اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُۜ اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَك۪يلاًۙ ٤٣
اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُۜ
Fiil cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir. رَاَيْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَنِ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اتَّخَذَ اِلٰهَهُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اتَّخَذَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلٰهَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
هَوٰيهُ mef’ûlun bih olup, mukadder fetha üzere mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّخَذَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَك۪يلاًۙ
Cümle, اَرَاَيْتَ ’nin ikinci mef’ûlü bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir. فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Munfasıl zamir اَنْتَ mübteda olarak mahallen merfûdur. تَكُونُ عَلَيْهِ وَك۪يلاً cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُونُ nakıs, damme ile merfû muzari fiildir. تَكُونُ ’nün ismi müstetir olup takdiri هى ’dir. عَلَيْهِ car mecruru وَك۪يلاً ’e mütealliktir. وَك۪يلاً kelimesi تَكُونُ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُۜ اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَك۪يلاًۙ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen kınama ve taaccüp amacı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
اَرَاَيْتَكُمْ , dikkat çekme tabirlerinden biridir. اَرَاَيْتَ ve benzerlerindeki تَ zamiri faildir.
اَرَاَيْتَ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنِ ‘in sılası اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mef’ûlün, ism-i mevsûlle ifade edilmesi sonraki habere dikkat çekmek ve tahkir içindir.
اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَك۪يلاًۙ cümlesi, اَرَاَيْتَ ’nin ikinci mef’ûlüdür. Cümlenin başındaki hemze inkâri istifham harfi, فَ , tezyin için gelmiş zaid harftir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifhâm-ı inkârî üslubu, hoşa gitmeyen bir şeyin, öyle olmaması gerektiğini soru sormak yoluyla muhataba anlatmak ve soru sormak yoluyla muhatabın yanlış davranışını kendisine sorgulatmak gayesiyle kullanılır.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen inkarî mana murad edildiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır. اَنْتَ müsnedün ileyh, Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi تَكُونُ عَلَيْهِ وَك۪يلاً , müsneddir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur عَلَيْهِ , ihtimam için amili olan وَك۪يلاً ’e takdim edilmiştir.
كَانَ ‘nin haberi olan وَك۪يلاً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
Birinci istifham takrir ve şaşma içindir, ikincisi ise inkâr içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
[Hevâ ve hevesi ile ilâhını edinen kimseyi gördün mü?] anlamındadır. Bu durumda cer edatı olan ب hazf edilmiş olmaktadır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
İkinci mef’ûlün öne alınması ona önem verildiği içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t- Te’vîl)
اَرَاَيْتَ ifadesi, hem bildirmek (ilâm) hem de soru için uygun olan bir ifadedir. Burada ise niteliği ve vasfı böyle böyle olan bir kimsenin cehaletine karşı duyulan şaşkınlığı dile getirmek (teaccüp) için gelmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اَرَاَيْتَ sözündeki fiil ister ‘görmek’, ister ‘bilmek’ manasında olsun, رَاَى fiilinin başına istifham hemzesi gelmiştir. Çünkü ilmen görmekte, kalple görülen şeyin neredeyse gözle görülür gibi zuhur ve inkişaf ettiği manası vardır. Burada soru ru’yetin üzerinde gerçekleştiği şeyin hakikati hakkındadır. بصائر 'in (idrakin) gördüğü şey, بصار 'ın (gözün) gördüğü şeye ilave olur.(Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.72)
اَرَاَيْتَكَ , dikkat çekme tabirlerinden biridir. اَرَاَيْتَ ve benzerlerindeki تَ zamiri faildir. ك ise Basra ekolüne göre ت ’nin anlamını tekid eden bir hitap harfidir ve îrabdan mahalli yoktur. Tekidin sebebi, muhatabın gafletinin derinliğini vurgulamaktır. Aynı uyuyan kimseyi sarsmak gibi. Çünkü derin uykuya dalmış olan kişi hem elle hem de dille uyandırılır. Bu ayette رَاَيْتُمْ kelimesinin sonuna eklenen ك - كُمْ zamiri hazf edilmiştir. Zira kendisinden önce hitabın tekidini gerektirecek herhangi bir gafletle ilgili bir söz geçmemiştir. Böylece onların sarsılması ve tenbih (uyarılması) sadece azabın hatırlatılmasıyla gerçekleşmiştir. (Dr. Mustafa Kayapınar, Belâgatta Talebî İnşâ)
اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ [Kötü duygularını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü?] cümlesi, muhatabı hayrete düşürmeyi ifade eder. Burada, hayret edilen şeye itina gösterildiği için, ikinci tümleç birincisinden önce söylenmiştir. Aslı şöyledir: إتَّخَذَ هَويهُ إلهاً لَهُ (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
هَوٰي ; nefsin kendiliğinden yöneldiği istek ve arzusu, soyut isteğidir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Bu istifhamda, onların imana gelmelerinden ümit kesme manası vardır. Ayrıca Peygamberin, onların haline üzülmemesine ve onların kendi menfaatlerini bilmemede, ileriyi görememede hayvanlar gibi olduklarına işaret vardır. (Sahip Aktaş, Kur’an’da İstifhâm Üslûbu)
Sayfadaki bütün ayetler fethalı kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir.