Nisâ Sûresi 60. Ayet

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُر۪يدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِه۪ۜ وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالاً بَع۪يداً  ٦٠

(Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğût’u tanımamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَلَمْ
2 تَرَ görmedin mi ر ا ي
3 إِلَى
4 الَّذِينَ kimseleri
5 يَزْعُمُونَ zanneden(leri) ز ع م
6 أَنَّهُمْ sadece kendilerinin
7 امَنُوا inandıklarını ا م ن
8 بِمَا şeylere
9 أُنْزِلَ indirilene ن ز ل
10 إِلَيْكَ sana
11 وَمَا ve şeylere
12 أُنْزِلَ indirilene ن ز ل
13 مِنْ
14 قَبْلِكَ ve senden önce ق ب ل
15 يُرِيدُونَ istiyorlar ر و د
16 أَنْ
17 يَتَحَاكَمُوا hakem olarak başvurmak ح ك م
18 إِلَى
19 الطَّاغُوتِ tağuta ط غ ي
20 وَقَدْ oysa
21 أُمِرُوا emredilmişti ا م ر
22 أَنْ
23 يَكْفُرُوا inkar etmeleri ك ف ر
24 بِهِ onu
25 وَيُرِيدُ ve istiyor ر و د
26 الشَّيْطَانُ Şeytan da ش ط ن
27 أَنْ
28 يُضِلَّهُمْ onları saptırmak ض ل ل
29 ضَلَالًا sapkınlıkla ض ل ل
30 بَعِيدًا iyice ب ع د
 

Bu ayetin nüzul sebebi hakkında 5-6 olay nakledilir. Önemli olan; bir anlaşmazlık durumunda nereye baş vurulacağı ve kimden hüküm isteneceğidir. Burada bir kınama söz konusudur. Münafıklardan bahsedilmektedir. Bir münafıkla bir müslüman arasında bir anlaşmazlık söz konusu olunca münafıkların reisine gidip kendileri hakkında bir hüküm vermesini istemişlerdir. Halbuki bir inkarcının onlar hakkında, onlar arasında hüküm vermesi caiz değildir.

Bizim hakkımızda hüküm verecek olan merciyi iyi seçmemiz gerekir.

 

Dalalet fiili, mefulü mutlak ile birlikte gelmiş, üstelik bir de sıfatı var: baîd. Dalalet (sapkınlık) için neden “uzak” anlamında bir sıfat kullanılmış? Dalalet doğru yoldan çıkmak demek.

Hidayet doğru yolu bulmak, çölde yolunu bulmak demektir. Çölde hiç bir işaret yoktur. Yol bulmak çok zordur. Çölde yolunu bulduğun zaman hayatını kurtarmışsın demektir, yolunu kaybettiğin zaman da öldün demektir. Bu lugat manası.

Daha sonra hidayet kelimesi İslam’a girenler için kullanılmaya başlanmış. Buna da terim manası diyoruz. Böyle kelimeler önceki lugat manasını taşımakla birlikte yeni bir mana kazanıyorlar. Dalalette yolunu kaybetme manası dururken, bunun yanında İslam’a girmemiş, ahiretini kaybetmiş manası da ilave olunmuştur. Yoldan çıkmak ne kadar uzak olursa, yani doğru yoldan ne kadar uzaklaşılırsa, sapkınlık o kadar büyük olur demektir. Yol kavramı için uzak ve yakın sıfatları kullanıldığı için bu kelimeyle bu sıfatlar kullanılır.

زعم : Yalan ihtimali bulunan sözün naklidir. Bunun için bu kelimenin geçtiği her yerde onu iddia edenler bundan dolayı yerilmişlerdir. (Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de 17 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kur’ân-ı Kerim'de 10dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُر۪يدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ 

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. لَمۡ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

تَرَ  illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Fail müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  تَرَ  bilmek anlamında kalp fiilidir. ٱلَّذِینَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  إِلَى  harf-i ceriyle تَرَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  يَزْعُمُونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

يَزْعُمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Sanmak anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel  يَزْعُمُونَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

هُمْ  muttasıl zamir  اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اٰمَنُوا  cümlesi  اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  ب  harfi ceriyle  اٰمَنُوا  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اُنْزِلَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اُنْزِلَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. اِلَيْكَ  car mecruru  اُنْزِلَ  fiiline mütealliktir. وَمَٓا اُنْزِلَ   cümlesi, atıf harfi  وَ ’la öncesine atfedilmiştir. مِنْ قَبْلِكَ  car mecruru اُنْزِلَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يُر۪يدُونَ  cümlesi,  يَزْعُمُونَ  ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur. 

