ا ل ه
Kur'an'da geçiş sayısı: 2851

Türkçe türevleri: İlâh, Allah, ilahi, uluhiyet

Kur'an'daki anlamları: Ma’bud edinilen herşeye İlah, Tanrı denir.

Köke ait bilgiler:

İlâh: Sözlük anlamı; kulluk edilen, mabut haline getirilen, yönelinen, alışılan, düşkün olunan demektir. Kavram olarak; kendisine ibadet edilen, ma’but sayılan her şey, her şeyden çok sevilen, tazim edilen kutsal varlık anlamında kullanılmaktadır. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 313.)

Kur'an'da ‘ilâh’ iki anlamda kullanılmıştır:

Birincisi, hak olsun batıl olsun, bütün insanların kendisine ibadet ettikleri ma’bud;

İkincisi gerçek ibadete layık olan, âlemlerin Rabbi olan Allah. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 315.)

Allah kelimesinin etimolojik yapısı hakkında İslam bilginleri ile dil uzmanları (filolog) ve müsteşrikler (doğu bilimci) tarafından oldukça farklı görüşler ileri sürülmüştür. Genel olarak benimsenen görüş, Allah kelimesinin herhangi bir kökten türemiş olmayıp sözlük anlamı taşımadığı ve gerçek ma’budun özel adı olduğu, ya da bir sözlük anlamı olsa bile ‘gerçek ma’bud’a ad olunca bu anlamı kaybettiği yolundadır. (H. İbrahim Şener, “Osmanlılar Döneminde Dilimizde Allah, İlah, Tanrı Kavramı”, Yeni Türkiye 2000, s. 34: 1912) 

Bazı alimlere göre Allah, beşeriyel tarihinde her dönemdeki insanlara bu adı ilham ederek onların bu ismi kullanmalarına imkan vermiştir. (Selahattin Yılmaz, “Arapçada Allah İsminin etimolojisi ve O’nunla Yapılan Deneyimlerin Filolojik Yapısı”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt: VII 1 2, s. 202.) 

Büyük islam alimlerinden imam Şafii, Ebu'l - Meali, el - Hatıabl, el - Gazzali ve meşhur dilcilerden Halil b. Ahmet'le Sibeveylı, Allah isminin başındaki "el"in marifelik için getirilmiş lam-ı tarif olduğunu da kabul etmezler. Onlara göre bu takı kelimenin aslındandır. Bunun isbatını şöyle yapmışlardır: Eğer Allah isminin başındaki "el" lam-ı tarif olsaydı, başına direk nida harfi getirilemezdi. Halbuki bu ismin başına direk nida edatı getirilip ya Allah denmektedir. Bu söyleyişe göre "el" lam-ı tarif olmadığından başındaki hemze de, hemze-i vasıl değildir. Çok kullanıldığı 'için cümle ortasında bulununca - nida edatıyla kullanılışı hariç- dile kolaylık olması için, hemze-i vasıl muamelesi görmüştür. (Selahattin Yılmaz, “Arapçada Allah İsminin etimolojisi ve O'nunla Yapılan Deneyimlerin Filolojik Yapısı”, s. 202.)

Öte yandan, Allah kelimesinin değişik köklerden ürediğini söyleyenler vardır. Kaynaklarda, bu kelimenin etimolojisi hakkında şu bilgileri buluyoruz. Allah kelimesinin aslı İlah olup başındaki hemze kaldırılarak, onun yerine harf-i ta'rif el takısı denilen elif-lam harfleri getirilmiş, ilk lamin esre, ikinci lamin üstün okunması alilah şeklinde bir kelime oluşmuştur. Bu şekliyle kelime tam telaffuz edilemediğinden, birinci lamin harekesi sakin kılınarak ikinci lama idgam edilmiş ve ta’zim ifade etmesi için de baştaki hemze kalın okunarak Allah lafza-i celali elde edilmiştir ki, bu şekliyle Allah ismi Ma'budun bi'l-Hak olan Allah'a has bir isim olmuştur. Bu şekilde oluşan Allah ismi, tarihin hiçbir döneminde  Allah’tan başka hiçbir şeye isim olarak verilmemiştir. (H. İbrahim Şener, “Osmanlılar Döneminde Dilimizde Allah, İlah, Tanrı Kavramı”, s. 34.)

