Furkan Sûresi 42. Ayet

اِنْ كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ اٰلِهَتِنَا لَوْلَٓا اَنْ صَبَرْنَا عَلَيْهَاۜ وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ح۪ينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ مَنْ اَضَلُّ سَب۪يلاً  ٤٢

Onlar seni görünce ancak eğlenceye alırlar. “Allah’ın peygamber olarak gönderdiği adam bu mu? Biz, ilâhlarımıza sımsıkı sarılmasaydık neredeyse bizi ilâhlarımızdan uzaklaştıracaktı” (derler.) Onlar yakında azabı gördükleri zaman, yolca kimin daha sapık olduğunu görecekler.  (41 - 42. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنْ
2 كَادَ nerdeyse ك و د
3 لَيُضِلُّنَا bizi saptıracaktı (diyorlar) ض ل ل
4 عَنْ -dan
5 الِهَتِنَا ilahlarımız ا ل ه
6 لَوْلَا eğer etmeseydik
7 أَنْ
8 صَبَرْنَا biz kararlılık ص ب ر
9 عَلَيْهَا onda
10 وَسَوْفَ ve yakında
11 يَعْلَمُونَ bileceklerdir ع ل م
12 حِينَ zaman ح ي ن
13 يَرَوْنَ gördükleri ر ا ي
14 الْعَذَابَ azabı ع ذ ب
15 مَنْ kimin
16 أَضَلُّ sapık olduğunu ض ل ل
17 سَبِيلًا yolunun س ب ل
 
Mekkeli putperestlerin ileri gelenleri, bâtıl inançlarını sürdürmekle yetinmeyip bütün cahiller, cahil oldukları kadar küstah da olan kötü karakterli insanlar gibi onlar da Hz. Peygamber’in kendilerine yönelttiği davetin, ortaya koyduğu inanç ilkelerinin ve hayat sisteminin içeriği, anlamı ve değeri üzerine düşünecekleri yerde, sırf ilkellik ve bağnazlıklarından, inat ve inkârlarından dolayı güya onu önder ve rehber olacak nitelikte görmediklerini ileri sürerek alaya alırlardı. Çünkü –önceki âyetlerde de geçtiği gibi– onlar, peygamber olan birinin yanında meleklerin bulunması, kendilerine Allah’ı göstermesi gibi olağan üstü işaretler ortaya koyması gerektiğini ileri sürerlerdi. Oysa, 42. âyette aktarılan kendi ifadelerinden anlaşıldığına göre onlar elleriyle yaptıkları putlara bağlılığı gerçek din sayacak, bunlardan kurtarılmanın kendileri için felâket olduğunu düşünecek kadar da aptalca ve sapkın bir zihniyete sahiplerdi (Râzî, XXIV, 85). Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 127
 

اِنْ كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ اٰلِهَتِنَا 

 

İsim cümlesidir. اِنْ  tekid ifade eden muhaffefe  اِنَّ ’dir. İsmi olan şan zamiri mahzuftur. Takdiri,  إنه  şeklindedir. كَادَ  ile başlayan isim cümlesi,  اِنْ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

كَادَ  mukarebe fiillerinden olup nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.  

كَادَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هو ’dir.

لَ  harfi,  اِنْ ‘in muhaffefe  اِنَّ  olduğuna delalet eden lam-ı farikadır.  يُضِلُّنَا  cümlesi,  كَادَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.

يُضِلُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mütekellim zamir  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنْ اٰلِهَتِنَا  car mecruru  يُضِلُّنَا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Mukârebe (Yaklaşma) Fiilleri: Mübteda ve haberin başına gelerek nakıs fiiller gibi isim cümlesinin mübtedasını ismi, haberini ise haberi yaparlar. İsmini ref, haberini nasb ederler. Haberleri daima muzari fiil ile başlar. Bu fiiller -e yazdı, az kalsın … , neredeyse … , -mek üzereydi gibi manalara gelir. Bu fiillerden Kur’an’da sadece  كَادَ ’nin kullanımına rastlanılmıştır.  كَادَ  fiili tam fiil olarak da kullanılır. Bu durumda peşinden muzari fiil gelmez ve gerçek anlamı olan “tuzak kurdu, hile yaptı, aldattı” manalarına gelir. Bu şekilde geldiğinde normal fiil gibi amel eder. Yani fail ve meful alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَ  harfi, اِنَّ ’den hafifletilen  اِنْ ’in diğer  اِنْ ’ lerden ayırt edilmesi için, haberinin başına getirilen farika (ayırt edici) lamdır.

Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir.

Müzekkerine > zamiruş şan (هُوَ – هُ) Müennesine > zamirul kıssa (هِيَ – هَا)

Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. İş zamirleri 3’e ayrılır: Munfasıl (ayrı iş zamirleri >هُوَ – هِيَ) mübteda olarak kullanılır. Muttasıl (bitişik iş zamirleri >ىهُ – هَا) huruf-u müşebbehe bil fiil veya efali kulûb ile kullanılır. Mahzuf iş zamiri (hazfolmuş iş zamiri)  كَأَنَّ ، أَنَّ ، إنَّ ‘nin muhaffefleri olan كَأَنْ , أَنْ , إِنْ ’den sonra hazfedilmiş olarak gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُضِلُّنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  ضلٌَ ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

 لَوْلَٓا اَنْ صَبَرْنَا عَلَيْهَاۜ

 

لَوْلَٓا  cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için  هلا  yani “Değil mi?” manasındadır. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri;  لصرفنا عنها (Bizi onlardan uzaklaştıracaktı) şeklindedir. 

İsim cümlesidir. اَنْ  masdariyyedir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mübteda olarak mahallen merfûdur. Haberi mahzuftur. Takdiri, موجود  şeklindedir.

صَبَرْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهَا  car mecruru  صَبَرْنَا  fiiline mütealliktir.

لَوْلَٓا  şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye: olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi) 


وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ح۪ينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ مَنْ اَضَلُّ سَب۪يلاً

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  سَوْفَ  gelecek zamana işaret eder. يَعْلَمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  

ح۪ينَ  zaman zarfı  يَعْلَمُونَ  fiiline mütealliktir. يَرَوْنَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يَرَوْنَ  fiili  نَ ’un sübutuyla mahzuf elif üzere merfû muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  الْعَذَابَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مَنْ اَضَلُّ  cümlesi, amili  يَرَوْنَ ’nin mef’ûlü bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. مَنْ  istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur.  اَضَلُّ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. سَب۪يلاً  temyiz olup fetha ile mansubdur.

سَوْفَ ; Alimler bu edatı tesvif/erteleme diye isimlendirmişlerdir. Vaat veya tehdit bulunan yani istenen veya hoşlanılmayan bir fiile delalet eden bir muzari fiilin  başına geldiklerinde tekid/vurgu olurlar.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:

1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَضَلُّ ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


لَوْلَٓا  cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için  هلا  yani “Değil mi?” manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  
لَوْلَٓا  cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için  هلا  yani “Değil mi?” manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  
لَوْلَٓا  cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için  هلا  yani “Değil mi?” manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  
لَوْلَٓا  cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için  هلا  yani “Değil mi?” manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  
لَوْلَٓا  cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için  هلا  yani “Değil mi?” manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  
 

اِنْ كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ اٰلِهَتِنَا 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Kâfirlerin sözlerinin devamıdır.

اِنْ , tahfif edilmiş  اِنّ ’dir. Nakıs fiil  كَاد  ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَيُضِلُّنَا عَنْ اٰلِهَتِنَا  cümlesi, كَاد ’nin haberidir. Cümleye dahil olan lam,  اِنْ ’in muhaffefe olduğuna işaret eden lam-ı farikadır.

Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetin başındaki harf  اِنَّ ’den hafifletilen  اِنْ ’dir.  لَيُضِلُّنَا  kelimesinin başındaki  لَ  da  كَادَ ’nin başındaki  اِنْ ’in şartiyye ve olumsuzluk için olmadığını, bunun  اِنَّ ’den hafifletilmiş olduğunu gösteren lamdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


لَوْلَٓا اَنْ صَبَرْنَا عَلَيْهَاۜ

 

Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte لَوْلَا , gayr-i cazim şart edatıdır. لَوْلَٓا اَنْ صَبَرْنَا عَلَيْهَا  şeklindeki şart cümlesi, isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. 

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  صَبَرْنَا عَلَيْهَا  cümlesi, masdar teviliyle mübteda konumundadır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübtedanın takdiri  موجود (Mevcuttur.) olan haberi mahzuftur.

لَوْلَٓا ’nın, takdiri  لصرفنا عنها (Bizi onlardan uzaklaştıracaktı) olan cevabı, öncesinin delaletiyle mahzuftur. 

Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

لَوْلَٓا  şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye: olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Onların bu sözleri, Hz. Peygamberin (s.a.v) onları, putlara tapmaktan alıkoyma, vazgeçirme hususunda ne denli çalıştığına delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

لَوْلَٓا (…masaydık) ifadesi Nahiv ilmi açısından değil ama mana bakımından mutlak hükmü sınırlandırmaktadır.  وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ [Öğrenecekler] ifadesi bir tehdit ve verilen mühlet ne kadar uzarsa uzasın ondan kurtulamayacaklarını, azabın mutlaka gelip onları bulacağını, dolayısıyla ertelemeye aldanmamaları gerektiğinin bir delilidir. “Kimin yanlış yolda gittiğini” ifadesi “bizi saptırmasına ramak kalmıştı” sözlerine bir cevap gibidir; çünkü o ifadede, ancak kendisi sapıtmış olanın bir başkasını saptıracağı hakikati çerçevesinde, Peygambere (s.a.v) sapkınlık nispet edilmektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


 وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ح۪ينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ مَنْ اَضَلُّ سَب۪يلاً

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Cümle vaîd siyakında olduğu için istikbal harfi  سَوْفَ  tekid ifade etmiştir. 

Zaman zarfı  ح۪ينَ ’nin müteallakı  يَعْلَمُونَ  fiilidir. Muzâfun ileyh konumundaki  يَرَوْنَ الْعَذَابَ مَنْ اَضَلُّ سَب۪يلاً  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَرَوْنَ الْعَذَابَ  ibaresinde istiare sanatı vardır. يَرَوْنَ  fiili anlamak manasında müstear olmuştur. Zikredilen rüyet, kastedilen ise idraktir. Çünkü azap görülmez, onun etkisi hissedilir. Manevi, akli ve görünmez olan bir durum, gözle görülen, bir şey menziline konulmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

مَنْ اَضَلُّ سَب۪يلاً  cümlesi,  يَعْلَمُونَ  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Istifham ismi  مَنْ  mübteda, اَضَلُّ سَب۪يلاً , müsneddir. 

Istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tehdit ve tevbih kastı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

اَضَلُّ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.

سَب۪يلاً , temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren ıtnabdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır. 

Tesvif harfi  سَوْفَ ’den murad; tekiddir. Çünkü iki tesvif harfi de - قَدْ  harfinin mazi fiili tekidi gibi - müstakbel manayı tekid eder. Gelecekte muhakkak bileceklerini ifade eder. Şu an için bilene gelince bunun gerçek olduğuna güveninden kinayedir. Onlar batıldadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr,Araf Suresi, 123)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ح۪ينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ مَنْ اَضَلُّ سَب۪يلاً [İleride azabı gördükleri zaman yolca kimin daha sapkın olduğunu bilecekler] cümlesi de “Neredeyse bizi gerçekten saptıracaktı.” sözlerine cevaptır. Çünkü bu, ondan gerekeni ve onu lâzım kılanı bertaraf etmektedir. Bunda onlara mühlet verse de ihmal etmeyeceğine delil vardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîlİ; Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)