فَسَاد: İster az, ister çok olsun, bir şeyin itidalden/ölçülülükten çıkmasıdır. Onun zıddı صَلاَح gelir. Bu kelime nefis, beden ve istikâmet dışına çıkan eşya için kullanılır. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
Fesat, bozulma, kokuşma, orta yoldan ayrılma demektir.
Kur'an-ı Kerim'de; yeryüzünde fitne uyandırıp, insanların durumunu ve yaşama yollarını doğruluktan saptırıp, din ve dünyaya ait çıkarlarını zedelemek anlamında kullanılmıştır.
Bir şeyin faydalı olmaktan çıkıp zararlı olmaya başlaması fesattır.
Aynı kökten gelen ‘ifsat’, bozma, kokuşturma, geçersiz duruma düşürme anlamına gelir.
Müfsit; bozan, bozgunculuk yapan, ifsat eden demektir. Fasit ise, bozan geçersiz kılan, batıl demektir.
Fesadın karşıtı sulh veya salah’tır. Sulh veya salah; iyi olma, düzelme, iyiliğe aracı olma anlamlarına gelir. Bunun çoğulu maslahattır. Maslahat, iyi olan halleri, düzelmeyi, faydalı olan şeyi ifade etmektedir.
İfsat eden şeylere, fesat’a sebep olan şeylerin hepsine ‘mefsedet’ denmiştir. İnsanların din, can, akıl, nefis, nesil ve mal güvenliklerini çok önemli gören dinimiz, koyduğu hükümlerle ‘maslahatı kazanmak ve mefsedeti uzaklaştırmak’ istemiştir.
Kur'an yorumcuları, ‘fesad’ ve bunun türevlerinin birkaç anlamda kullanıldığını söylüyorlar.
a- Günah (Bakara, 11),
b- Küfr, kafirlik (Hûd, 116),
c- Helak, bozulup gitme (Enbiya, 22),
d- Öldürme, katillik (Kehf, 94, Ğafir,26)
e- Harap etme, bozup dağıtma (Bakara, 205, Neml, 34).
‘Fesat’ muazzam bir düzene sahip olan alemin, toplumun ve ferdin yaratılıştan gelen ve doğal olan dengesinin bozulmasını ifade etmektedir.
Bu kelime toplumsal, hukukî ve dinî boyutuyla değerlendirildiği zaman yine belli bir düzenin ve dengenin bozulmasını, faydalı olmaktan çıkmasını anlatır.
Kur'an, ‘fesat’ kavramını bazen küfr’ün yerine kullanmaktadır. Bu, küfre düşenlerin yaptıkları işlerin adaletle uygun olmaması, salih amel işlemekten uzak bulunmaları sebebiyledir. Çünkü onlar, kişiyi, toplumu ve çevreyi sulh’a (en iyi hale) götürmekten acizdir. Kendi hevalarına uygun hüküm verdikleri için kararları ve işleri ‘fesad’ı önleyemez. (Yunus, 40)
İman etmemek, Allah'ın yolundan alıkoymak, ya da ‘Allah'tan başka ilâh yoktur’ davetinden yüz çevirmek fesadın ta kendisidir. (Nahl, 88, Ali İmran, 62-63)
‘Fesat çıkarmak’ ile azgınlık (bağy) isyan ve israf (aşırılık) kavramları arasında bir bağlantı vardır. Nitekim Kur'an Firavun’a asi ve fesat çıkarıcı demektedir.(Yunus, 91) Salih (as), kavmine nasihat ederken, onlara müsriflerin (ölçüsüzce davrananların) emrine uymamalarını, çünkü onların yeryüzünde fesat çıkardıklarını ama ıslah etmediklerini söyler. (Şuara, 151-152)
‘Fesat çıkarmak’ üç şekilde olabilir:
1- Allah'a karşı isyan etmek şeklinde. Buradaki fesat itaatin karşıtıdır. Allah'ın hükümleri insanın ve toplumun düzenini sağlamak için gönderildi. Herkes kendi aklına estiği gibi davranırsa huzur ve düzen bozulur.
2- Münafıkların kafirlerle işbirliği yaparak müslümanların aleyhine çalışmaları şeklinde,
3- Dinden yana görünerek yine karşı şüphe uyandırıcı, insanları dinden uzaklaştırıcı tavır sergilemek şeklinde,
Öncelikli olarak inkârcılar fesat ehlidir. Onlar, insanın, toplumun ıslahını sağlayacak ilâhî hükümleri reddederler. Toplumun huzurunu bozmak, değerli olan şeyleri değersiz hale getirmek, hakları ihlâl etmek, insanları İslâmî hükümlerden uzaklaştırarak beden, aile, toplum ve sosyal hayat dengesini bozmak fesattır. Haksız yere kan akıtılması, tahrik edici savaşların çıkması, bazı insanların diğerlerinin yaptıkları yüzünden zarar görmesi, hatta çevrede dengesinin bozulması fesattır. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 182-186.)
