وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعاً ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَيْنَ شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ٢٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَيَوْمَ | ve gün |
|
| 2 | نَحْشُرُهُمْ | topladığımız |
|
| 3 | جَمِيعًا | hepsini |
|
| 4 | ثُمَّ | sonra |
|
| 5 | نَقُولُ | dediğimiz |
|
| 6 | لِلَّذِينَ | kimselere |
|
| 7 | أَشْرَكُوا | ortak koşan(lara) |
|
| 8 | أَيْنَ | hani nerede? |
|
| 9 | شُرَكَاؤُكُمُ | ortaklarınız |
|
| 10 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 11 | كُنْتُمْ | olduğunuz |
|
| 12 | تَزْعُمُونَ | zannetmekte |
|
İnsanlar ölüp ruhlar bedenlerden ayrıldıktan veya insanlar yeniden diriltildikten sonra Allah Teâlâ kendisine putları ortak koşmak ve bu suretle İslâm’ın tevhid akîdesine karşı mücadele bayrağını açmak gibi büyük bir suçun vebalini yüklenmiş olan müşriklere, dünyadaki alelâde varlıklara yahut kişilere tanrı gibi taparcasına bağlanarak hakiki mâbudlarını inkâr edenlere “Hani o bana ortak koştuğunuz putlarınız; sözde tanrılarınız nerede?” anlamında olmak üzere “Nerede boş yere davasını güttüğünüz ortaklarınız?” diye soracaktır. Sonra onlar bu fitnelerinin, bu inkârlarının neticesi olarak, Allah’ın her hallerine vâkıf olduğunu bile bile, “Rabbimiz Allah’a andolsun ki biz ortak koşanlar olmadık” diyerek şaşkınlık ve çaresizlik yüzünden yalan söyleyecekler; böylece kendi kendilerine karşı, yani söylediklerinin asılsız olduğunu bizzat kendileri de bile bile yalan söyleme gereğini duyacaklardır. Üstelik dünyadayken, uydurma bir inançla, akıllı ve güçlü olduğunu, kendilerine şefaat edeceğini sandıkları putları –sözde tanrıları– kendilerinden uzaklaşmıştır.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 388
وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعاً ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَيْنَ شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Zaman zarfı يَوْمَ , takdiri أذكر olan mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Takdiri, اذكر أو اتقوا أو احذروا (Zikret veya takvalı ol veya uyanık ol) şeklindedir. نَحْشُرُهُمْ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
نَحْشُرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. جَم۪يعاً kelimesi نَحْشُرُهُمْ’ deki mef’ûlun hali olup fetha ile mansubdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. نَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Mekulü’l kavli, اَيْنَ شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ ‘dir. نَقُولُ fiilin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَلَّذ۪ين cemi müzekker has ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle نَقُولُ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اَشْرَكُٓوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اَشْرَكُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. İstifham ismi اَيْنَ mekân zarfı olarak mahzuf mukaddem habere müteallikdir. شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl, شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ ‘ün sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsmi mevsûlun sılası كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ‘dır. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنْتُمْ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ muttasıl zamir كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. تَزْعُمُونَ cümlesi, كُنْتُمْ ’ün haberi olarak mahallen mansubdur.
تَزْعُمُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. İki mef’ûlun bihde mahzuftur. Takdiri, تزعمونهم شركاء. şeklindedir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
اَشْرَكُٓوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi شرك ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعاً ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَيْنَ شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ
وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin başındaki zaman zarfı يَوْمَ , takdiri اذكر أو اتقوا أو احذروا (Zikret veya takvalı ol veya uyanık ol) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Muzâfun ileyh olarak mahallen mecrur olan نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعاً cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
جَم۪يعاً kelimesi هُمْ zamirinden haldir. Hal, anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Aynı üsluptaki نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَيْنَ شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ cümlesi, rütbe ve terahî ifade eden ثُمَّ ile muzâfun ileyhe atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette azamet zamirine geçişte, iltifat sanatı vardır.
