقَدْ”  gelir. Bazen sadece  “و ”  gelir. Nadiren   “و ”  sız gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَٓاءَ ظُهُورِكُمْۚ


Fiil cümlesidir. وَ  haliyyedir.  تَرَكْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  خَوَّلْنَاكُمْ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

خَوَّلْنَاكُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

وَرَٓاءَ  mekân zarfı,  تَرَكْتُمْ  fiiline mütealliktir.  ظُهُورِكُمْ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

خَوَّلْنَاكُمْ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  خول ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef’ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 


وَمَا نَرٰى مَعَكُمْ شُفَعَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ اَنَّهُمْ ف۪يكُمْ شُرَكٰٓؤُ۬اۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. نَرٰى  fiili elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Bilmek anlamında kalp fiilidir. مَعَ  mekân zarfı  نَرٰى  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

شُفَعَٓاءَكُمُ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  كُمُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  شُفَعَٓاءَكُمُ ‘un sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  زَعَمْتُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

زَعَمْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel  زَعَمْتُمْ  fiilinin iki mef’ûlu yerinde olup mahallen mansubdur. Sanmak anlamında kalp fiilidir.

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

هُمْ  muttasıl zamiri,  اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. ف۪يكُمْ  car mecruru mahzuf hale mütealliktir.  شُرَكٰٓؤُ۬ا  kelimesi,  اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

فِي  harf-i ceri mecruruna mekân zarfı, zaman zarfı, söz ve görüş konusu olarak, vardır – mevcuttur, hal, sebep, mukayese, karşılaştırma gibi manalar kazandırabilir. Burada mekân zarfı manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübteda ve haberi iki mef’ûl yaparak nasb ederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.

2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir.

Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdar-ı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فِي  harf-i ceri mecruruna mekân zarfı, zaman zarfı, söz ve görüş konusu olarak, vardır – mevcuttur, hal, sebep, mukayese, karşılaştırma gibi manalar kazandırabilir. Burada mekân zarfı manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

شُرَكٰٓؤُ۬ا  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ۟

 

لَ  mukadder kasemin cevabına gelen muvattie harfidir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

تَقَطَّعَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.  بَيْنَكُمْ  mekân zarfı,  تَقَطَّعَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir.  ضَلَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir. عَنْكُمْ  car mecruru  ضَلَّ  fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ۟ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ‘ün ismi olarak mahallen merfûdur. تَزْعُمُونَ۟  cümlesi, كُنْتُمْ ’un haberi olarak mahallen mansubdur. 

تَزْعُمُونَ۟  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

تَقَطَّعَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  قطع ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. Tefe'ul babı aynı zamanda fiile teksir manası da katar. Burada teksir manasında kullanılmıştır. Burada teksir manasında kullanılmıştır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادٰى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَٓاءَ ظُهُورِكُمْۚ


وَ , istînafiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

لَ  mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi  جِئْتُمُونَا فُرَادٰى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Kıyamet günüyle ilgili gelen mazi fiil, henüz gerçekleşmemiş bir olayı olmuş gibi göstermek üzere muzari fiil yerine gelmiş, olayın kesinliğine işaret etmiştir. Bu kullanımlarda mecâz-ı mürsel sanatı vardır.

Bu ayetlerin benzeri Kur’ân’da çoktur. Muzari yerine mazi fiil gelmesi; mazi menzilesine konması (yani, kesinlik ifadesi) içindir. Zira Allah’ın sözünde asla değişiklik olmaz. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Teşbih harfi  ك  sebebiyle mecrur mahaldeki  مَا  masdar harfi ve sılası masdar tevilinde,  جِئْتُمُونَا  fiilinin failinin mahzuf haline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel olan  خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Önceki ayetteki gaib zamirden bu cümlede azamet zamirine geçişte, iltifat sanatı vardır. 

جِئْتُمُونَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

Cümledeki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, benzetme yönü hazfedildiği için de mücmeldir.

