Suretinde olmak, suretinde gözükmek, en faziletli, en iyi numune-i imtisal olan, en güzel örnek, en faziletli olan, misil, kadar, benzer, gibi, kat, aynısı, iki misil, iki kat, müsavi, numune, örnek, faydalı hikmet, doğru söz, acaip benzetme, emsal, heykel.
مُثُول kelimesinin asıl anlamı, dikilmek, ayağa kalkmak demektir. مُمَثَّل ise, başkası örnek alınarak düşünülen veya yapılan şey demektir. Bu anlamda مَثُلَ الشَّيْءُ dikildi ve şekillendi denilir. Yine bu manada Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurur:
مَنْ أَحَبَّ أَنْ يَمْثُلَ لَهُ الرِّجَالُ فَلْيَتَبَؤَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّار
İnsanların kendisi için ayakta dikilip durmasından hoşlanan kişi cehennemdeki yerine hazırlansın. تِمْثَال kelimesi, şekil verilen şey heykel veya büst, demektir. تَمَثَّلَ كَذَا Bir şeyin kılığına girmek, bir şeyi delil getirmek, bir şeyi düşündü, hayal etti, aklından geçirmek manasına gelir. مَثَل kelimesi, darbı mesel, örnek, atasözü diye aralarında benzerlik bulunan iki şeyden birinin diğeri için kullanılması demektir. مَثَل kelimesi, iki şekilde kullanılır:
Birincisi: Benzer, denk, aynı cinsten olan şey demektir. Bu tıpkı شِبْه ve شَبَه ile نِقْض ve نَقَض gibi. Bazıları ise bu kelime ile, bir şeyin özellikleri ifâde edilir, demişlerdir.
İkincisi: Bir şeyin herhangi bir manada diğerine benzemesini ifâde etmesi. Bu kelime, herhangi bir şekilde benzerlik manasını ifâde etmek için kullanılan sözcüklerin en genel olanıdır. Çünkü benzerlik ifâde eden نِدّ kelimesi, sadece özde, شِبْه kelimesi ise sadece nitelikte, مُسَاوِي kelimesi sadece nicelikte, شَكْل kelimesi, sadece değer ve yüzeydeki benzerlik için kullanılırken, مِثْل kelimesi ise daha geneldir ve tüm bu anlamlara gelmektedir. Bunun için Yüce Allah kendine benzerliği her yönden nefyetmek için özellikle مِثْل kelimesini kullanmış ve şöyle buyurmuş:
لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَيْءٌۚ
O’nun benzeri hiçbir şey yoktur (42/Şûrâ 11). Bu âyette, كَافْ harfi ve مِثْل kelimesinin birlikte kullanılması, olumsuzluğu pekiştirmek ve yüce Allah hakkında bu ikisinin de kullanılamayacağını uyarmak için olduğu söylenmiştir. لََيْسَ kelimesi ile ikisi de olumsuzlaştırılmıştır. Bazıları buradaki مِثْل kelimesi sıfat manasınadır, demişlerdir. Yani, onun sıfatının benzeri bir sıfat yoktur. Her ne kadar Yüce Allah insanlarda bulunan sıfatlarla sıfatlanıyorsa da bu sıfatlar Allah için insanlarda kullanılanlar gibi değiller. مِثََال kelimesi, iki benzerin birbiriyle karşılaştırılması veya bir şeyin yapılan bir işte örnek olarak konulması demektir.