نَحْشُرُهُمْ ve نَقُولُ fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , başındaki لِ harf-i ceriyle نَقُولُ fiiline mütealliktir. Sılası olan اَشْرَكُٓوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
نَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَيْنَ شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ cümlesi istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İsim cümlesi formunda gelen cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Soru manası olan mekân zarfı اَيْنَ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ izafeti, muahhar mübtedadır.
İstifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımayıp azarlama, kınama ve cahillikle suçlama manaları taşıdığı için cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.
شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ izafeti, kısaca izah ve muzâfı tahkir içindir.
Muahhar mübteda شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ için sıfat konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ , nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَان ’nin haberi olan تَزْعُمُونَ ‘nin, muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade eder.
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)
كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
نَحْشُرُهُمْ - جَم۪يعاً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
الَّذ۪ينَ ’lerin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
اَشْرَكُٓوا - شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
زعم fiili, dördü bu surede olmak üzere Kur’an’da 14 kere geçmiştir.
يَوْمَ kelimesini nasb eden âmil mahzuf olup, takdiri de وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ كَانَ كَيْتَ وَ كَيْتَ (Onları hep birden toplayacağımız gün, şöyle şöyle oldu) şeklindedir. Böylece bu ifade, korkutmada daha etkili olan müphem bir hal üzere kalsın diye açıkça zikredilmemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Aynı üsluptaki … نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ cümlesi, ثُمَّ ile muzâfun ileyhe atfedilmiştir. Bunun sebebi bu konuşmanın haşrdan çok sonra olduğunu ifade etme kastıdır ki bu üslup mücrimlerin başlarına gelecekleri beklemelerini daha şiddetli olarak ifade eder. Ayrıca bu esnada ihmal edildiklerini ifade eder ki bu da onları tahkir içindir. Ayrıca bu harf rütbe olarak da terahi ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
يَوْمَ (o gün) kelimesi gelecek gizli bir fiilin zarfıdır. O fiilin hazfedilmesi izahı ve beyanı için ibarenin yetersiz olduğunu zımnen bildirmek ve dinleyicilerin o gün vuku bulacak pek büyük afet ve belaları dinlemeye bile dayanamayacaklarına işaret etmek içindir.
Sanki şöyle söylenmiştir: O gün onların hepsini bir araya toplayacağız sonra da onlara söyleyeceklerimizi söyleyeceğiz. Öyle korkunç haller meydana gelecek ki onlar dil ile ifade edilemez. Diğer bir görüşe göre ise bu kelime kendisinden önce takdir edilen gizli bir fiilin mef’ûlüdür. Yani onları korkutup sakındırmak için kendilerini bir araya toplayacağımız günü hatırlat demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm,Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bir kişinin yapması istenen amel hakkındaki soru أيْنَ kelimesiyle sorulmuştur. Zamanı geldiğinde kişi bu fiili yapmazsa bu kelime kullanılır. Sanki soruyu soran kişi onun amelini bir yerde aramış ve bulamamıştır. Burada Allah Teâlâ muhatapları kendisinin ortağı olduğunu iddia ettikleri putları sormuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu soru Allah’ın yanında kendilerine şefaat edeceğini veya ihtiyaç anında kendilerine yardım edeceğini iddia ettikleri putlar dolayısıyla müşrikleri azarlamak kastıyladır. الزَّعْمُ; yalan söylemeye, hata yapmaya veya garipliği dolayısıyla sahibini suçlamaya meyilli bir zan demektir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
[Sonra Allah’a şirk koşanlara, “Nerede boş yere iddia ettiğiniz ortaklarınız diyeceğiz.”] buyruğundan maksat, bir soru değil, onları tehdit edip susturmaktır. Bu sorunun, “O ortakların kendileri nerede?” manasında olabileceği gibi “Onların size şefaat etmeleri ve sizin onlardan istifadeniz nerede?” manasında da olabilir. Her iki manaya göre de bu soru, ancak bir azarlama, bir tehdit ve onların umduklarından ümitsiz kalışlarını onlara iyice anlatmadır. Böylece bu, dünyada iken yollarının yanlış olduğuna dikkatlerini çekmedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)