وَاَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدٰى ٧٩
وَاَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدٰى
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اَضَلَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. فِرْعَوْنُ fail olup damme ile merfûdur. Gayri munsariftir. قَوْمَهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.
Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. هَدٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَضَلَّ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi ضلل ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
وَاَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدٰى
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayet, müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
وَمَا هَدٰى cümlesi atıf harfi وَ ’la istînâfa atfedilmiştir. Menfî mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Ilk cümlenin manasını tekit mahiyetinde aynı manadaki وَمَا هَدٰى cümlesinin zikredilmesi ıtnâb sanatıdır.
Ayette telmih sanatı vardır. مَا هَدٰى [Hidayete erdirmedi] ifadesi, yine Firavunun [Sizi doğru yoldan başkasına iletmiyorum. (Mümin Suresi, 29)] demiş olmasından ötürü, onun sözüne karşılık ve Firavunla alay etmedir.
اَضَلَّ - هَدٰى kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab, اَضَلَّ - مَا هَدٰى kelimeleri arasında muraat-i nazir sanatı vardır.
Mazi fiilin مَٓا harfiyle olumsuzlanması, لَمْ harfiyle olumsuzlanmasından daha kuvvetlidir. Çünkü مَٓا harfiyle olumsuzlanmış mazi fiil, لَمْ ile olumsuzlanmış mazi fiilin aksine, kasemin cevabı menzilindedir. Dolayısıyla bu tabir tekitli bir olumsuzluk demektir. (Samerrâî, Beyanî Tefsir yolu, c. 3, s. 219, Hûd/52)
Bu ayetteki ıtnâb, özel lafzın genel lafza atfedilmesine örnektir. Çünkü اَضَلَّ lafzı irşâdı terk ile birlikte saptırmayı da kapsar ve مَا هَدٰى cümlesi ise sadece irşâdı terk anlamına gelir. Yapılan ıtnâbın gayesi özelin önemine işarettir. Çünkü Firavun, “Ben size ancak rüşt yolunu gösteririm.” diyerek kavmini kandırmaya çalışıyordu. Allah Teâlâ ise onunla alay etmek ve onu tahkir etmek için Firavun kavmine doğru yolu göstermedi, buyurmuştur. (Selim Güzel, Tâhâ Suresinin Meânî İlmi Açısından Tahlili)
Firavun, kavmini öyle bir yola iletti ki o yol, her iki cihanda onu kavmiyle beraber hüsrana götürdü. Nitekim onlar, küfür üzere o korkunç dünyevî azapla öldüler ve bu azabın devamında da uhrevî sonsuz azap vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)