قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَداً ١١٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | إِنَّمَا | şüphesiz |
|
| 3 | أَنَا | ben de |
|
| 4 | بَشَرٌ | bir insanım |
|
| 5 | مِثْلُكُمْ | sizin gibi |
|
| 6 | يُوحَىٰ | vahyolunuyor |
|
| 7 | إِلَيَّ | bana |
|
| 8 | أَنَّمَا | şüphesiz |
|
| 9 | إِلَٰهُكُمْ | vallahi |
|
| 10 | إِلَٰهٌ | ilahlarımız |
|
| 11 | وَاحِدٌ | bir tek |
|
| 12 | فَمَنْ | o halde kim |
|
| 13 | كَانَ | ise |
|
| 14 | يَرْجُو | arzu eder |
|
| 15 | لِقَاءَ | kavuşmayı |
|
| 16 | رَبِّهِ | Rabbine |
|
| 17 | فَلْيَعْمَلْ | yapsın |
|
| 18 | عَمَلًا | iş(ler) |
|
| 19 | صَالِحًا | iyi |
|
| 20 | وَلَا | ve asla |
|
| 21 | يُشْرِكْ | ortak etmesin |
|
| 22 | بِعِبَادَةِ | (yaptığı) ibadete |
|
| 23 | رَبِّهِ | Rabbine |
|
| 24 | أَحَدًا | (hiç) kimseyi |
|
قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli, اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ ‘dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّـمَٓا , kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
İsim cümlesidir. Mütekellim zamir اَنَا۬ mübteda olarak mahallen merfûdur. بَشَرٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. مِثْلُكُمْ kelimesi بَشَرٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يُوحٰٓى اِلَيَّ cümlesi, mübteda اَنَا۬ ‘nin ikinci haberidir.
يُوحٰٓى elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. اَنَّـمَٓا ve masdar-ı müevvel naib-i fail olarak mahallen merfûdur. Takdiri; يوحى إليّ وحدانية الله (Bana Allah’ın vahdaniyeti vahyolunuyor) şeklindedir. اِلَيَّ car mecruru يُوحٰٓى fiiline mütealliktir.
اَنَّـمَٓا , kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اَنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
اِلٰهُكُمْ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلٰهٌ haber olup damme ile merfûdur. وَاحِدٌ kelimesi اِلٰهٌ ‘nin sıfatı olup damme ile merfûdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şekindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُوحٰٓى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً
فَ istînâfiyyedir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur.
Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كَانَ ‘nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. Mahallen meczumdur.
كَانَ ‘nin ismi müstetir olup takdiri هو ‘dir. يَرْجُوا cümlesi, كَانَ ‘nin haberi olarak mahallen mansubdur.
يَرْجُوا fiili و üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. لِقَٓاءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّه۪ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لْ emir lamıdır. يَعْمَلْ sükun ile meczum muzari fildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَمَلاً mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. صَالِحاً kelimesi عَمَلاً ‘nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna veya geçmişte mûtat olarak yapılan ve âdet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’an’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
صَالِحاً ; sülâsî mücerredi صلح olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَداً
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. يُشْرِكْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. بِعِبَادَةِ car mecruru يُشْرِكْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّه۪ٓ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَحَداً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ve matufun aleyh arasında irab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُشْرِكْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi شرك ’dir.
قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir. Hz. Peygamber’e emirle gelmiştir.
Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Ayetin başında قُلْ emrinin bulunması mekulü’l-kavlin Allah katında bir önemi ve şanı bulunduğuna işaret eder.
Fasılla gelen ayetin ilk cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle اِنَّـمَٓا kasr edatıyla tekid edilmiştir. اَنَا۬ mübteda, بَشَرٌ haberdir.
Kasr, mübteda ve haber arasındadır. اَنَا۬ mevsûf/maksûr, بَشَرٌ sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Mevsuf, sıfata hasredilmiştir. Kasr izafîdir. Peygamber Efendimiz, sadece beşer olmaya kasredilmiştir. Diğer sıfatlar yok sayılarak mübalağa yapılmıştır.
اِنَّمَا ile yapılan kasrlarda muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur, ya da bu konuma konulmuştur. Muhatabın inkâr ettiği durumlarda, inkâr etmiyormuş menzilesine konarak اِنَّمَا ile kasr yapılır. Böylece tariz yoluyla başka bir maksat için gelmiş olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مِثْلُكُمْ izafeti بَشَرٌ için sıfattır. Sıfat, mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
إنَّما أنا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ şeklindeki hasr, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır, izafidir, kasr-ı kalptir. Yani ben ancak bir beşerim, gaybın bilgisi ise beşeriyeti aşar demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Kendisine vahyedilenin ve ne için gönderildiğine dair en önemli şey, Allah'ın birliği (tevhidi) ve Cenab-ı Allah'a kavuşurken selamette olduğu şeylere dahil edilmiştir. (idmâc yapılmıştır.) Bu yüzden surenin başındaki لِيُنْذِرَ بَأْسًا شَدِيدًا مِن لَدُنْهُ (Kehf/2) ayetinden إنْ يَقُولُونَ إلّا كَذِبًا (Kehf/5) ayetine kadar olan bölüm ile aralarında reddü'l acüz ale’s-sadr vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ cümlesi, اَنَا۬ için ikinci haberdir. Bu cümlenin beyanî istînâf olması da caizdir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يُوحٰٓى fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kasr edatı اَنَّـمَٓا ’nın dahil olduğu اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ cümlesi, masdar teviliyle يُوحٰٓى fiilinin naib-i failidir.