“Allah” kelimesinin kökeni konusunda çok şey söylenmesine rağmen çoğunluğun görüşüne göre müştak (türemiş) değildir. “Allah” isminin “el-ilah” tan türediği iddiasına karşı Elmalılı bu ismin diğer bütün esma ve sıfattan önce geldiğini yani Allah’ın mabut olduğu için Allah olmadığını;  “Allah” olduğu için mabut olduğunu söyler. Allah varlığı kendiliğinden ve zorunlu olandır. Var olan her şeyin arkasındaki temel sebeptir. Tek gerçek varlık O olduğundan idraklerimizin mutlak atıf noktası da O’dur. O’ndan gelir O’na gideriz. O’nun adıyla başlamayan hiçbir iş varması gereken asıl sonuca varamaz. Allah’ın zatı bütün esma  ve sıfattan önce geldiği gibi “Allah” ismi de diğer isim ve sıfatlara mukaddes bir “ ism-i cami” dir. Allah diyen O’nu bütün isimleriyle anmış, bilinen bilinmeyen bütün isimlere sığınmış demektir. (Fatma Bayram, En Güzel İsimler 99 Esma Sonsuz Mana, s. 25.)

İslâm bilginleri bu kelimenin tarifini, aynı anlama gelen bazı kelime farklılıklarıyla şu şekilde yapmışlardır: “Allah, varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere lâyık bulunan zâtın adıdır” (الله اسم للذات الواجب الوجود والمستحق لجميع المحامد) (Tehânevî, “el-ulûhiyye” md.). Tarifteki “varlığı zorunlu olan” kaydı, Allah’ın yokluğunun düşünülemeyeceğini, var olmak için başka bir varlığın desteğine muhtaç olmadığını ve dolaylı olarak O’nun kâinatın yaratıcısı ve yöneticisi olduğunu; “bütün övgülere lâyık bulunan” kaydı ise yetkinlik ve aşkınlık ifade eden isim ve sıfatlarla nitelendiğini anlatmaktadır. Allah kelimesi İslâmî naslarda bu tarifin özetlediği bir kavram haline gelmiş, gerçek mâbudun ve tek yaratıcının özel ismi olmuştur. Bu sebeple O’ndan başka herhangi bir varlığa ad olarak verilmemiş (bk. Meryem 19/65), gerek Arap dilinde gerekse bu lafzı kullanan diğer müslüman milletlerin dillerinde herhangi bir çoğul şekli de oluşmamıştır. Kur’ân-ı Kerîm O’nun âlemin yaratıcısı ve devam ettiricisi olduğunu ifade ederken (evvel ve âhir) bir bakıma apaçık bir bakıma gizli (zâhir ve bâtın) olduğunu da söylemiştir (el-Hadîd 57/3). O, varlığını, birliğini, olgun niteliklere sahip bulunduğunu tabiatın birçok nesne ve olayının göstermesi bakımından apaçık, fakat zâtının duyu organlarımızla idrak edilememesi bakımından gizlidir. Zât-ı ilâhiyyenin dünya hayatı şartları içinde insan tarafından duyularla idrak edilemeyeceği, âhirette ise bu idrakin gerçekleşeceği konusunda İslâm bilginleri -bazı görüş ayrılıkları bir yana- fikir birliği içindedirler. İbn Melkâ’nın da belirttiği gibi (bk. el-Muʿteber, III, 137) yüksek derecede bir varoluş gözün idrakine engel teşkil eder; göz önce zayıf ışıkları, alıştıkça daha kuvvetlisini görebilir. Bunun gibi dünya hayatında yüce yaratıcının varlığını gösteren işaret taşlarını görebilen gözler, âhirette O’nu doğrudan idrak edebilecektir. Kur’an, Allah’ın varlığının insan tarafından benimsenmesini onun selim yaratılışının gereği saydığı gibi O’nun birliğini de aynı mahiyette kabul etmiştir. Allah’a nisbet edilen “bir”lik, herhangi bir sayı dizisinin ilk basamağı anlamına gelmez. Buradaki bir, “cüzlerden oluşmuş (mürekkep) bir varlık olmayan, benzeri ve dengi bulunmayan, yegâne tapınılacak varlık” demektir (Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevḥîd, s. 23; Cüveynî, eş-Şâmil, s. 345). (Bekir Topaloğlu, “Allah”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s.2 :471/473.) 

 Allah lafzının Arapça dışında en çok Türk dilinde kullanıldığı şüphesizdir. Sadece bugünkü Türkçe’nin orta hacimdeki bir sözlüğü incelendiği takdirde bile Allah kelimesinin yer aldığı deyimlerin 150 civarında olduğu görülür (bk. ML, “Allah” md.; krş. TDK, Türkçe Sözlük, “Allah” md.). Bunlara bir o kadar da atasözü eklenebilir. Bilhassa Osmanlı Türkçesiyle yazılmış dinî ve tasavvufî mahiyetteki manzum ve mensur eserlerde yer alan diğer birçok deyim ve atasözü ise bu sayının dışındadır. (Bekir Topaloğlu, “Allah”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 2 :499.) 



