İlâh: Sözlük anlamı; kulluk edilen, mabut haline getirilen, yönelinen, alışılan, düşkün olunan demektir. Kavram olarak; kendisine ibadet edilen, ma’but sayılan her şey, her şeyden çok sevilen, tazim edilen kutsal varlık anlamında kullanılmaktadır. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 313.)
Kur'an'da ‘ilâh’ iki anlamda kullanılmıştır:
Birincisi, hak olsun batıl olsun, bütün insanların kendisine ibadet ettikleri ma’bud;
İkincisi gerçek ibadete layık olan, âlemlerin Rabbi olan Allah. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 315.)
Allah kelimesinin etimolojik yapısı hakkında İslam bilginleri ile dil uzmanları (filolog) ve müsteşrikler (doğu bilimci) tarafından oldukça farklı görüşler ileri sürülmüştür. Genel olarak benimsenen görüş, Allah kelimesinin herhangi bir kökten türemiş olmayıp sözlük anlamı taşımadığı ve gerçek ma’budun özel adı olduğu, ya da bir sözlük anlamı olsa bile ‘gerçek ma’bud’a ad olunca bu anlamı kaybettiği yolundadır. (H. İbrahim Şener, “Osmanlılar Döneminde Dilimizde Allah, İlah, Tanrı Kavramı”, Yeni Türkiye 2000, s. 34: 1912)
Bazı alimlere göre Allah, beşeriyel tarihinde her dönemdeki insanlara bu adı ilham ederek onların bu ismi kullanmalarına imkan vermiştir. (Selahattin Yılmaz, “Arapçada Allah İsminin etimolojisi ve O’nunla Yapılan Deneyimlerin Filolojik Yapısı”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt: VII 1 2, s. 202.)
Büyük islam alimlerinden imam Şafii, Ebu'l - Meali, el - Hatıabl, el - Gazzali ve meşhur dilcilerden Halil b. Ahmet'le Sibeveylı, Allah isminin başındaki "el"in marifelik için getirilmiş lam-ı tarif olduğunu da kabul etmezler. Onlara göre bu takı kelimenin aslındandır. Bunun isbatını şöyle yapmışlardır: Eğer Allah isminin başındaki "el" lam-ı tarif olsaydı, başına direk nida harfi getirilemezdi. Halbuki bu ismin başına direk nida edatı getirilip ya Allah denmektedir. Bu söyleyişe göre "el" lam-ı tarif olmadığından başındaki hemze de, hemze-i vasıl değildir. Çok kullanıldığı 'için cümle ortasında bulununca - nida edatıyla kullanılışı hariç- dile kolaylık olması için, hemze-i vasıl muamelesi görmüştür. (Selahattin Yılmaz, “Arapçada Allah İsminin etimolojisi ve O'nunla Yapılan Deneyimlerin Filolojik Yapısı”, s. 202.)
Öte yandan, Allah kelimesinin değişik köklerden ürediğini söyleyenler vardır. Kaynaklarda, bu kelimenin etimolojisi hakkında şu bilgileri buluyoruz. Allah kelimesinin aslı İlah olup başındaki hemze kaldırılarak, onun yerine harf-i ta'rif el takısı denilen elif-lam harfleri getirilmiş, ilk lamin esre, ikinci lamin üstün okunması alilah şeklinde bir kelime oluşmuştur. Bu şekliyle kelime tam telaffuz edilemediğinden, birinci lamin harekesi sakin kılınarak ikinci lama idgam edilmiş ve ta’zim ifade etmesi için de baştaki hemze kalın okunarak Allah lafza-i celali elde edilmiştir ki, bu şekliyle Allah ismi Ma'budun bi'l-Hak olan Allah'a has bir isim olmuştur. Bu şekilde oluşan Allah ismi, tarihin hiçbir döneminde Allah’tan başka hiçbir şeye isim olarak verilmemiştir. (H. İbrahim Şener, “Osmanlılar Döneminde Dilimizde Allah, İlah, Tanrı Kavramı”, s. 34.)
“Allah” kelimesinin kökeni konusunda çok şey söylenmesine rağmen çoğunluğun görüşüne göre müştak (türemiş) değildir. “Allah” isminin “el-ilah” tan türediği iddiasına karşı Elmalılı bu ismin diğer bütün esma ve sıfattan önce geldiğini yani Allah’ın mabut olduğu için Allah olmadığını; “Allah” olduğu için mabut olduğunu söyler. Allah varlığı kendiliğinden ve zorunlu olandır. Var olan her şeyin arkasındaki temel sebeptir. Tek gerçek varlık O olduğundan idraklerimizin mutlak atıf noktası da O’dur. O’ndan gelir O’na gideriz. O’nun adıyla başlamayan hiçbir iş varması gereken asıl sonuca varamaz. Allah’ın zatı bütün esma ve sıfattan önce geldiği gibi “Allah” ismi de diğer isim ve sıfatlara mukaddes bir “ ism-i cami” dir. Allah diyen O’nu bütün isimleriyle anmış, bilinen bilinmeyen bütün isimlere sığınmış demektir. (Fatma Bayram, En Güzel İsimler 99 Esma Sonsuz Mana, s. 25.)
İslâm bilginleri bu kelimenin tarifini, aynı anlama gelen bazı kelime farklılıklarıyla şu şekilde yapmışlardır: “Allah, varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere lâyık bulunan zâtın adıdır” (الله اسم للذات الواجب الوجود والمستحق لجميع المحامد) (Tehânevî, “el-ulûhiyye” md.). Tarifteki “varlığı zorunlu olan” kaydı, Allah’ın yokluğunun düşünülemeyeceğini, var olmak için başka bir varlığın desteğine muhtaç olmadığını ve dolaylı olarak O’nun kâinatın yaratıcısı ve yöneticisi olduğunu; “bütün övgülere lâyık bulunan” kaydı ise yetkinlik ve aşkınlık ifade eden isim ve sıfatlarla nitelendiğini anlatmaktadır. Allah kelimesi İslâmî naslarda bu tarifin özetlediği bir kavram haline gelmiş, gerçek mâbudun ve tek yaratıcının özel ismi olmuştur. Bu sebeple O’ndan başka herhangi bir varlığa ad olarak verilmemiş (bk. Meryem 19/65), gerek Arap dilinde gerekse bu lafzı kullanan diğer müslüman milletlerin dillerinde herhangi bir çoğul şekli de oluşmamıştır. Kur’ân-ı Kerîm O’nun âlemin yaratıcısı ve devam ettiricisi olduğunu ifade ederken (evvel ve âhir) bir bakıma apaçık bir bakıma gizli (zâhir ve bâtın) olduğunu da söylemiştir (el-Hadîd 57/3). O, varlığını, birliğini, olgun niteliklere sahip bulunduğunu tabiatın birçok nesne ve olayının göstermesi bakımından apaçık, fakat zâtının duyu organlarımızla idrak edilememesi bakımından gizlidir. Zât-ı ilâhiyyenin dünya hayatı şartları içinde insan tarafından duyularla idrak edilemeyeceği, âhirette ise bu idrakin gerçekleşeceği konusunda İslâm bilginleri -bazı görüş ayrılıkları bir yana- fikir birliği içindedirler. İbn Melkâ’nın da belirttiği gibi (bk. el-Muʿteber, III, 137) yüksek derecede bir varoluş gözün idrakine engel teşkil eder; göz önce zayıf ışıkları, alıştıkça daha kuvvetlisini görebilir. Bunun gibi dünya hayatında yüce yaratıcının varlığını gösteren işaret taşlarını görebilen gözler, âhirette O’nu doğrudan idrak edebilecektir. Kur’an, Allah’ın varlığının insan tarafından benimsenmesini onun selim yaratılışının gereği saydığı gibi O’nun birliğini de aynı mahiyette kabul etmiştir. Allah’a nisbet edilen “bir”lik, herhangi bir sayı dizisinin ilk basamağı anlamına gelmez. Buradaki bir, “cüzlerden oluşmuş (mürekkep) bir varlık olmayan, benzeri ve dengi bulunmayan, yegâne tapınılacak varlık” demektir (Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevḥîd, s. 23; Cüveynî, eş-Şâmil, s. 345). (Bekir Topaloğlu, “Allah”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s.2 :471/473.)