يُر۪يدُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, amili  يُر۪يدُونَ  ‘nin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَتَحَاكَمُٓوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  اِلَى الطَّاغُوتِ  car mecruru  يَتَحَاكَمُٓوا  fiiline mütealliktir. 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُنْزِلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نزل ’dir. 

يُر۪يدُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رود ‘dir.

İf’al babı fiille, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekana duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

يَتَحَاكَمُٓوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındadır. Sülâsîsi  حكم ‘dir. 

Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Müşareket bâbı olan müfaale babıyla bu bab arasındaki fark: Müfaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile mef’ûl arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen meful zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِه۪ۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  haliyyedir. قَدْ  tahkik harfidir. اُمِرُٓوا  damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel amili  اُمِرُٓوا  ‘nun mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

 اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَكْفُرُوا  fiili  ن ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  بِه۪  car mecruru  يَكْفُرُوا  fiiline mütealliktir. 

 

وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالاً بَع۪يداً

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُر۪يدُ  damme ile merfû muzari fiildir. الشَّيْطَانُ  fail olup damme ile merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel amili  يُر۪يدُ  ‘nün mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يُضِلَّ  fetha ile mansub muzâri fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ضَلَالًا  masdardan naib mef’ûlun mutlak olup fetha ile mansubdur. بَع۪يدًا  kelimesi  ضَلَالًا ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُضِلَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  ضلل ’dir. 

يُر۪يدُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رود ‘dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

بَع۪يدًا  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.

Hemze takriri manada istifham harfi,  لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. Takrir, mütekellimin, muhatabın ikrarını sağlamak için kullandığı bir üsluptur.

Takrir (itirafa zorlama): Muhatabın bildiği birşey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda iknâ edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi) 

Menfî muzari fiil sıygasındaki cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Muzari sıygada gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

İstifham üslubunda olmasına rağmen terkib, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak mana itibariyle takrir ve tevbih kastı taşıdığından terkip, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

Ayrıca ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle bu istifhamda, tecâhül-i ârif sanatı vardır. 

Allah Teâlâ’nın ‘’görmedin mi?’’ uyarısıyla asıl amaç emir ve yasaklarını hatırlatmak ve yüce kudretini muhataba göstermektir.

تَرَ  fiili aklî (manevi) bir durumla ilgili olup basiretle (hissî) ilgili değildir. İlim manasında rü’yet kelimesinin kullanılmasında, sebep müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rü’yet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edilebilir; manevi, aklî ve görülmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi  Suret-i, Meryem 77. Ayetten Uyarlama, s. 307) 

Kur’an'da geçen أولم تر  ile ألم تر  arasındaki fark için, و  harfiyle gelen tabirin gözle görülen konularda olduğu, diğerinin ise aklî bir düşünceyle delil çıkarmak konularında kullanıldığı söylenmiştir.

أولم تر  tabirinin, hayatta misali çok görülen konularda kullanıldığı da söylenmiştir.

ألم تر  tabirinin de, çok rastlanmayan konularda kullanıldığı söylenmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 329) 

اَلَمْ تَرَ  ifadesi zahiren istifhâm ise de muhatabı taaccübe sevk eden bir ifadedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu ifade Kur’ânın en azim cümlelerinden biridir. Pek çok kez tekrarlanmıştır. Bundan sonra da acayip, garip, akla-mantığa aykırı şeyler zikredilmiştir. (Muhammed Ebû Mûsâ, Ğâfir Sûresi Belâği Tefsîri, S. 343)

اَلَمْ تَر  ifadesi pek çok yerde geçmiş, çoğunun da arkasından şart cümlesi gelmiş ve bu şartın cevabı zikredilmemiştir. Böylece okuyucunun uyanıklığı ölçülür.

Soru şaşmak manasındadır.

Görmek manasında üç fiil vardır: راي , نظر , بصر . Bunların üçü de Kur’an’da geçer. Üçü de gözle görmek ve düşünüp anlamak manasındadır.  راي  fiili  اِلَى  ile kullanılırsa, gözle görmek manası vurgulanır. Bu; o kimseleri gözünle görmüş gibi biliyorsun demektir.