Mübteda ve haberden müteşekkil masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اَنَّـمَٓا hasr içindir. Bu hasr, izafî olup kasr-ı kalptir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ ifadesi Allah bana ilâhın bir olduğunu ve bu sıfatta ortağı olmadığını vahyediyor demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَنَّـمَٓا ‘daki مَٓا , kaffe ve mekfufe olduğu halde masdariyye olmaktan çıkmamıştır. (https://tafsir.app/aljadwal/18/110 )
وَاحِدٌ kelimesi اِلٰهٌ için sıfattır. Sıfat, mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِلٰهُ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bazı alimlere göre اَنَّـمَٓا bu ayette kasr edatıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayette اَنَا۬ ile kastedilen Resul'ün (s.a.v), cümlenin kalan kısmına tahsis edilmesidir. Yani onlar gibi beşer olmasına rağmen ona, ilâhlarının tek bir ilâh olduğunun vahyedildiğidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)
Zemahşerî, Beyzâvî gibi bazı alimlere göre اَنَّـمَٓا da اِنًَـمَٓا gibi kasr ifade eder. Çünkü onun benzeridir.
اَنَّـمَٓا daki مَا harfi, tekid için gelmiş zâid bir harftir. Bu ayetten maksat bana vahyedileni, ‘sizin ilâhınız sadece tek bir ilâhtır’ manasına tahsis etmektir. Mana da şöyledir: İlâhi emirde bana emredilen şey; O’nun vahdaniyetinden başka birşey değildir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً
Şart üslubunda gelen terkipte فَ , istînâfiyyedir.
Şart cümlesi olan مَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ , isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. Şart ismi مَنِ , mübtedadır.
Haber konumundaki كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ cümlesi, nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ ’nin haberi olan يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ ‘nin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
كَان ’nin haberi muzari olduğunda, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemlere ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Vakafât, s. 103)
Veciz ifade kastına matuf لِقَٓاءَ رَبِّه۪ izafetinde Rab isminin muzaf olmasıyla ه۪ zamirinin aid olduğu Rabbine kavuşmayı uman kişi, yine Rab ismine muzaf olmasıyla لِقَٓاءَ , şan ve şeref kazanmıştır.
لِقَٓاءَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
لقيَ vuslat manasındadır. Vuslat Allah için muhaldir. Bu ifade ancak Allah'ın vereceği karşılığa hamledilir. Kevniyet alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
فَ karinesiyle gelen فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslûbunda talebî inşâî isnaddır.
عَمَلاً ’deki nekrelik nev, kesret ve tazim ifade eder.
صَالِحاً kelimesi mef’ûl olan عَمَلاً için sıfattır. Sıfat, mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
صَالِحاً ism-i fail kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
İsm-i fail kişinin elinde olan fiillerden yapılır. İrade dışında olan fiillerden ism-i fail yapılmaz. Bu tür fiilierin ism-i failini sıfat-ı müşebbehe üstlenir. (KSÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi 10 (2007) s. 55 - 90 Arapçada İsm-İ Fâil Ve İşlevleri Yrd.Doç.Dr. M.Akif Özdoğan)
Çünkü ism-i fail, sıfat-ı müşebbehe kalıbının aksine, sonradan oluşa delâlet eder. Sıfat-ı müşebbehe sübuta delalet eder. حسن kelimesi sübuta, حاسن kelimesi hudûsa delalet eder. İsm-i fail şimdiki zamana veya istikbale delalet eder. (Halidî, Vakafat s.47)
اِلٰهٌ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَعْمَلْ - عَمَلاً kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
بَشَرٌ - اِلٰهٌ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı, رَبِّ - اِلٰهٌ - يُوحٰٓى ve اِنَّـمَٓا - اَنَّـمَٓا gruplarındaki kelimeler arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
فَمَن كانَ يَرْجُو لِقاءَ رَبِّهِ cümlesi, tefrî’dir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَداً
Cümle atıf harfi وَ ‘la şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Ayrıca cümleler arasında lafzen ve manen ittifak mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. لَا ’nın nefy olması da muhtemeldir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَا يُشْرِكْ fiiline müteallik بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan اَحَداً ‘deki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi menfi siyakta nekre, selbin umumuna işaret eder.
Veciz ifade kastına matuf بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ izafetinde Rab isminin muzaf olmasıyla ه۪ zamirinin aid olduğu Rabbine kavuşmayı uman kişi, yine Rab ismine muzaf olmasıyla بِعِبَادَةِ , şan ve şeref kazanmıştır.
رَبِّه۪ٓ - اِلٰهُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَاحِدٌ - اَحَداً kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Kur'an-ı Kerim’in her suresinde olduğu gibi bu surenin de sona erişi hüsn-i intihâ sanatının güzel bir örneğini teşkil etmektedir.
Hüsn-i intihâ; mütekellimin sözünü makama ve girişe uygun güzel bir şekilde tamamlamasıdır. Kur'an’daki surelerin sonu bu sanatın en güzel örnekleridir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)
Surenin genelinde olduğu gibi, sayfadaki ayetler fethalı kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir.