يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوٰعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى ٨٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَا بَنِي | oğulları |
|
| 2 | إِسْرَائِيلَ | İsrail |
|
| 3 | قَدْ | andolsun |
|
| 4 | أَنْجَيْنَاكُمْ | biz sizi kurtardık |
|
| 5 | مِنْ | -dan |
|
| 6 | عَدُوِّكُمْ | düşmanınız- |
|
| 7 | وَوَاعَدْنَاكُمْ | ve size va’dettik |
|
| 8 | جَانِبَ | yanında |
|
| 9 | الطُّورِ | Tur’un |
|
| 10 | الْأَيْمَنَ | sağ |
|
| 11 | وَنَزَّلْنَا | ve indirdik |
|
| 12 | عَلَيْكُمُ | üzerinize |
|
| 13 | الْمَنَّ | kudret helvası |
|
| 14 | وَالسَّلْوَىٰ | ve bıldırcın |
|
يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوٰعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى
يَا nida harfidir. Münada olan بَن۪ٓي muzâf olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için nasb alameti ى ’dir. İzafetten dolayı ن harfi hazf edilmiştir. اِسْرَٓائ۪لَ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır. Nidanın cevabı اَنْجَيْنَاكُمْ ’dur.
Fiil cümlesidir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. اَنْجَيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ عَدُوِّكُمْ car mecruru اَنْجَيْنَا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وٰعَدْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. جَانِبَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, إتيان جانب الطور şeklindedir. الطُّورِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْاَيْمَنَ kelimesi جَانِبَ ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.
وَ atıf harfidir. نَزَّلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْكُمُ car mecruru نَزَّلْنَا fiiline mütealliktir. الْمَنَّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. السَّلْوٰى atıf harfi و ’la makabline matuf olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları gibi isimler) de gayrı munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfû üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْجَيْنَا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi نجى ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
وٰعَدْنَا sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi وعد ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُنَزِّلُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوٰعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır.
Allah Teâlâ’nın, İsrailoğullarına lütf-u kereminin sayıldığı ayet, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ cümle, tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.
وَوٰعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. İkinci mef’ûl olan جَانِبَ الطُّورِ ifadesinde, takdiri إتيان (gelmek) olan muzâf, mahzuftur.
جَانِبَ için sıfat olan الْاَيْمَنَ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Aynı üslupta gelen وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى cümlesi atıf harfi وَ ‘la nidanın cevabına atfedilmiştir.
Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. نَزَّلْنَا fiiline müteallik عَلَيْكُمُ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûllere takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan السَّلْوٰى , önceki mef’ûl الْمَنَّ ’ye temasül nedeniyle atfedilmiştir.
İsrailoğullarına Allah Teâlâ’nın lütfu, düşmanlardan kurtarma, الْمَنَّ ve السَّلْوٰى verilmesi olarak sayılmıştır. Bu üslup taksim sanatıdır.
İsrailoğullarına hitaben söylenen وٰعَدْنَاكُمْ fiilinde, mecazî isnad vardır. Çünkü onlar adına ahitleşen Hz. Musa’dır.
Ayetteki fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
جَانِبَ - الْاَيْمَنَ ve الْمَنَّ - السَّلْوٰى gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
عَدُوِّكُمْ - وٰعَدْنَاكُمْ kelimeleri arasında, cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
اَنْجَيَ fiili ifal babından olup zorluktan ve sıkıntıdan kurtarma konusunda hızlı olunması gereken durumlarda kullanılır. Aynı kökten türeyen نَجَّي fiili ise tefîl babındandır ve çoğunlukla kurtarma fiilinde bir müddet bekleme ve ona zaman tanımanın söz konusu olduğu yerlerde kullanılır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Kur’an Kelimelerinin Sırlı Dünyası, s.113)
قَدْ sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa قَدْ harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ey İsrailoğulları şeklindeki hitap, denizden kurtardıktan ve Firavun’u helak ettikten sonra
Yahudileredir. “Onlara dedik” manasınadır ya da Peygamber (sav) zamanındakilere, atalarının yaptıklarından dolayı hitaptır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ayetin başında “Dedik ki” şeklinde bir ifade takdir edilir; Kur’an’da “söyle” ifadelerinin hazf edilmiş olduğu pek çok yer vardır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Allah Teâlâ, Hz. Musa’nın kavmine, çeşitli nimetler inam ettiği için onlara bu nimeti hatırlattı. Şüphe yok ki zararı gidermenin menfaat temininden daha önce ve daha önemli olması gerekir. Ve yine şüphe yok ki dini menfaatlere ulaştırmak, nimet olma bakımından, dünyevi nimetlere ulaştırmaktan daha büyüktür. İşte bundan dolayı Cenab-ı Hak, “Sizi düşmanlarınızdan kurtardık.” sözüyle başlamıştır ki bu, zararın izale edilmesine işarettir. Çünkü Firavun onlara, öldürme, hor hakir kılma, yurtlarından çıkarma ve onları ağır işlerde çalıştırma gibi, zulüm nevinden pek çok şey reva görüyor ve yapıyordu. Cenab-ı Hak ikinci sırada menfaati zikretmiştir ki bu da “Tur'un sağ yanında sizinle sözleştik.” ifadesidir. Bunun bir menfaat ve fayda olma sebebi şudur: “Cenab-ı Hak onlara o zaman içinde dinlerinin beyanı ve şeriatlerinin izah ve şerhi bulunan bir kitap indirmiştir. Cenab-ı Hak üçüncü olarak, dünyevi menfaati zikretmiştir ki bu da: “Ve sizin üstünüze kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Sizi rızıklandırdığımız şeylerin en temizlerinden yiyin.” ifadesidir. Cenab-ı Hak onları daha sonra “Bu hususta haddi aşmayın. Sonra üzerinize gazabım vâcip olur.” sözüyle asi olmaktan men etmiş. Sonra da “Şüphesiz ki Ben... edenleri çok bağışlayacağım.” ifadesiyle isyan edip sonra da tövbe eden kimsenin tövbesinin, Allah katında makbul olduğunu beyan etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)