كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا ف۪يهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَب۪يۚ وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي فَقَدْ هَوٰى ٨١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | كُلُوا | yeyin |
|
| 2 | مِنْ | -nden |
|
| 3 | طَيِّبَاتِ | temizleri- |
|
| 4 | مَا | şeylerin |
|
| 5 | رَزَقْنَاكُمْ | sizi rızıklandırdığımız |
|
| 6 | وَلَا | ama |
|
| 7 | تَطْغَوْا | taşkınlık etmeyin |
|
| 8 | فِيهِ | bu hususta |
|
| 9 | فَيَحِلَّ | sonra iner |
|
| 10 | عَلَيْكُمْ | üzerinize |
|
| 11 | غَضَبِي | gazabım |
|
| 12 | وَمَنْ | ve kimin |
|
| 13 | يَحْلِلْ | inerse |
|
| 14 | عَلَيْهِ | üstüne |
|
| 15 | غَضَبِي | gazabım |
|
| 16 | فَقَدْ | andolsun o |
|
| 17 | هَوَىٰ | düşmüş(mahvolmuş)tur |
|
كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا ف۪يهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَب۪يۚ
Fiil cümlesidir. كُلُوا damme üzere mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ طَيِّبَاتِ car mecruru كُلُوا fiiline mütealliktir. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Aynı zamanda muzâftır. Müşterek ism-i mevsûl مَا muzâfun ileyh olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası رَزَقْنَاكُمْ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
رَزَقْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَطْغَوْا fiili ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهِ car mecruru لَا تَطْغَوْا fiiline mütealliktir.
فَ harfi sebebiyyedir. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren harftir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy, talep bulunması gerekir.
اَنْ ve masdar-ı müevvel, makablindeki nehiyden anlaşılan masdar manasına matuf olup mahallen merfûdur. Takdiri, لا يكن منكم طغيان في الرزق فحلول غضب من الله (Rızık konusunda haddi aşmayın yoksa üzerinize Allah’ın gazabı iner.) şeklindedir.
يَحِلَّ fetha ile mansub muzari fiildir. عَلَيْكُمْ car mecruru يَحِلَّ fiiline mütealliktir. غَضَب۪ي fail olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ی muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي فَقَدْ هَوٰى
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَحْلِلْ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. عَلَيْهِ car mecruru يَحْلِلْ fiiline mütealliktir. غَضَب۪ي fail olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
Fiil cümlesidir. هَوٰى fiili elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا ف۪يهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَب۪يۚ
Beyani istinaf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen ibaha manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Muzâfun ileyh konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan رَزَقْنَاكُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
رَزَقْنَاكُمْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
وَلَا تَطْغَوْا ف۪يهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَب۪ي cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle …كُلُوا cümlesine atfedilmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
وَلَا تَطْغَوْا ف۪يهِ ibaresinde, tebeî istiare vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet karinesiyle bol nimet içinde azgınlık yapan kişiye verilen çok nimet, nimet verilen kişiyi kuşatan kaba benzetilmiştir. Bu; meknî istiaredir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Fâ-i sebebiyyenin gizli أنْ ’le masdar yaptığı فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَب۪ي cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar teviliyle, makablindeki nehiyden anlaşılan masdar manasına matuftur.
Mahzufun takdiri; لا يكن منكم طغيان في الرزق (Rızık konusunda haddi aşmayın) şeklindedir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. فَيَحِلَّ fiiline müteallik عَلَيْكُمْ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
رَزَقْنَاكُمْ ‘deki azamet zamirinden غَضَب۪ي ’de, müfret mütekellim zamire geçişte iltifat sanatı vardır.
غَضَب۪ي ’ın Allah Teâlâ’ya ait zamire izafesi korkutmak ve tehdit maksatlıdır.
Fiil muzari sıygada gelerek hudûs, teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetteki ‘yiyin ifadesi’, vücub ifade eden bir emir değil, (... ihramdan çıktığınız zaman avlanınız.) (Maide Suresi, 2) ayetinde olduğu gibi mübahlık ifade eden bir emirdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Onda taşkınlık etmeyin yani size verdiğim rızıkta, şükrünü ihlal ederek ve Allah’ın hududunu aşarak mesela israf ve şımarıklık etmek, hak sahibine vermemek gibi taşkınlık etmeyin demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Bu kelam, mezkûr yiyeceklerin kendileri için mübah olduklarını beyan etmek ve Allah'ın onlara olan nimetini, tamamlamak için zikredilmiştir. Tayyib olanları, lezzetli olanları yahut helal olanları, demektir. Ayetlerde önce denizden kurtarma nimetinin, sonra dinî nimetin, sonra da dünyevî nimetin zikredilmesinde ne kadar güzel bir nazım ve pek hoş bir tertip olduğu gayet açıktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي فَقَدْ هَوٰى
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubundaki terkipte sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي , şarttır. Şart ismi مَنْ mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي cümlesi haberdir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَحْلِلْ fiiline müteallik عَلَيْهِ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
Fail konumundaki غَضَب۪ي ’ın Allah Teâlâ’ya ait zamire izafesi korkutmak ve tehdit maksatlıdır.
يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي cümlesinde, غَضَب۪ kelimesi يَحْلِلْ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Gadabın, bir şahıs gibi yok etmesi, onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Ayrıca ayette Allah tarafından olması onun korkunçluğunu tekit etmektedir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Aslında yok eden gadap değil, Allah Teâlâdır. Burada sebep zikredilmiş, sonuç kastedilmiştir. Sebep-müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürseldir.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
غَضَب۪ي ibaresinin tekrarı, Allah’ın gazabından korkutup çekindirmek gayesiyle yapılmış ıtnâb sanatıdır. Bu tekrarda ayrıca reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَقَدْ هَوٰى , tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
يَحِلَّ - يَحْلِلْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَقَدْ هَوٰى [helak oldu] cümlesinde istiare vardır. Yüksekten aşağıya düşmek anlamına gelen هَوٰى kelimesi, yok olma ve helak olma manasında müsteâr olarak kullanılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Ayetteki فَقَدْ هَوٰى [uçuruma yuvarlanmıştır] ifadesi “şaki oldu” demektir. Bunun uçuruma yuvarlandı manasına tefsir edilmesi de söz konusudur. Nitekim Arapçada, bir şey yüksekten aşağı doğru düştüğünde, böyle denir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Size verdiğimiz rızkın şükrünü ihlal etmek, size tayin edilen sınırı aşıp israf etmek ve şımarıklık göstermek ve müstahakların hakkını engellemek suretiyle taşkınlık etmeyin! Bunu yaparsanız, benim azabım sizi bulur. Ve kim ki hışmıma uğrarsa o gerçekten helak olmuştur. Yahut cehenneme yuvarlanmıştır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ‘si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ‘si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف‘si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)