وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌۜ غُلَّتْ اَيْد۪يهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُواۢ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِۙ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۜ وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ كُلَّمَٓا اَوْقَدُوا نَاراً لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُۙ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَاداًۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ينَ ٦٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقَالَتِ | ve dediler |
|
| 2 | الْيَهُودُ | yahudiler |
|
| 3 | يَدُ | eli |
|
| 4 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 5 | مَغْلُولَةٌ | bağlıdır |
|
| 6 | غُلَّتْ | bağlandı |
|
| 7 | أَيْدِيهِمْ | kendi elleri |
|
| 8 | وَلُعِنُوا | ve la’netlendiler |
|
| 9 | بِمَا | ötürü |
|
| 10 | قَالُوا | söylediklerinden |
|
| 11 | بَلْ | hayır |
|
| 12 | يَدَاهُ | O’nun iki eli de |
|
| 13 | مَبْسُوطَتَانِ | açıktır |
|
| 14 | يُنْفِقُ | verir |
|
| 15 | كَيْفَ | nasıl |
|
| 16 | يَشَاءُ | diliyorsa |
|
| 17 | وَلَيَزِيدَنَّ | ve andolsun artıracaktır |
|
| 18 | كَثِيرًا | çoğunun |
|
| 19 | مِنْهُمْ | onların |
|
| 20 | مَا | şeye |
|
| 21 | أُنْزِلَ | indirilen |
|
| 22 | إِلَيْكَ | sana |
|
| 23 | مِنْ | -den |
|
| 24 | رَبِّكَ | Rabbin- |
|
| 25 | طُغْيَانًا | azgınlığını |
|
| 26 | وَكُفْرًا | ve küfrünü |
|
| 27 | وَأَلْقَيْنَا | biz atmışızdır |
|
| 28 | بَيْنَهُمُ | onların aralarına |
|
| 29 | الْعَدَاوَةَ | düşmanlık |
|
| 30 | وَالْبَغْضَاءَ | ve kin |
|
| 31 | إِلَىٰ | kadar |
|
| 32 | يَوْمِ | gününe |
|
| 33 | الْقِيَامَةِ | kıyamet |
|
| 34 | كُلَّمَا | ne zaman |
|
| 35 | أَوْقَدُوا | yakmışlarsa |
|
| 36 | نَارًا | bir ateş |
|
| 37 | لِلْحَرْبِ | savaş için |
|
| 38 | أَطْفَأَهَا | onu söndürmüştür |
|
| 39 | اللَّهُ | Allah |
|
| 40 | وَيَسْعَوْنَ | ve koşarlar |
|
| 41 | فِي |
|
|
| 42 | الْأَرْضِ | yeryüzünde |
|
| 43 | فَسَادًا | bozgunculuğa |
|
| 44 | وَاللَّهُ | Allah da |
|
| 45 | لَا |
|
|
| 46 | يُحِبُّ | sevmez |
|
| 47 | الْمُفْسِدِينَ | bozguncuları |
|
Tafe'e طفأ :
Sülasi طَفَأ fiili ateş söndü; أطْفَأَ ateşi söndürdü demektir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de sadece ifal babında 3 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekli itfaiyedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌۜ غُلَّتْ اَيْد۪يهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُواۢ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. قَالَتِ fetha üzere mebni mazi fiildir. تِ te’nis alametidir. الْيَهُودُ fail olup damme ile merfûdur. Mekulü’l kavli, يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌۜ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَدُ اللّٰهِ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مَغْلُولَةٌ haber olup damme ile merfûdur.
غُلَّتْ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. تِ te’nis alametidir. اَيْد۪يهِمْ naib-i fail olup ي üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لُعِنُوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. مَا ve masdar-ı müevvel بِ harfi ceriyle وَلُعِنُوا fiiline mütealliktir. بِ harf-i ceri sebebiyyedir.
قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
مَغْلُولَةٌ kelimesi sülâsî mücerredi غلل olan fiilin ism-i mef’ûludur.
بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِۙ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ
İsim cümlesidir. بَلْ idrâb ve atıf harfidir. يَدَاهُ mübteda olup ref alameti elif ‘dir. İzafetten dolayı ن harfi mahzuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَبْسُوطَتَانِ haber olup ref alameti elif ‘dir.
يُنْفِقُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
كَيْفَ şart ismi, hal olarak mahallen mansubdur. يَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Şartın cevabı öncesinin delâletiyle mahzuftur. Takdiri; كيف يشاء أن ينفق ينفق [Nasıl infak etmek isterse öyle infak eder] şeklindedir.
بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna “idrâb (اِضْرَابْ)” denir. "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder.
Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُنْفِقُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نفق ’dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
مَبْسُوطَتَانِ kelimesi sülâsî mücerredi بسط olan fiilin ism-i mef’ûludur.
وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۜ
وَ istînâfiyyedir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
يَز۪يدَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Fiilin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nunu sakiledir. كَث۪يرًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْهُمْ car mecruru كَث۪يرًا ’in mahzuf sıfatına mütealliktir.
Müşterek ism-i mevsûl مَٓا fail olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اُنْزِلَ اِلَيْكَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. Aid zamir هو ’dir.
اُنْزِلَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلَيْك car mecruru اُنْزِلَ fiiline mütealliktir. مِنْ رَبِّكَ car mecruru اُنْزِلَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
طُغْيَانًا ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. كُفْرًا atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
Tekid نَّ ’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.) اُنْزِلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
كَث۪يرًا kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la قَالَتِ الْيَهُودُ atfedilmiştir.
اَلْقَيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. بَيْنَهُمُ mekân zarfı, اَلْقَيْنَا fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هُمُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
الْعَدَاوَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الْبَغْضَٓاءَ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. اِلٰى يَوْمِ car mecruru اَلْقَيْنَا fiiline mütealliktir. الْقِيٰمَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اَلْقَيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
كُلَّمَٓا اَوْقَدُوا نَاراً لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُۙ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَاداًۜ
كُلَّمَٓا şart manası taşıyan zaman zarfı olup, cevaba mütealliktir.
اَوْقَدُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. نَارًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لِلْحَرْبِ car mecruru نَارًا ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Şartın cevabı اَطْفَاَهَا اللّٰهُ ’dur.
اَطْفَاَهَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. يَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la اَلْقَيْنَا fiiline matuftur.
يَسْعَوْنَ fiili نَ ‘un sübutuyla mahzuf elif üzere merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. فِي الْاَرْضِ car mecruru يَسْعَوْنَ fiiline mütealliktir. فَسَادًا masdar olup hal yerindedir. Yani يسعون مفسدين (Fesad yapmaya çalışırlar.) demektir.
كُلَّمَٓا kelimesi كُلَّ ile masdariyye مَا ‘ nın birleşimi olan cezmetmeyen şart edatıdır. Kendisinden sonra şart ve cevap olarak iki fiil bulunur. Bu fiiller daima mazi olur. Edat bu fiillerin tekrarlandığını ifade etmeye yarar. مَا ile masdara dönüşmüş şekline muzaf olur. (Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
اَوْقَدُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi وقد ’dir.
اَطْفَاَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi طْفَاَ ‘dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ينَ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ٱللَّهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ينَ cümlesi, haber olup mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. یُحِبُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْمُفْسِد۪ينَ mef’ûlun bih olup nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
يُحِبُّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حبب ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
الْمُفْسِد۪ينَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌۜ غُلَّتْ اَيْد۪يهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُواۢ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَتِ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedin ileyhin izafetle gelmesi veciz ifade amacına matuftur.
يَدُ اللّٰهِ izafetinde اللّٰهِ ismine muzâf olan يَدُ ibaresi, şan ve şeref kazanmıştır.