İnkâr ettikleri ve gözleriyle gördükleri ölümden sonraki diriliş için yapılmış bir teşbihtir. كَ  harfi yeni yaratılışı, ilk yaratılışa benzetir. Mef’ûlu mutlak konumundadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Bu geliş hakiki manada gelmiş olabilir. Bu durumda قَدْ  harfi tahkik içindir. Ama mazi fiil müstakbel için kullanılmış ise istiare vardır ve قَدْ  harfi terşîh manası içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

جِئْتُمُونا  sözündeki mansub mahaldeki  نَا  zamiri, azamet, yani heybet zamiridir,  كَما خَلَقْناكُمْ  sözünün deliliyle meleklere ait değildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

فُرادى  kelimesi  جِئْتُمُونا  fiilindeki merfû zamirin halidir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

İlk hayatınızda mal, çocuk, ve yardımcılar gibi gurur duyduğunuz her şeyden ayrılmış bir haldesiniz. فُرادى  kelimesi  فَرْدانَ  şeklinde çoğul olur.  فُرادى  kelimesi, yalnız başına manasındaki  فُرادَ  kelimesinin manasıyla sınırlı değildir. Teker teker manasını da taşır.  ثَلاثٍ ورُباعٍ  gibi ma’dûl sayılar gibidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Ayetteki  وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادٰى  "Andolsun ki yapayalnız, tek tek huzurumuza geldiniz" buyruğu ile, bir azarlama ve korkutma kastedilmiştir. Çünkü o kâfirler, dünyada bütün gayret ve çabalarını, şu iki şeyi elde etmek için sarf etmişlerdir: a) Makam ve mevki elde etmek.b) Allah yanında kendilerine şefaatçi olacaklarına inandıkları putlara tapmak... Sonra onlar kıyamette mahşere geldiklerinde, dünyadaki mallarından hiçbirşey bulunmaz ve yanlarında, Allah katında şefaatçi olacaklarını sandıkları putlarını göremezler. Böylece de dünyada elde ettikleri ve son derece güvendikleri şeylerden tamamen uzak, tek başına kalmış olurlar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

وَ ’la gelen  وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَٓاءَ ظُهُورِكُمْ  cümlesi, قَدْ  takdiriyle haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

تَرَكْتُمْ  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ‘nın sılası olan  خَوَّلْنَاكُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

خَوَّلْنَاكُمْ  fiili azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.

Mekân zarfı olan  وَرَٓاءَ ’nin amili  تَرَكْتُمْ  fiilidir. 

وَرَٓاءَ - ظُهُورِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

وَرَٓاءَ ظُهُورِكُمْ  ifadesinde tecsim, yani cisimlendirme sanatı vardır. Sanki adamın biri bir şeyi arkasına doğru fırlatıp atıyormuş gibi hissediyoruz, sanki onu görüyoruz. Bu benzetme, gözümüzde yükünü sırtının arkasına atmış bir hamalı canlandırır. Maksat, o şeyi senin gözünde çirkinleştirip bir daha unutmamayı sağlamaktır.

 


 وَمَا نَرٰى مَعَكُمْ شُفَعَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ اَنَّهُمْ ف۪يكُمْ شُرَكٰٓؤُ۬اۜ

 

Cümle, atıf harfi  وَ  ‘la  وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَٓاءَ ظُهُورِكُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

شُفَعَٓاءَكُمُ  için sıfat konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  ‘nin sılası olan  زَعَمْتُمْ اَنَّهُمْ ف۪يكُمْ شُرَكٰٓؤُ۬اۜ , mazi fiil sıygasında gelerek sübuta, temekkûne ve istikrara işaret etmiştir. 

Ayetin sonunda müştakıyla tekrarlanan  زَعَمْتُمْ  fiilinde irsâd sanatı vardır. 

Masdar ve tekid harfi  أَنَّ  ve akabindeki  اَنَّهُمْ ف۪يكُمْ شُرَكٰٓؤُ۬ا  cümlesi masdar teviliyle  زَعَمْتُمْ  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car-mecrur  ف۪يكُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için, amili olan  شُرَكٰٓؤُ۬ا ‘e takdim edilmiştir.