مُثْلَة: Sözcüğü, birinin başına gelen ve başkasını caydırmak için örnek olarak verilen felaket demektir. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
Arabça’da “mesel” “misl” manasındadır. Buna da, “nazır”, yani benzer, eş denilir. Nasıl ki, شِبِهٌ٬ شِبْهٌ٬ شَبَهٌ denilirse, aynı şekilde مِثْلٌ٬ مَثََلٌ ve مَثِيلٌ de denilir. Buradan hareket edilerek, halk arasında yayılan ve biri öbürüne benzetilen sözlere mesel denilmiştir. Ancak bir sözün “mesel” olabilmesinin şartı, onda bazı bakımdan tuhaflık ve ilginçlerin bulunmasıdır. (Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir - Mefâtihu’l Gayb)
Arapça’da mesel (çoğulu emsâl) “benzemek, benzeri olmak” mânasındaki müsûl kökünden türemiş bir sıfat olup “benzeyen” demektir. Misl ve mesîl de aynı anlamda kullanılır. Mesel ayrıca “sıfat, vasıf, söz, ibret ve kıssa” mânalarına gelir. Râgıb el-İsfahânî meseli “açıklamak amacıyla benzeri hakkında söylenen söz” şeklinde tanımlamıştır (el-Müfredât, “ms̱l” md.). Etimolojisi konusunda başka görüşler de ileri sürülen meselin “örnek” anlamındaki misâlden, “dikilmek” anlamındaki müsûlden veya “benzeşmek” anlamındaki temâsülden türemiş olması da mümkündür (Ebû Hilâl el-Askerî, I, 11; Meydânî, I, 5-6). Bir meseli vârit olduğu aslî hale benzeyen yeni durum için söylemeye ve kullanmaya “darbü’l-mesel” (darbımesel) dendiği gibi açıklama ve pekiştirme amacıyla söz arasında mesel ve vecize zikretmeye de “irsâl-i mesel” adı verilir. (İsmail Durmuş, “Mesel”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 29 :293.)
“Mesel”; nâzir, yani benzer mânasındadır. Halk arasında ilk söylendiği zamanki şekliyle değişmeden dönüp dolaşan sözlere isim olarak kullanılmıştır. Sadece içerisinde garâbet ve taaccübe şayan nükteler bulunan sözlere “darb-ı mesel” denir. Darb-ı mesellerde pek değişme olmaz. Mesel bilâhare istiâre yoluyla, içerisinde acâiblik ve gariplik bulunan kıssa, hâl ve sıfat anlamında kullanılmıştır. Allah Teala’nın “Takva sahiplerine va’d olunan cennetin özelliği (şudur)… (er- Ra'd, 13/35) ve “En yüce sıfatlar Allah’a aittir.”(en- Nahl, 16/60) âyetlerindeki “mesel” kelimesi “içerisinde azamet ve yücelik bulunan sıfat” mânasını taşımaktadır. Temsil; kötüyü iyi, yabancıyı yakın, hayâlîyi hakiki, soyut olan somut bir şekilde takdîm etmektedir. Binâenalyh “mesel”den maksat; gizliyi açık olana ve görülmeyeni görülene benzetmektir. Bir takım hikmet ve gayelerle Allah Teala peygamberlere indirdiği kitaplarda çokça mesel zikretmiştir. İncil’de “ Sûretül-Emsal diye isimlendirilen bir sûre vardır. Kur’an-Kerim’de mesel ve ibretlerle dolu yüzlerce ayet bulunmaktadır. Aynı şekilde peygamberlerin, âlimlerin ve hikmet ehli kimselerin sözlerinde sayılamayacak kadar meseller vardır. (İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l Beyan Kur’an Meali ve Tefsiri , s. 227 /228.)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