غُلَّتْ اَيْد۪يهِمْ cümlesi itiraziyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i muteriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır. Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi. Itnâb bab.)
غُلَّتْ اَيْد۪يهِمْ [Elleri bağlıdır.] sözünde müşâkele sanatı vardır. Müşâkele sanatını onların dili ile konuşmak şeklinde tanımlayabiliriz.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Aynı üsluptaki وَلُعِنُوا بِمَا قَالُواۢ cümlesi, itiraz cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا başındaki sebebiyet bildiren harf-i cerle birlikte لُعِنُوا fiiline mütealliktir. Sılası olan قَالُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İtiraz cümlelerinin ikisi de haberî isnad formunda gelmesine rağmen beddua manasındadır. Muktezâ-i zâhirin hilafına durum oluştuğu için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
غُلَّتْ ve لُعِنُوا fiilleri meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naibu fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
مَغْلُولَةٌ - غُلَّتْ ve قَالَتِ - قَالُواۢ ve يَدُ - اَيْد۪يهِمْ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
[Elleri bağlı olmak], cimrilikten istiare veya mecaz-ı mürseldir.
Burada Yahudilerin ellerinin bağlanması, yani cimrilikleri ve lanete uğramaları mazi fiille yani haber cümlesi şeklinde gelmiş olmakla beraber beddua manasındadır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâğat Dersleri Meânî İlmi, Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Allah onların kendisine attığı iftirayı onların ağzından çıkan ifadedeki kelimenin kökü olan غَلَّ kelimesini kullanarak lanetlemiştir. Aynı kelime kök ve biçim yönüyle ne kadar yakınlık arz etse de gerçek anlamı dışında ve çok farklı anlamlarda kullanılmıştır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)
Bu kelâm, onlar için cimrilik, miskinlik, fakirlik ve sıkıntı ya da gerçekten ellerinin bağlanması için bir bedduadır. Yani onların dünyada esir düşüp bağlanmaları, âhirette de bağlı bulundukları zincirlerle ateşe sürüklenmeleridir. Buna göre mutabakat, (bedduanın, onların sözlerine uyumu) hem lâfız hem de asıl mânâ bakımından olur. Nitekim "beni sebbetti (bana sövdü); Allah da onun sonunu sebbetsin (kessin) "sözü bu kabildendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِۙ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. بَلْ , idrâb harfidir. İntikal içindir.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh az sözle çok anlam ifadesi için izafet formunda gelmiştir.
يَدَاهُ izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan يَدَا , şan ve şeref kazanmıştır.
Önceki cümlede müfret gelen يَدَ kelimesinde, bu cümlede tesniyeye iltifat edilmiştir.
Bu cümle, onların konuşma tarzıyla verilen cevaptır. Bu müşâkele sanatıdır.
مَبْسُوطَتَانِۙ - غُلَّتْ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
Cömertlikte mübalağa için يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِۙ [iki eli açıktır] buyurulmuştur.
İstînâfiyye olarak fasılla gelen يُنْفِقُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İstînafiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte كَيْفَ يَشَٓاءُ cümlesi şarttır. Şart ismi كَيْفَ istifham manasında değil mukaddem hal konumundadır. Amili يَشَٓاءُ fiilidir. Şart cümlesi muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Şartın, takdiri ينفق (infak eder.) olan cevabı öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir.
Bu takdire göre, mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Cevap cümlesinin hazfi, gereksiz söz söylemekten kaçınmak amacıyla ve Allah’ın kudretinin zaten meydanda olması nedeniyle yapılan îcâz-ı hazif sanatıdır.
