قَالُوا تَاللّٰهِ لَقَدْ عَلِمْتُمْ مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كُنَّا سَارِق۪ينَ ٧٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالُوا | dediler |
|
| 2 | تَاللَّهِ | Allah’a and olsun |
|
| 3 | لَقَدْ | elbette |
|
| 4 | عَلِمْتُمْ | siz de bilmişsinizdir ki |
|
| 5 | مَا |
|
|
| 6 | جِئْنَا | biz gelmedik |
|
| 7 | لِنُفْسِدَ | bozgunculuk yapmak için |
|
| 8 | فِي |
|
|
| 9 | الْأَرْضِ | bu yere |
|
| 10 | وَمَا | ve |
|
| 11 | كُنَّا | değiliz |
|
| 12 | سَارِقِينَ | hırsız |
|
قَالُوا تَاللّٰهِ لَقَدْ عَلِمْتُمْ مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الْاَرْضِ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul وَ ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, تَاللّٰهِ ’dir. قَالُوا fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
تَ harfi cer olup, kasem harfidir. تَاللّٰهِ car mecruru mahzuf kasem fiiline mütealliktir. Takdiri, نقسم تَاللّٰهِ (Allah’a yemin ederiz.) şeklindedir.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
عَلِمْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. مَا جِئْنَا cümlesi, عَلِمْتُمْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. جِئْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur.
لِ harfi, نُفْسِدَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harfi ile جِئْنَا fiiline mütealliktir.
نُفْسِدَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. فِي الْاَرْضِ car mecruru نُفْسِدَ fiiline mütealliktir.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُفْسِدَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi فسد ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَمَا كُنَّا سَارِق۪ينَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كان nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنَّا nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَا mütekellim zamiri, كُنَّا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. سَارِقُونَ kelimesi كُنَّا ’nın haberi olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
سَارِق۪ينَ ; sülâsî mücerredi سرق olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُوا تَاللّٰهِ لَقَدْ عَلِمْتُمْ مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كُنَّا سَارِق۪ينَ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli yemin üslubunda gelmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Kasem harfi تَ nedeniyle mecrur olan, muksemun bih تَاللّٰهِ , takdiri نقسم (yemin ederiz) olan mahzuf fiile mütealliktir. Mahzufla birlikte terkip kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.
قَالُوا تَاللّٰهِ [Tallahi dediler.] Arapçada تَا kasem için kullanılır. “Vallahi”, “billahi” gibi “tallahi” diyerek de yemin edilir. بَا ve و harfleri gibi yemin için kullanılan تَا ayrıca bir de hayret ve taaccüp anlamı ifade eder. Türkçede biz bunu fark etmeyiz de ancak تَا ile و ’ı birlikte kullanarak “tevallahi” denildiği zaman bir hayret manası anlarız. Onun için “tallahi” şeklinde olan yeminleri Arapçadan Türkçeye tercüme ederken bu yolu seçmek uygun olur.
Yani “tevallahi” dediler gerçekten siz de bildiniz, bizi yakından görüp tanıdınız, kim olduğumuzu öğrendiniz, hakkımızda bilgi edindiniz ki biz bu yerde (yani Mısır toprağında) fesatçılık yapmak, (ahlâksızlık etmek) için gelmedik, biz hırsız da değiliz. Yani bizim kim olduğumuz sizce ve hükümetinizce bilinip dururken böyle bizi hırsızlıkla itham edip suçlamanız ne kadar acayip bir şey? Buna şaştık kaldık doğrusu! (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Kasemin cevabı olan لَقَدْ عَلِمْتُمْ مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الْاَرْضِ cümlesinde, لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
قَدْ ve kasemle tekit edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
عَلِمْتُمْ fiilinin mef’ûlü konumundaki مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الْاَرْضِ cümlesi, menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı نُفْسِدَ فِي الْاَرْضِ cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle birlikte جِئْنَا fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فِي الْاَرْضِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla الْاَرْضِ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü yeryüzü, içine birşey konulabilecek yapıda olmadığı halde zarfiyet özelliği olan bir nesneye benzetilmiştir. الْاَرْضِ ve zarfiyyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
مَا كُنَّا سَارِق۪ينَ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la …مَا جِئْنَا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Menfî nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan سَارِق۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
نُفْسِدَ - سَارِق۪ينَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
كَان ’nin haberi, ism-i fail kalıbında gelmiştir. İsm-i failin önünde كَان yardımcı/nakıs fiili bulunursa, şimdiki veya geniş zaman hikâyesi için kullanılır. İsm-i fail süreklilik ifade eden fiillerden sonra (كَان ve benzerleri içerisinde yer alan) muzari fiil yerine gelebilir. İsm-i fail kişinin elinde olan fiillerden yapılır. İrade dışında olan fiillerden ism-i fail yapılmaz. Bu tür fiillerin ism-i failini sıfat-ı müşebbehe üstlenir. (Yrd. Doç. Dr. M. Akif Özdoğan, KSÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, 10 (2007) s. 55 - 90 Arapçada İsm-i Fâil ve İşlevleri)
مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 3/79)
كَانَ ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s. 124)
لَقَدْ عَلِمْتُمْ cümlesi, kasemle cevabı arasında gelmiş bir mu’tarize cümlesidir. Muhatabı her türlü fesattan ve hırsızlık suçundan beri olduğuna inandırmak için gelmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Buradaki yeminin aynı zamanda bir şaşkınlık anlamı taşıdığı ifade edilmektedir. Yeminin bağlamından, Yusuf’un (a.s) kardeşlerinin dini inançlarına ve saygın davranış biçimlerine rağmen hırsızlık suçuyla itham edilmelerine duydukları hayret anlaşılmaktadır. (İsmail Bayer, Keşşaf Tefsirinde Belagat Uygulamaları)
Hz. Yakup'un oğulları, onların da bunu bildiklerine hükmetmişler, çünkü görülen hallerini bilmek, görülmeyen hallerini de bilmeyi gerektirmektedir.
Hz. Yakup'un oğullarının, zikredilen bozgunculuk ve hırsızlık hususlarını reddetmekle kalmayıp onların bilgisini de buna kanıt göstermeleri, onları delille susturmak ve yeminlerinden anlaşılan taaccübü ortaya koymak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)