مَثَلُهُمْ | Onların durumu |
|
|
كَمَثَلِ | durumu gibidir |
|
|
مِثْلِهِ | onun gibi |
|
|
مَثَلًا | bir örneği |
|
|
مَثَلًا | misalle |
|
|
مِثْلِهَا | benzerini |
|
|
مِثْلَ | benzerini |
|
|
مِثْلَ | benzerini |
|
|
بِمِثْلِ | gibi |
|
|
وَمَثَلُ | durumu |
|
|
كَمَثَلِ | haline benzer |
|
|
بِمِثْلِ | gibi |
|
|
مَثَلُ | durumu |
|
|
مِثْلُ | gibi |
|
|
مِثْلُ | aynı (yükümlülük var)dır |
|
|
مَثَلُ | durumu |
|
|
كَمَثَلِ | durumu gibidir |
|
|
فَمَثَلُهُ | öylesinin durumu |
|
|
كَمَثَلِ | benzer ki |
|
|
وَمَثَلُ | durumu da |
|
|
كَمَثَلِ | benzer |
|
|
مِثْلُ | gibidir |
|
|
مِثْلَيْهِمْ | kendilerinin iki katı |
|
|
مَثَلَ | durumu |
|
|
كَمَثَلِ | durumu gibidir |
|
|
مِثْلَ | benzerinin |
|
|
مَثَلُ | durumu |
|
|
كَمَثَلِ | benzer |
|
|
مِثْلُهُ | benzeri |
|
|
مِثْلَيْهَا | onun iki katını |
|
|
مِثْلُ | kadar |
|
|
مِثْلُهُمْ | onlar gibi olursunuz |
|
|
مِثْلُ | kadar (verilir) |
|
|
مِثْلَ | gibi |
|
|
وَمِثْلَهُ | ve onun bir katı daha |
|
|
مِثْلُ | dengi olan |
|
|
أَمْثَالُكُمْ | sizin gibi |
|
|
مِثْلَ | gibi |
|
|
مَثَلُهُ | benzeri |
|
|
مِثْلَ | aynısı |
|
|
أَمْثَالِهَا | o(getirdiği)nin |
|
|
مِثْلَهَا | onun dengi |
|
|
مِثْلُهُ | ona benzer |
|
|
فَمَثَلُهُ | onun durumu |
|
|
كَمَثَلِ | durumuna benzer |
|
|
مَثَلُ | durumu |
|
|
مَثَلًا | durumu |
|
|
أَمْثَالُكُمْ | sizler gibi |
|
|
مِثْلَ | gibisini |
|
|
مَثَلُ | örneği |
|
|
بِمِثْلِهَا | aynıyla |
|
|
مِثْلِهِ | onun benzeri |
|
|
مِثْلَ | benzerinden |
|
|
مِثْلِهِ | onun benzeri |
|
|
مَثَلُ | durumu |
|
|
مَثَلًا | durumları |
|
|
مِثْلَنَا | bizim gibi |
|
|
مِثْلُ | benzerinin |
|
|
الْمَثُلَاتُ | benzerleri |
|
|
مِثْلُهُ | bunun gibi |
|
|
الْأَمْثَالَ | misaller |
|
|
وَمِثْلَهُ | ve bir misli daha |
|
|
مَثَلُ | durumu |
|
|
مِثْلُنَا | bizim gibi |
|
|
مِثْلُكُمْ | sizin gibi |
|
|
مَثَلُ | durumu |
|
|
مَثَلًا | benzeri |
|
|
الْأَمْثَالَ | misallerle |
|
|
وَمَثَلُ | ve durumu da |
|
|
الْأَمْثَالَ | misallerle |
|
|
مَثَلُ | sıfatlar |
|
|
الْمَثَلُ | sıfatlar |
|
|
الْأَمْثَالَ | meseller |
|
|
مَثَلًا | misaliyle |
|
|
مَثَلًا | misaliyle |
|
|
مَثَلًا | misaliyle |
|
|
بِمِثْلِ | aynısını |
|
|
الْأَمْثَالَ | bezetmelerle |
|
|
بِمِثْلِ | bir benzerini |
|
|
بِمِثْلِهِ | onun benzerini |
|
|
مَثَلٍ | misali |
|
|
مِثْلَهُمْ | kendilerinin benzerini |