مَبْسُوطَتَانِۙ - يُنْفِقُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌ [Allah’ın eli bağlıdır / sıkıdır] ifadesinde يَدُ kelimesi tekil kullanılmışken cevap mahiyetindeki بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِۙ [O’nun her iki eli de açıktır.] ifadesinde ikil kullanılmıştır. Bu tarz bir ifade, onların sözlerini red ve inkâr açısından daha etkili, Allah’ın sonsuz cömertliğini ve cimriliğin O’ndan uzak olduğunu ispat bakımından da daha nettir. Çünkü cömert bir kişinin, malını her iki elini doldurarak vermesi cömertliğin zirve noktasıdır. Dolayısıyla, işbu nükteden hareketle mecaz, “el” kelimesinin ikil şekliyle kurulmuştur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu cümle istînafî olup Allah Teâlâ’nın sonsuz cömertliğini tekid etmekle beraber cehalet ve dalaletlerinden dolayı, söylemeye cüret ettikleri o sözün sebebi olan mali sıkıntıya da dikkatleri çeker. Onların mali sıkıntıya düşmeleri, Allah Teâlâ’nın feyzinde bir kusur olduğundan değil, fakat şundandır ki: Allah Teâlâ’nın infakı, O’nun yüksek iradesine bağlıdır. Yüksek iradesi de dünya ve ahiret işlerinin yörüngesi olan bir takım hikmetlere mebnidir. Ve onların içinde bulundukları günahlar sebebiyle ilâhî hikmet, rızıklarının daraltılmasını gerektirmiştir. Nitekim Maide Suresi’nin 66. Ayetinde, “Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden kendilerine indirilmiş olan Kur’an’ı ikame etseler (dürüstçe uygulasalar)di, hem üstlerinden hem de ayakları altından yerlerdi.” buyrulur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۜ
Ayetin ilk cümlesi mukadder kasemin cevabıdır. Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasemle birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.
لَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۜ , mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu ن , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
مِنْهُمْ car mecruru, mef’ûl olan كَث۪يرًا ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
كَث۪يرًا مِنْهُمْ [Onların bir çoğundan maksad], alimleri ve reisleridir. Bu hüküm onların bir çoğuna tahsis edilmiştir, çünkü onların bazısı böyle değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur ve mef’ûl, konudaki önemine binaen faile takdim edilmiştir. كَث۪يرًا ‘ deki nekrelik teksir ve tahkir içindir.
Fail konumunda olan müşterek ism-i mevsul مَٓا ‘nın sılası olan اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
اُنْزِلَ fiili meçhul bina edillerek mef’ûle dikkat çekilmiştir.
Veciz ifade kastına matuf رَبِّكَ izafetinde, Hz. Peygamber’e ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması, Peygamberimize tazim, teşrif ve destek içindir. Rabb isminin zikrinde tecrîd sanatı vardır. Gaib zamirden, zahir isme iltifat sanatı vardır.
طُغْيَاناً ve tezayüf nedeniyle ona atfedilen وَكُفْراً kelimeleri, يَز۪يدَنَّ fiilinin mef’ûlleridir. Her ikisi de bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
طُغْيَانًا - كُفْرًا kelimelerindeki nekrelik, kesret ve tahkir ifade eder. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
لَيَز۪يدَنَّ - كَث۪يراً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
[(Resulüm!) Şimdi, Rabbinden Sana indirilenler bunlardan çoğunun azgınlık ve inkârını] “artıracak tabii...” Yani Kur’an inmeye devam ederken -hasetleri yüzünden- bile bile reddetmekteki devamlılıkları artacak ve Allah’ın ayetlerini inkâr da daha da ileri gidecekler. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ
Cümle atıf harfi وَ ‘la … وَقَالَتِ الْيَهُودُ cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Önceki cümledeki Rab isminden bu cümlede azamet zamirine iltifat sanatı vardır.
اَلْقَيْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur بَيْنَهُمُ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
الْعَدَاوَةَ ve tezayüf nedeniyle ona atfedilen وَالْبَغْضَٓاءَ kelimeleri, اَلْقَيْنَا fiilinin mef’ûlleridir.
