Bu kökten şöyle denir: طَغَوْتُ، طَغَيْتُ طَغَوَانًا، طُغْيَانًا: Haddi aştım. أَطْغَاهُ كَذَا: Falan şey onu tuğyana/azgınlığa sevk etti. Bu da isyan konusunda haddi aşmaktır. Bu kökten isim-mastar طَغْوَى şeklinde gelir. طَاغُوت: Her azgın ve Allah’tan başka tapınılan her şey anlamına gelir. Hem tekil, hem çoğul için kullanılır. Yüce Allah buyurur ki:
وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ
Kâfirlerin dostları tağuttur (2/Bakara 257). الطَّاغُوتِ kelimesinden kasıt, her türlü azgınlardır. Sihirbaz, kâhin, azgın cinler ve doğru yoldan ayrılanlar طَاغُوت diye adlandırılmıştır. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
“Tağut” tuğyanı yaşayan ve yaşatan kişi ve kuvvetleridir. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 651.)
Kur’an’da Tâgūt sekiz defa varid olmuştur. Tâgūt kelimesi طغا fiilinin İsm-i failidir. Tekil ve çoğul isimler için Tâgūt kelimesi gelir. الطغيان kelimesine yüklenir. Tuğyan da “Allah’a isyanda haddi aşmak” anlamına gelir. Tâgūt kelimesi ise “Allah’ın dışında tapınılan her şey ve herkes, Allah’a isyanda haddi aşan her varlık” gibi anlamlara gelmektedir. Müfret (tekil) ve cem (çoğul) için gelir. Haddi aşan herkes, sihirbaz, kâhin, cinlerden Marid (inatçı her haddi aşan şeytan) olanlar ve hayır yolundan ayrılan herkes için Tâgūt ismi gelir.
Tâgūt, hakkı tanımayıp azan ve sapan her kişiye ve güce veya Allah’tan başka tanrı edinilen şeylere verilen isimdir. Azgın ve sapkın olması sebebiyle şeytana da Tâgūt denilmektedir. Kur’anı Kerîm’de Tâgūt kelimesi insanlar tarafından ilâh edinilmiş bütün bâtıl tanrılar için; insanların Allah'u Teâlâ’ya isyan etmelerine sebep olan, görünür ve görünmez varlıklar için; insanlık tarihi boyunca hakkı bâtıl, bâtılı hak gösterme gayretinde olan, bütün küfür ve inat faaliyetlerini ifade eden bir terim için varid olur. (Abdullah Özüçalışır, “Kur’ân’da Tâgūt”, Genç Mütefekkirler Dergisi 2, (1996.): 204.)
“Tuğyan” isyan ve günahta sınır tanımayacak ölçüde ileri gitmektedir. Tarihte azmış, isyana ileri gitmiş ve yoldan çıkmış bir çok azgın kişi ve topluluk hakkında bu kelime ve bunun türevleri kullanılmaktadır. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 651.)
İnsan belli nimetlere kavuşup, kendisine istediğini yapabilecek bir güç, bilgi ve yetenek vehmettiği an gurur, kibir ve gaflete kapılarak tuğyan kapısını aralar, bir adım daha öteye geçince Allah’a ortak koşmaya, nefsini O’nun yerine geçirip heva ve heveslerin peşinden gitmeye başlar. İşte bu hal tuğyan halidir. Bu tür insanlar da Kur’an’ın ifadesiyle tağidir. Nitekim geçmiş toplulukların karakteri ve onları helaka götüren sebepler anlatırken tuğyan felaketine dikkat çekilmiştir. Firavunun tavrı, Nuh kavminin inkarı, Lut kavminin taşkınlığı ve semud kavminin zevk ve sefa içinde yaşadıkları halde nankör davranmaları bir zulüm ve tuğyan hareketi olarak değerlendirmiştir. (Fikret Karaman-İsmail Karagöz, Dini Kavramlar Sözlüğü, s. 664.)
Tuğyan, her işte haddi aşmak demektir. Burada azgınlık ve küfürde aşırı gitmek kastedilmiştir. Tuğyan kelimesinin münafıklara izafe edilmesi; bunun sadece onlara mahsus bir özellik olduğunu belirtmek ve azgınlıklarının arttırılmasının, kötü niyetlerine bağlı olduğunu teyid etmek içindir. (İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l Beyan Kur’an Meali ve Tefsiri, s. 218.)
“Teğa” sınırı aşmak, isyanda ve çıkışta fazla ileri gitmek, azmak, çok azgınlık göstermek, (su) taşmak anlamlarına gelir. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 651.)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
طُغْيَانِهِمْ | taşkınları |
|
|
بِالطَّاغُوتِ | tağut (şeytan)ı |
|
|
الطَّاغُوتُ | tağuttur |
|
|
وَالطَّاغُوتِ | ve tağut’a |
|
|
الطَّاغُوتِ | tağuta |
|
|
الطَّاغُوتِ | tağut |
|
|
الطَّاغُوتَ | Tâğût’a |
|
|
طُغْيَانًا | azgınlığını |
|
|
طُغْيَانًا | azgınlık |
|
|
طُغْيَانِهِمْ | azgınlıkları |
|
|
طُغْيَانِهِمْ | azgınlıkları |
|
|
طُغْيَانِهِمْ | taşkınlıkları içinde |
|
|
تَطْغَوْا | aşırı gitmeyin |
|
|
الطَّاغُوتَ | tagutdan |
|
|
طُغْيَانًا | azgınlıklarından |
|
|
طُغْيَانًا | azgınlık |
|
|
طَغَىٰ | azdı |
|
|
طَغَىٰ | azdı |
|
|
يَطْغَىٰ | iyice azar |
|
|
تَطْغَوْا | taşkınlık etmeyin |
|
|
طُغْيَانِهِمْ | azgınlıklarında |
|
|
طَاغِينَ | azgın |
|
|
لِلطَّاغِينَ | azgınlara vardır |
|
|
الطَّاغُوتَ | Tağut’a |
|
|
أَطْغَيْتُهُ | ben onu azdırmadım |
|
|
طَاغُونَ | azgın |
|
|
طَاغُونَ | azgın |
|
|
طَغَىٰ | azmadı |
|
|
وَأَطْغَىٰ | ve azgın |
|
|
تَطْغَوْا | taşkınlık etmeyin |
|
|
طَاغِينَ | azgınlarmışız |
|
|
بِالطَّاغِيَةِ | azgın bir vak’a ile |
|
|
طَغَى | kabarınca |
|
|
لِلطَّاغِينَ | azgınların |
|
|
طَغَىٰ | azdı |
|
|
طَغَىٰ | azmışsa |
|
|
طَغَوْا | azmışlardı |
|
|
بِطَغْوَاهَا | azgınlığı yüzünden |
|
|
لَيَطْغَىٰ | azar |