Allah lafzının Arapça dışında en çok Türk dilinde kullanıldığı şüphesizdir. Sadece bugünkü Türkçe’nin orta hacimdeki bir sözlüğü incelendiği takdirde bile Allah kelimesinin yer aldığı deyimlerin 150 civarında olduğu görülür (bk. ML, “Allah” md.; krş. TDK, Türkçe Sözlük, “Allah” md.). Bunlara bir o kadar da atasözü eklenebilir. Bilhassa Osmanlı Türkçesiyle yazılmış dinî ve tasavvufî mahiyetteki manzum ve mensur eserlerde yer alan diğer birçok deyim ve atasözü ise bu sayının dışındadır. (Bekir Topaloğlu, “Allah”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 2 :499.)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
فَاللَّهُ | artık Allah |
|
|
إِلَٰهَكَ | senin ilahına |
|
|
وَإِلَٰهَ | ve ilahına |
|
|
إِلَٰهًا | ilahına |
|
|
وَإِلَٰهُكُمْ | ilahınız |
|
|
إِلَٰهٌ | İlahtır |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilahtır |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهٍ | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
فَاللَّهُ | çünkü Allah |
|
|
فَاللَّهُ | artık Allah |
|
|
إِلَٰهٌ | ilahtır |
|
|
إِلَٰهٍ | ilah |
|
|
إِلَٰهٌ | ilahtan |
|
|
إِلَٰهَيْنِ | iki ilah |
|
|
الِهَةً | ilahlar olduğuna |
|
|
إِلَٰهٌ | İlahtır |
|
|
وَاللَّهِ | Allah’a andolsun ki |
|
|
إِلَٰهٌ | ilah |
|
|
الِهَةً | ilahlarımıza |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهٍ | İlahınız |
|
|
إِلَٰهٍ | ilahınız |
|
|
إِلَٰهٍ | ilahınız |
|
|
إِلَٰهٍ | ilahınız |
|
|
وَالِهَتَكَ | ve ilahlarını |
|
|
إِلَٰهًا | bir ilah |
|
|
الِهَةٌ | ilahları |
|
|
إِلَٰهًا | bir ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
فَاللَّهُ | Allah’tır |
|
|
إِلَٰهًا | bir ilaha |
|
|
إِلَٰهَ | ilahlar |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
اللَّهُ | Allah mı? |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهٍ | ilah |
|
|
الِهَتِنَا | ilahlarımızı |
|
|
الِهَتِنَا | ilahlarımızdan |
|
|
إِلَٰهٍ | ilahınız |
|
|
إِلَٰهٍ | ilah |
|
|
الِهَتُهُمُ | onların ilahları |
|
|
فَاللَّهُ | Allah’tır |
|
|
تَاللَّهِ | Allah’a and olsun |
|
|
تَاللَّهِ | Vallahi |
|
|
تَاللَّهِ | vallahi |
|
|
تَاللَّهِ | vallahi |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهٌ | ilahtır |
|
|
إِلَٰهًا | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهُكُمْ | sizin ilahınız |
|
|
إِلَٰهٌ | ilahtır |
|
|
إِلَٰهَيْنِ | (iki) ilah |
|
|
إِلَٰهٌ | ilahtır |
|
|
تَاللَّهِ | Allah’a andolsun ki |
|
|
تَاللَّهِ | Allah’a andolsun ki |
|
|
إِلَٰهًا | bir ilah |
|
|
إِلَٰهًا | ilah |
|
|
الِهَةٌ | ilahlar |
|
|
إِلَٰهًا | ilah |
|
|
الِهَةً | ilahlar |
|
|
إِلَٰهُكُمْ | vallahi |
|
|
إِلَٰهٌ | ilahlarımız |
|
|
الِهَتِي | benim ilahlarım- |
|
|