فِيكم شُرَكاءُ  ifadesinde harf-i cerinin müteallakı olan  شُرَكاءُ  kelimesine takdimi bu iddialarına taaccüp içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

ف۪يكُمْ  ibaresindeki  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen insan topluluğu, mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf,  عَلَيْ  yerine kullanılmıştır.  Çünkü  insan topluluğu, zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. İnsanlar arasındaki bağlılık, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır.

وما نَرى مَعَكم شُفَعاءَكُمُ  cümlesi  جِئْتُمُونا وتَرَكْتُمْ  cümlelerine matuftur. Çünkü bu haberle onların hataları ve pişmanlıkları kastedilmiştir. Müşrikler İslam karşısında kalpleri etkilenip bocaladığı zaman ilâhlarının yani putlarının Allah katında kendilerine şefaat edeceğini söyleyerek rahatlarlardı. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ۟

 

Cümle mukadder kasemin cevabıdır.

لَ  mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan  تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

وَضَلَّ عَنْكُمْ  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la kasemin cevabına matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari sıygadan mazi sıygaya iltifat sanatı vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَنْكُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.

ضَلَّ  fiilinin faili konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ‘nın sılası olan  كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ۟  cümlesi, nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَان ’nin haberi olan  تَزْعُمُونَ۟ nin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)

كَان  haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103) 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

زَعَمْتُمْ - تَزْعُمُونَ۟  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

شُفَعَٓاءَكُمُ - شُرَكٰٓؤُ۬اۜ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Burada  تَقَطَّعَ  şeklindeki okuyuşta fail hazfedilmiştir. Çünkü maksat bu kesilmenin kopmanın meydana gelmesidir. Fail bu fiille birlikte kullanılabilecek müphem bir isimdir. Bu kelime  لَقَدْ تَقَطَّعَ الحَبْلُ  şeklinde ip vs gibi takdir edilebilir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:  وتَقَطَّعَتْ بِهِمُ الأسْبابُ (Bakara, 2/166). Bu ayetteki kullanım da buna benzer, veciz bir kullanım sözkonusudur. Arap kelamında  التَّقَطُّعِ  kelimesinin uzaklık ve bağın kopması manasında tebei istiare olarak kullanılması yaygındır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Nâfî, Kıssâî ve Hafs  بَيْنَكُمْ  şeklinde, diğerleri ise  بَيْنُكم  şeklinde okumuştur. Bu kıraatte  بَيْنُ  kelimesi zarfiyye olmaktan çıkar ve çekimi yapılan bir isim olur. Bu kelimeye  التَّقَطُّعُ  fiilinin isnad edilmesi aklî mecaz olur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

بَيْنُكم  şeklindeki okunuşta bu izafet fail olur. Yani zarf olmaktan çıkar ve mekân ismi olur. Toplanma mekânı olan mekân ashabının ayrılığından kinaye olur. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Yararsız olduklarına işaret için ilâhları akılsız varlıkları ifade eden  مَا  ism-i mevsûlu ile ifade edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

بَيْنَ  zıt anlamlı kelimelerdendir; kavuşma için de ayrılma için de kullanılır. Şöyle de denilmiştir: O zarftır, mecazen fiil ona isnat edilmiştir. Mana da aranıza kopukluk girdi demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

بَيْنَكُمْ  Bu kelime, bazı bakımlardan aralarında bir birlik ve alaka bulunan iki şeyin birbirinden ayrılması hakkında kullanılır. Bu, Arapların  بَيْنِى وَبَيْنَهُ شِرْكَةٌ  "Onunla aramda bir ortaklık vardır";  بَيْنِى وَبَيْنَهُ رُحْمٌ  "Onunla aramızda bir akrabalık bağı vardır" demelerinde olduğu gibidir. Buna göre  لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ   tabiri, "Bağınız kopmuştur" manasındadır. Bu, "Ruh ile beden arasındaki bağlar paramparça olmuş, onu yeniden elde etmek, bağlamak imkânsızlaşmıştır" demektir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)