Mef’ûl olan الْعَدَاوَةَ - الْبَغْضَٓاءَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
الْعَدَاوَةَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
[Bunların arasına… “öyle bir düşmanlık ve öfke saldık”] ki bunun sonucu, dava ve ifadeleri birbirini tutmaz, kalpleri darmadağınıktır, aralarında ne bir ittifak ne de bir dayanışma vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu onların o menfur yazıya sevkeden sebebin yani hasetlerinin beyanıdır. Bu yüzden onların küfür ve tuğyanları artmıştır. Bu Resulullah’ın (s.a.) dikkatli olması için bir hazırlık ve çirkin sözlerinden dolayı aşırı öfkelenmeleri sebebiyle teselli bulmasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
كُلَّمَٓا اَوْقَدُوا نَاراً لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُۙ
Şart üslubundaki terkip istinâfiye olarak fasılla gelmiştir. كُلَّمَا , şart manası taşıyan zaman zarfıdır. Müteallakı cevap cümlesidir.
Şart cümlesi olan اَوْقَدُوا نَاراً لِلْحَرْبِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَ , karinesi olmadan gelen اَطْفَاَهَا اللّٰهُ şeklindeki cevap cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106)
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
اَلْقَيْنَا fiilindeki azamet zamirinden, gaib zamire iltifat edilmiştir.
اَوْقَدُوا - اَطْفَاَهَا kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Savaş için اَوْقَدُوا نَارًا [ateş yakmak] ifadesi kullanılarak temsilî istiare yapılmıştır. Savaş ateşe benzetilmiştir. Harbin ateşi yoktur ama, ateşe benzetilmiştir. Ateşin odunu yediği gibi harb de savaşanları yer, bitirir.
Şart ve cevap cümleleri arasında müzavece ve mukabele sanatları vardır.
“Allah ateşlerini söndürür.” cümlesi, savaşı neticesiz bırakır manasındadır. Teşbih-i tenasidir. Gerçekten ateş yanmış da Allah onu söndürmüştür gibi söylenmiştir.
اَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُ cümlesi bir temsildir. Harbe hazırlanma, harbe hazırlıklı olma ve bu emre kararlı olma hali, bir ihtiyaç için ateş yakan sonra bu yaktığı ateşin söndüğü kimsenin durumuna benzetilmiştir. Çünkü bu alevlendirme, kor ve ateşin savaş için istiare olarak kullanılması yaygındır. Savaş kızıştı, filan maşadır, harb, harb süngüsü tabirleri bunlardandır. اَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ sözü de böyledir ve burada نَارًا hakiki anlamda değildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَاداًۜ
وَ , istînâfiyyedir. Cümle, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَسَادًا ; haldir. مفسدين manasında masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Veya mef’ûlün lieclihtir. Kelimedeki nekrelik nev, tahkir ve teksir ifade eder. Ayrıca bu kelimede irsâd sanatı vardır.
وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَادًا cümlesinin manası, onlar fesat iktisab ederler, onu toplarlar ve suç işlerler demektir. Çünkü سعى fiili, iktisab etmek ve biriktirmek anlamında kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ين
وَ istînâfiyyedir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması teberrük, telezzüz ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Müsned olan لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ينَ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmektedir.
الْمُفْسِد۪ينَ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Burada fesat çıkaranlara verilecek ceza söylenmemiş, sadece Allah’ın onları sevmediği söylenmiştir. Üstü kapalı bir anlatım söz konusudur. Lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Zamir makamında الْمُفْسِد۪ينَ kelimesinin zâhir olarak zikredilmesi, hükmün illetini belirtmek ve onların ifsatta kök saldıklarını beyan etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَسَادًا - الْمُفْسِد۪ينَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetin bu son cümlesi, bazı değişikliklerle Kur’ânda bir çok kez tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. Böyle tekrarlanan kelimeler, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 7, Ahkaf Suresi, 29)