En'âm Sûresi 23. Ayet

ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا وَاللّٰهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِك۪ينَ  ٢٣

Sonunda onların manevraları, “Rabbimiz Allah’a andolsun ki biz (O’na) ortak koşanlar değildik” demelerinden başka bir şey olmayacaktır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ثُمَّ sonra
2 لَمْ
3 تَكُنْ kalmadığı ك و ن
4 فِتْنَتُهُمْ onların çareleri ف ت ن
5 إِلَّا başka
6 أَنْ
7 قَالُوا demelerinden ق و ل
8 وَاللَّهِ Allah’a andolsun ki ا ل ه
9 رَبِّنَا Rabbimiz ر ب ب
10 مَا
11 كُنَّا biz değildik ك و ن
12 مُشْرِكِينَ ortak koşanlar ش ر ك
 

İnsanlar ölüp ruhlar bedenlerden ayrıldıktan veya insanlar yeniden diriltildikten sonra Allah Teâlâ kendisine putları ortak koşmak ve bu suretle İslâm’ın tevhid akîdesine karşı mücadele bayrağını açmak gibi büyük bir suçun vebalini yüklenmiş olan müşriklere, dünyadaki alelâde varlıklara yahut kişilere tanrı gibi taparcasına bağlanarak hakiki mâbudlarını inkâr edenlere “Hani o bana ortak koştuğunuz putlarınız; sözde tanrılarınız nerede?” anlamında olmak üzere “Nerede boş yere davasını güttüğünüz ortaklarınız?” diye soracaktır. Sonra onlar bu fitnelerinin, bu inkârlarının neticesi olarak, Allah’ın her hallerine vâkıf olduğunu bile bile, “Rabbimiz Allah’a andolsun ki biz ortak koşanlar olmadık” diyerek şaşkınlık ve çaresizlik yüzünden yalan söyleyecekler; böylece kendi kendilerine karşı, yani söylediklerinin asılsız olduğunu bizzat kendileri de bile bile yalan söyleme gereğini duyacaklardır. Üstelik dünyadayken, uydurma bir inançla, akıllı ve güçlü olduğunu, kendilerine şefaat edeceğini sandıkları putları –sözde tanrıları– kendilerinden uzaklaşmıştır.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 388

 

Resul-i Ekrem’in açıkladığına göre ise; insanın ağzına mühür vurulup organlarına söz verilecek, organlar da onun neler yaptığını anlatarak yalanlarını birer birer çürütecektir. 

 

(Müslim ,Zühd 16)(Ayet ve hadislerle açıklamalı KUR’AN-I KERİM MEALİ PROF. DR. MEHMET YAŞAR KANDEMİR)

 

ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا وَاللّٰهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِك۪ينَ

 

Fiil cümlesidir.  ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

تَكُنْ  nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir.  فِتْنَتُهُمْ  kelimesi  تَكُنْ ’un ismi olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَّٓا  hasr edatıdır. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  تَكُنْ ’un haberi olarak mahallen merfûdur. 

اَنْ  masdariyyedir. قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli,  وَاللّٰهِ رَبِّنَا ‘dir. قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

وَ  harfi cer olup, kasem harfidir. وَاللّٰهِ  car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri, نقسم (Yemin ederiz) şeklindedir. رَبِّنَا  lafza-i celâlin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Kasemin cevabı  مَا كُنَّا مُشْرِك۪ينَ ‘dir.

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنَّا  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَّا  mütekellim zamir  كُنَّا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur.  مُشْرِك۪ينَ  kelimesi  كُنَّا ’nın haberi olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُشْرِك۪ينَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 
 

ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا وَاللّٰهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِك۪ينَ


Ayet, tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  harfiyle … نَقُولُ  cümlesine atfedilmiştir. Menfi muzari sıygada gelen nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اَنْ قَالُوا وَاللّٰهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِك۪ينَ  cümlesi, masdar teviliyle  كَانَ ’nin  muahhar ismidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Nefy harfi  لَمْ  ve istisna edatı  اِلَّا  ile oluşan kasr  كَان ’nin ismi ve haberi arasındadır. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.  فِتْنَتُهُمْ  sıfat/maksûr, اَنْ قَالُوا وَاللّٰهِ رَبِّنَا  mevsuf/maksûrun aleyhtir. 

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  وَاللّٰهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِك۪ينَ  cümlesine dahil olan vav, kasem harfidir. Takdiri, نقسم  (Yemin ederiz) olan kasem fiiliyle birlikte, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.  Kasem fiilinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

رَبِّنَا , muksemun aleyh olan lafz-ı celâlden bedeldir. Bedel ıtnâb sanatı babındandır.

Veciz ifade kastına matuf  رَبَّنَا  izafetinde, inanmayanların Rab ismini kendilerine ait zamire muzâf yapmalarında, Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteklerine işaret vardır. 

Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır.  اللّٰهَ  ve  رَبّ۪  isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Menfi  كَان ’nin dahil olduğu  مَا كُنَّا مُشْرِك۪ينَ  cümlesi, kasemin cevabıdır. Menfî nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مَا كَان ’li olumsuz sıygalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 3/79)

كَان ’nin haberi, isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Mûsâ , Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124) 

Müsned olan  مُشْرِك۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80) 

اللّٰهِ - رَبِّنَا  ve  فِتْنَتُهُمْ - مُشْرِك۪ينَ  kelime grupları arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayet, medhe benzer zemmi, tekiddir. 

تَكُنْ - كُنَّا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Fitne kelimesi mazeret, çare uyduracakları tek cevap olarak tercüme edilmiştir. Bunun başında “cevap” şeklinde bir muzâf hazfolunmuştur. Yani ayetin takdiri,  ثُمَّ لَمْ تَكُنْ جوابُ فتنتِهم  şeklindedir. Ya da onların küfrüdür ve bundan küfrün akıbeti kastedilir. Yani onlar ömürleri boyunca bağlı kaldıkları ve iftihar ettikleri küfürlerini “Rabbimiz Vallahi biz Sana ortak koşmadık.” diyerek inkâr eder ve ondan uzaklaşırlar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Allah Teâlâ’yı  رَبِّنَا  olarak vasıflandırmaları onların şirkten uzaklaştıklarını mübalağa ile belirtmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Fitne, kelimesi “denemek” demektir. Altının içindeki yabancı maddelerden arındırılması için kullanılır. Dayanılamayacak bir korkudan husule gelen görüş, fikir bozukluğu, kaos için kullanılır. Çünkü böyle bir şey onu elde edenin sabır derecesini gösterir. Bu; yaşarken buğz ve sevgi hallerinde, itikat, fikir ve kargaşada ortaya çıkabilir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)