|
|
مَثَلًا | misal olarak |
|
|
مَثَلَ | misalini |
|
|
مَثَلٍ | misali |
|
|
بِمِثْلِهِ | bir o kadarını daha |
|
|
مِثْلُكُمْ | sizin gibi |
|
|
فَتَمَثَّلَ | göründü |
|
|
مِثْلِهِ | onun benzeri |
|
|
الْمُثْلَىٰ | örnek |
|
|
أَمْثَلُهُمْ | onların seçkinleri |
|
|
مِثْلُكُمْ | sizin gibi |
|
|
التَّمَاثِيلُ | heykeller |
|
|
وَمِثْلَهُمْ | ve bir katını daha |
|
|
بِمِثْلِ | dengiyle |
|
|
مَثَلٌ | bir temsil |
|
|
مِثْلُكُمْ | sizin gibi |
|
|
مِثْلُكُمْ | sizin gibi |
|
|
مِثْلَكُمْ | sizin gibi |
|
|
مِثْلِنَا | bizim gibi |
|
|
مِثْلَ | gibi |
|
|
لِمِثْلِهِ | böyle bir şeye |
|
|
وَمَثَلًا | ve bir temsil |
|
|
مَثَلُ | benzer |
|
|
الْأَمْثَالَ | benzetmelerle |
|
|
الْأَمْثَالَ | benzetmelerle |
|
|
بِمَثَلٍ | hiçbir misal |
|
|
الْأَمْثَالَ | misaller |
|
|
مِثْلُنَا | bizim gibi |
|
|
مِثْلُنَا | bizim gibi |
|
|
مِثْلَ | benzeri |
|
|
مِثْلَ | bir benzeri |
|
|
مَثَلُ | misali |
|
|
كَمَثَلِ | misali gibidir |
|
|
الْأَمْثَالُ | misalleri |
|
|
الْمَثَلُ | durum |
|
|
مَثَلًا | bir benzetmeyle |
|
|
مَثَلٍ | misali ile |
|
|
وَتَمَاثِيلَ | ve heykeller(den) |
|
|
مِثْلُ | gibi |
|
|
مَثَلًا | misal olarak |
|
|
مِثْلُنَا | bizim gibi |
|
|
مِثْلِهِ | onun gibi |
|
|
مَثَلًا | bir örnekle |
|
|
مِثْلَهُمْ | onların benzerlerini |
|
|
لِمِثْلِ | misli gibi |
|
|
وَمِثْلَهُمْ | ve bir eşini |
|
|
مَثَلٍ | temsili |
|
|
مَثَلًا | (şöyle bir) misalle |
|
|
مَثَلًا | ikisinin durumu |
|
|
وَمِثْلَهُ | ve bir misli daha |
|
|
مِثْلَ | mislinden |
|
|
مِثْلَ | gibi |
|
|
مِثْلَهَا | onun mislinden |
|
|
مِثْلُكُمْ | sizin gibi |
|
|
مِثْلَ | gibi |
|
|
كَمِثْلِهِ | O’na benzer |
|
|
مِثْلُهَا | yine onun gibi |
|
|
مَثَلُ | örneği |
|
|
مَثَلًا | benzer olarak |
|
|
وَمَثَلًا | ve örneği |
|
|
مَثَلًا | bir misal olarak |
|
|
مَثَلًا | örnek |
|
|
مِثْلِهِ | bunun benzerini |
|
|
أَمْثَالَهُمْ | onların durumlarını |
|
|
أَمْثَالُهَا | onun benzeri sonuçlar |
|
|
مَثَلُ | durumu (şudur) |
|
|
أَمْثَالَكُمْ | sizin gibi |
|
|
مَثَلُهُمْ | onların vasıfları |
|
|
وَمَثَلُهُمْ | ve vasıfları |
|
|
مِثْلَ | gibi |
|
|
مِثْلَ | gibi |
|
|
مِثْلِهِ | onun gibi |
|
|
كَأَمْثَالِ | gibi |
|
|
أَمْثَالَكُمْ | benzerlerinizi |
|
|
كَمَثَلِ | tıpkı şuna benzer |
|
|
كَمَثَلِ | durumu gibidir |
|
|
كَمَثَلِ | durumuna benzer |
|
|
الْأَمْثَالُ | misalleri |
|
|
مِثْلَ | mislini |
|
|
مَثَلُ | durumu |
|
|
كَمَثَلِ | durumu gibidir |
|
|
مَثَلُ | durumu |
|
|
مِثْلَهُنَّ | onların benzerini |
|
|
مَثَلًا | misal ile |
|
|
مَثَلًا | misal ile |
|
|
مَثَلًا | misalle |
|
|
أَمْثَالَهُمْ | onların benzerleriyle |
|
|
مِثْلُهَا | onun eşi |