Fesat, bir şeyin normal hâlinden çıkması demektir. Yeryüzünde fesad çıkarmak, harpleri kızıştırmak, kulların işlerindeki denge ve istikameti bozmak için birbiri ardınca fitneler çıkarmaktır. Bunlar dünya ve ahiret işlerini alt üst ettikleri için “fesad” diye adlandırılırlar. Münafıkların nehy olundukları fesad, müminlerin sırlarını kâfirlere söylemek ve böylece kâfirleri müminlere karşı kışkırtmak gibi şer yollarıdır. İşte münafıkların yaptıkları bütün işler bozgunculuğa sebebiyet veren şeyler olması sebebiyle onlara bozgunculuk yapmamaları emredilmiştir. (İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l Beyan Kur’an Meali ve Tefsiri, s. 206.)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
تُفْسِدُوا | bozgunculuk |
|
|
الْمُفْسِدُونَ | bozgunculardır |
|
|
وَيُفْسِدُونَ | ve bozgunculuk yaparlar |
|
|
يُفْسِدُ | bozgunculuk yapan |
|
|
مُفْسِدِينَ | bozgunculuk yaparak |
|
|
لِيُفْسِدَ | bozgunculuğa |
|
|
الْفَسَادَ | bozgunculuğu |
|
|
الْمُفْسِدَ | bozanı |
|
|
لَفَسَدَتِ | bozulurdu |
|
|
بِالْمُفْسِدِينَ | bozguncuları |
|
|
فَسَادٍ | bozgunculuğa karşı |
|
|
فَسَادًا | bozgunculuk yapmağa |
|
|
فَسَادًا | bozgunculuğa |
|
|
الْمُفْسِدِينَ | bozguncuları |
|
|
تُفْسِدُوا | bozgunculuk yapmayın |
|
|
مُفْسِدِينَ | bozgunculuk yapıp |
|
|
تُفْسِدُوا | bozgunculuk yapmayın |
|
|
الْمُفْسِدِينَ | bozguncuların |
|
|
الْمُفْسِدِينَ | bozguncuların |
|
|
لِيُفْسِدُوا | bozgunculuk yapsınlar diye |
|
|
الْمُفْسِدِينَ | bozguncuların |
|
|
وَفَسَادٌ | ve bir kargaşa |
|
|
بِالْمُفْسِدِينَ | bozguncuları |
|
|
الْمُفْسِدِينَ | bozguncuların |
|
|
الْمُفْسِدِينَ | bozguncular- |
|
|
مُفْسِدِينَ | bozguncular olarak |
|
|
الْفَسَادِ | fesat- |
|
|
لِنُفْسِدَ | bozgunculuk yapmak için |
|
|
وَيُفْسِدُونَ | ve bozgunculuk yapanlar |
|
|
يُفْسِدُونَ | bozgunculuklarından |
|
|
لَتُفْسِدُنَّ | bozgunculuk yapacaksınız |
|
|
مُفْسِدُونَ | bozgunculuk yapıyorlar |
|
|
لَفَسَدَتَا | ikisi de bozulup gitmişti |
|
|
لَفَسَدَتِ | bozulur giderdi |
|
|
يُفْسِدُونَ | bozgunculuk yapan |
|
|
مُفْسِدِينَ | bozgunculuk yaparak |
|
|
الْمُفْسِدِينَ | bozguncuların |
|
|
أَفْسَدُوهَا | orayı bozarlar |
|
|
يُفْسِدُونَ | bozgunculuk yaparlardı |
|
|
الْمُفْسِدِينَ | bozguncular- |
|
|
الْفَسَادَ | bozgunculuk |
|
|
الْمُفْسِدِينَ | bozguncuları |
|
|
فَسَادًا | bozguncuğu |
|
|
الْمُفْسِدِينَ | bozguncu |
|
|
مُفْسِدِينَ | bozgunculukla |
|
|
الْفَسَادُ | fesat |
|
|
كَالْمُفْسِدِينَ | bozgunculuk yapanlar gibi (mi?) |
|
|
الْفَسَادَ | fesad |
|
|
تُفْسِدُوا | bozgunculuk yapacaksınız |
|
|
الْفَسَادَ | kötülük etmişlerdi |