 
Ayet Kelime Anlamı
Bakara 113 فَاللَّهُ artık Allah
Bakara 133 إِلَٰهَكَ senin ilahına
Bakara 133 وَإِلَٰهَ ve ilahına
Bakara 133 إِلَٰهًا ilahına
Bakara 163 وَإِلَٰهُكُمْ ilahınız
Bakara 163 إِلَٰهٌ İlahtır
Bakara 163 إِلَٰهَ ilah
Bakara 255 إِلَٰهَ ilahtır
Âl-i İmrân 2 إِلَٰهَ ilah
Âl-i İmrân 6 إِلَٰهَ ilah
Âl-i İmrân 18 إِلَٰهَ ilah
Âl-i İmrân 18 إِلَٰهَ ilah
Âl-i İmrân 62 إِلَٰهٍ ilah
Nisâ 87 إِلَٰهَ ilah
Nisâ 135 فَاللَّهُ çünkü Allah
Nisâ 141 فَاللَّهُ artık Allah
Nisâ 171 إِلَٰهٌ ilahtır
Mâide 73 إِلَٰهٍ ilah
Mâide 73 إِلَٰهٌ ilahtan
Mâide 116 إِلَٰهَيْنِ iki ilah
En'âm 19 الِهَةً ilahlar olduğuna
En'âm 19 إِلَٰهٌ İlahtır
En'âm 23 وَاللَّهِ Allah’a andolsun ki
En'âm 46 إِلَٰهٌ ilah
En'âm 74 الِهَةً ilahlarımıza
En'âm 102 إِلَٰهَ ilah
En'âm 106 إِلَٰهَ ilah
A'râf 59 إِلَٰهٍ İlahınız
A'râf 65 إِلَٰهٍ ilahınız
A'râf 73 إِلَٰهٍ ilahınız
A'râf 85 إِلَٰهٍ ilahınız
A'râf 127 وَالِهَتَكَ ve ilahlarını
A'râf 138 إِلَٰهًا bir ilah
A'râf 138 الِهَةٌ ilahları
A'râf 140 إِلَٰهًا bir ilah
A'râf 158 إِلَٰهَ ilah
Tevbe 13 فَاللَّهُ Allah’tır
Tevbe 31 إِلَٰهًا bir ilaha
Tevbe 31 إِلَٰهَ ilahlar
Tevbe 129 إِلَٰهَ ilah
Yunus 59 اللَّهُ Allah mı?
Yunus 90 إِلَٰهَ ilah
Hûd 14 إِلَٰهَ ilah
Hûd 50 إِلَٰهٍ ilah
Hûd 53 الِهَتِنَا ilahlarımızı
Hûd 54 الِهَتِنَا ilahlarımızdan
Hûd 61 إِلَٰهٍ ilahınız
Hûd 84 إِلَٰهٍ ilah
Hûd 101 الِهَتُهُمُ onların ilahları
Yusuf 64 فَاللَّهُ Allah’tır
Yusuf 73 تَاللَّهِ Allah’a and olsun
Yusuf 85 تَاللَّهِ Vallahi
Yusuf 91 تَاللَّهِ vallahi
Yusuf 95 تَاللَّهِ vallahi
Ra'd 30 إِلَٰهَ ilah
İbrahim 52 إِلَٰهٌ ilahtır
Hicr 96 إِلَٰهًا ilah
Nahl 2 إِلَٰهَ ilah
Nahl 22 إِلَٰهُكُمْ sizin ilahınız
Nahl 22 إِلَٰهٌ ilahtır
Nahl 51 إِلَٰهَيْنِ (iki) ilah
Nahl 51 إِلَٰهٌ ilahtır
Nahl 56 تَاللَّهِ Allah’a andolsun ki
Nahl 63 تَاللَّهِ Allah’a andolsun ki
İsrâ 22 إِلَٰهًا bir ilah
İsrâ 39 إِلَٰهًا ilah
İsrâ 42 الِهَةٌ ilahlar
Kehf 14 إِلَٰهًا ilah
Kehf 15 الِهَةً ilahlar
Kehf 110 إِلَٰهُكُمْ vallahi
Kehf 110 إِلَٰهٌ ilahlarımız
Meryem 46 الِهَتِي benim ilahlarım-
Meryem 81 الِهَةً ilahlar
Tâ-Hâ 8 إِلَٰهَ ilah
Tâ-Hâ 14 إِلَٰهَ ilah
Tâ-Hâ 88 إِلَٰهُكُمْ sizin ilahınız
Tâ-Hâ 88 وَإِلَٰهُ ve ilahlarını
Tâ-Hâ 97 إِلَٰهِكَ ilahına
Tâ-Hâ 98 إِلَٰهُكُمُ ilahınız
Tâ-Hâ 98 إِلَٰهَ ilah
Enbiyâ 21 الِهَةً ilahlar
Enbiyâ 22 الِهَةٌ ilahlar