Mecrur mahaldeki  ألذ۪ينَ  has ism-i mevsûlü, başındaki  الي  harf-i ceriyle birlikte  تَرَ  fiiline mütealliktir. Sılası olan   يَزْعُمُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

الَّذ۪ينَ ’den murad; tanınmış bir millettir. Onlar, Müslüman olduğunu söyleyen Yahudilerden bir grup münafıktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Ayetteki  يَزْعُمُونَ  kelimesi ile yalan söz manası murad edilmiştir. Çünkü münafıklar hakkında nazil olmuştur. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Masdar ve tekid harfi  أَنَّ  ve akabindeki  اَنَّهُمْ اٰمَنُوا  cümlesi masdar teviliyle  يَزْعُمُونَ fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

اَنَّ ‘ nin haberi olan  اٰمَنُوا nin mazi fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebat, temekkün ve istikrar ifade eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ' nın sılası olan  اُنْزِلَ اِلَيْكَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اُنْزِلَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naibu fail olur.

Kuran-ı Kerim’de  tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin  bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ cümlesi, اُنْزِلَ اِلَيْكَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Ayetteki soru, hayret ve kınama içindir. Ayet mantık yollu kelamdır.

بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ  [Sana indirilen] ibaresinde kinaye vardır.

Ayette hitabın üslubu değişmiştir ve hitap, kesin emre muhalefetle Allah’a ve Resulüne itaat etmeyenlerin hallerini taaccüb ettirmek için Resulullah’a (s.a.v) tevcih edilmiştir. Onların, Kur’an'a ve ondan önce indirilmiş olan Tevrat’a iman  etmek iddiasıyla vasıflandırılmaları, taaccübü tekid etmek ve kınama ile takbihi ağırlaştırmak içindir. Çünkü onların iddiası ile kendilerinden sadır olan fiiller arasında tam bir çelişki vardır. (Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 يُر۪يدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِه۪ۜ وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالاً بَع۪يداً


يَزْعُمُونَ  ‘deki failin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ  cümlesi, masdar teviliyle   يُر۪يدُونَ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. 

Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

وَقَدْ اُمِرُٓوا  cümlesi  يُر۪يدُونَ ‘deki failin halidir. Tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş, mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.

اُمِرُٓوا  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naibu fail olur.

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin  bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَكْفُرُوا بِه۪  cümlesi, masdar teviliyle  اُمِرُٓوا  fiilinin mef’ûlü konumundadır. 

وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَع۪يدًا  cümlesi atıf harfi  و ’la  يُر۪يدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ  cümlesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَع۪يدًا  cümlesi, masdar teviliyle  يُر۪يدُ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

ضَلَالًا ‘ in sıfatı olan  بَع۪يدًا , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

يُر۪يدُ - يُر۪يدُونَ  ve  يُضِلَّهُمْ - ضَلَالًا  kelime grupları arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

يَكْفُرُوا - اٰمَنُوا  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

الطَّاغُوتِ - الشَّيْطَانُ -  ضَلَالًا -  يَكْفُرُوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Burada geçen, الطَّاغُوتِ  kelimesinden kasıt, azılı islam düşmanı olan Ka’b bin Eşref’tir. Aşırılık ve sapıklıkta oldukça şiddetli olduğundan, İslam’a ve Resulullah’a karşı olan düşmanlığında çok ileri gittiğinden dolayı veya kötülükte şeytana olan benzerliği sebebiyle ona, “tağut” ismi verilmiştir. Ya da Resulullah’tan (s.a.v) başkası önünde yargılanma ve meselelerinin çözümünü istemeleri, şeytanın önünde muhakeme olunmak olarak kabul edilmiştir. Çünkü ayetin ileriki kısmı bu gerçeğe işaret etmektedir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

ضَلَالًا  [Sapıklık] kelimesi, manayı tekid için nasb edilmiştir. İyiden iyiye, alabildiğine büyük bir sapıklıkla saptırmak... demektir.(Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

ضَلَالًا  بَع۪يدًا  Küfürdür. Dalaletin baid ile vasıflanması, dalaletin şiddetini, onu mesafe sahibi cinsinden bir menzile koymak suretiyle mecazdır. Bu şahıs,böylelikle dalalette ulaşabileceği son mertebeye ulaşmıştır.(Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)