الِهَةً | ilahlar |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهُكُمْ | sizin ilahınız |
|
|
وَإِلَٰهُ | ve ilahlarını |
|
|
إِلَٰهِكَ | ilahına |
|
|
إِلَٰهُكُمُ | ilahınız |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
الِهَةً | ilahlar |
|
|
الِهَةٌ | ilahlar |
|
|
الِهَةً | ilahlar |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهٌ | bir ilahım |
|
|
الِهَتَكُمْ | sizin ilahlarınızı |
|
|
الِهَةٌ | ilahları |
|
|
وَتَاللَّهِ | Allah’a and olsun ki |
|
|
بِالِهَتِنَا | ilahlarımızı |
|
|
بِالِهَتِنَا | ilahınız |
|
|
الِهَتَكُمْ | ilahına |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
الِهَةً | ilahlar |
|
|
إِلَٰهُكُمْ | ilahınız |
|
|
إِلَٰهٌ | İlahtır |
|
|
فَإِلَٰهُكُمْ | ilahınız |
|
|
إِلَٰهٌ | ilahtır |
|
|
إِلَٰهٍ | ilah |
|
|
إِلَٰهٍ | ilah |
|
|
إِلَٰهٍ | ilah |
|
|
إِلَٰهٍ | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهًا | bir ilaha |
|
|
الِهَةً | bir takım ilahlar |
|
|
الِهَتِنَا | ilahlarımız |
|
|
إِلَٰهَهُ | ilah |
|
|
إِلَٰهًا | ilaha |
|
|
إِلَٰهًا | bir ilah |
|
|
تَاللَّهِ | vallahi |
|
|
إِلَٰهًا | bir ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
اللَّهُ | Allah mı? |
|
|
أَإِلَٰهٌ | ilah mı var? |
|
|
أَإِلَٰهٌ | ilah mı var? |
|
|
أَإِلَٰهٌ | ilah mı var? |
|
|
أَإِلَٰهٌ | ilah mı var? |
|
|
أَإِلَٰهٌ | ilah mı var? |
|
|
إِلَٰهٍ | bir ilah |
|
|
إِلَٰهِ | ilahına |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهٌ | ilah |
|
|
إِلَٰهٌ | ilah |
|
|
إِلَٰهًا | bir ilaha |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
وَإِلَٰهُنَا | ve ilahımız |
|
|
وَإِلَٰهُكُمْ | ve ilahınız |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
الِهَةً | ilahlar |
|
|
الِهَةً | ilahlar |
|
|
إِلَٰهَكُمْ | ilahınız |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
الِهَتِنَا | ilahlarımızı |
|
|
تَاللَّهِ | tallahi |
|
|
الِهَةً | ilahlar (mı?) |
|
|
الِهَتِهِمْ | onların ilahlarına |
|
|
الْالِهَةَ | ilahları |
|
|
إِلَٰهًا | ilah |
|
|
الِهَتِكُمْ | ilahlarınıza |
|
|
إِلَٰهٍ | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهِ | ilahınıza |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهُكُمْ | ilahınızın |
|
|
إِلَٰهٌ | ilah olduğu |
|
|
فَاللَّهُ | halbuki Allah’tır |
|
|
الِهَةً | ilahlar |
|
|
أَالِهَتُنَا | bizim ilahlarımız mı? |
|
|
إِلَٰهٌ | İlahtır |
|
|
إِلَٰهٌ | İlahtır |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهَهُ | ilah |
|
|
الِهَتِنَا | ilahlarımız |
|
|
الِهَةً | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهًا | ilahlar |
|
|
إِلَٰهًا | ilahlar |
|
|
إِلَٰهٌ | bir ilahı |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
الِهَتَكُمْ | ilahlarınızı |
|
|
إِلَٰهَ | ilah |
|
|
إِلَٰهِ | ilahına |