Enbiyâ 24 الِهَةً ilahlar
Enbiyâ 25 إِلَٰهَ ilah
Enbiyâ 29 إِلَٰهٌ bir ilahım
Enbiyâ 36 الِهَتَكُمْ sizin ilahlarınızı
Enbiyâ 43 الِهَةٌ ilahları
Enbiyâ 57 وَتَاللَّهِ Allah’a and olsun ki
Enbiyâ 59 بِالِهَتِنَا ilahlarımızı
Enbiyâ 62 بِالِهَتِنَا ilahınız
Enbiyâ 68 الِهَتَكُمْ ilahına
Enbiyâ 87 إِلَٰهَ ilah
Enbiyâ 99 الِهَةً ilahlar
Enbiyâ 108 إِلَٰهُكُمْ ilahınız
Enbiyâ 108 إِلَٰهٌ İlahtır
Hac 34 فَإِلَٰهُكُمْ ilahınız
Hac 34 إِلَٰهٌ ilahtır
Mü'minûn 23 إِلَٰهٍ ilah
Mü'minûn 32 إِلَٰهٍ ilah
Mü'minûn 91 إِلَٰهٍ ilah
Mü'minûn 91 إِلَٰهٍ ilah
Mü'minûn 116 إِلَٰهَ ilah
Mü'minûn 117 إِلَٰهًا bir ilaha
Furkan 3 الِهَةً bir takım ilahlar
Furkan 42 الِهَتِنَا ilahlarımız
Furkan 43 إِلَٰهَهُ ilah
Furkan 68 إِلَٰهًا ilaha
Şuarâ 29 إِلَٰهًا bir ilah
Şuarâ 97 تَاللَّهِ vallahi
Şuarâ 213 إِلَٰهًا bir ilah
Neml 26 إِلَٰهَ ilah
Neml 59 اللَّهُ Allah mı?
Neml 60 أَإِلَٰهٌ ilah mı var?
Neml 61 أَإِلَٰهٌ ilah mı var?
Neml 62 أَإِلَٰهٌ ilah mı var?
Neml 63 أَإِلَٰهٌ ilah mı var?
Neml 64 أَإِلَٰهٌ ilah mı var?
Kasas 38 إِلَٰهٍ bir ilah
Kasas 38 إِلَٰهِ ilahına
Kasas 70 إِلَٰهَ ilah
Kasas 71 إِلَٰهٌ ilah
Kasas 72 إِلَٰهٌ ilah
Kasas 88 إِلَٰهًا bir ilaha
Kasas 88 إِلَٰهَ ilah
Ankebût 46 وَإِلَٰهُنَا ve ilahımız
Ankebût 46 وَإِلَٰهُكُمْ ve ilahınız
Fâtır 3 إِلَٰهَ ilah
Yâsin 23 الِهَةً ilahlar
Yâsin 74 الِهَةً ilahlar
Sâffât 4 إِلَٰهَكُمْ ilahınız
Sâffât 35 إِلَٰهَ ilah
Sâffât 36 الِهَتِنَا ilahlarımızı
Sâffât 56 تَاللَّهِ tallahi
Sâffât 86 الِهَةً ilahlar (mı?)
Sâffât 91 الِهَتِهِمْ onların ilahlarına
Sâd 5 الْالِهَةَ ilahları
Sâd 5 إِلَٰهًا ilah
Sâd 6 الِهَتِكُمْ ilahlarınıza
Sâd 65 إِلَٰهٍ ilah
Zümer 6 إِلَٰهَ ilah
Mü'min 3 إِلَٰهَ ilah
Mü'min 37 إِلَٰهِ ilahınıza
Mü'min 62 إِلَٰهَ ilah
Mü'min 65 إِلَٰهَ ilah
Fussilet 6 إِلَٰهُكُمْ ilahınızın
Fussilet 6 إِلَٰهٌ ilah olduğu
Şûrâ 9 فَاللَّهُ halbuki Allah’tır
Zuhruf 45 الِهَةً ilahlar
Zuhruf 58 أَالِهَتُنَا bizim ilahlarımız mı?
Zuhruf 84 إِلَٰهٌ İlahtır
Zuhruf 84 إِلَٰهٌ İlahtır
Duhân 8 إِلَٰهَ ilah
Câsiye 23 إِلَٰهَهُ ilah
Ahkaf 22 الِهَتِنَا ilahlarımız
Ahkaf 28 الِهَةً ilah
Muhammed 19 إِلَٰهَ ilah
Kaf 26 إِلَٰهًا ilahlar
Zâriyât 51 إِلَٰهًا ilahlar
Tûr 43 إِلَٰهٌ bir ilahı
Haşr 22 إِلَٰهَ ilah
Haşr 23 إِلَٰهَ ilah
Teğabün 13 إِلَٰهَ ilah
Nuh 23 الِهَتَكُمْ ilahlarınızı
Müzzemmil 9 إِلَٰهَ ilah
Nâs 3 إِلَٰهِ ilahına