وَمَثَلُ الَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمُ ابْتِغَٓاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ وَتَثْب۪يتاً مِنْ اَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ اَصَابَهَا وَابِلٌ فَاٰتَتْ اُكُلَهَا ضِعْفَيْنِۚ فَاِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ٢٦٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَثَلُ | durumu da |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimselerin |
|
| 3 | يُنْفِقُونَ | infak eden |
|
| 4 | أَمْوَالَهُمُ | mallarını |
|
| 5 | ابْتِغَاءَ | kazanmak |
|
| 6 | مَرْضَاتِ | rızasını |
|
| 7 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 8 | وَتَثْبِيتًا | ve kökleştirmek için |
|
| 9 | مِنْ |
|
|
| 10 | أَنْفُسِهِمْ | kendilerindekini (imanı) |
|
| 11 | كَمَثَلِ | benzer |
|
| 12 | جَنَّةٍ | bir bahçeye |
|
| 13 | بِرَبْوَةٍ | tepe üzerinde bulunan |
|
| 14 | أَصَابَهَا | değince |
|
| 15 | وَابِلٌ | bol yağmur |
|
| 16 | فَاتَتْ | veren |
|
| 17 | أُكُلَهَا | ürününü |
|
| 18 | ضِعْفَيْنِ | iki kat |
|
| 19 | فَإِنْ | eğer |
|
| 20 | لَمْ |
|
|
| 21 | يُصِبْهَا | değmese bile |
|
| 22 | وَابِلٌ | yağmur |
|
| 23 | فَطَلٌّ | çisinti olur |
|
| 24 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 25 | بِمَا | şeyleri |
|
| 26 | تَعْمَلُونَ | yaptıklarınız |
|
| 27 | بَصِيرٌ | görmektedir |
|
“Meyveyi iki misli vermek” ifadesini ,zor zamanlarda infak edenlere iki kat ecir vardır şeklinde de okuyabiliriz.
Hadid suresi 10.ayet de bunu destekler niteliktedir.Fetihten önce harcayanlarla,sonra harcayanların derecesinin bir olmadığını söyler…
“Size ne oluyor da, Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? Hâlbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. İçinizden, fetihten (Mekke fethinden) önce harcayanlar ve savaşanlar, (diğerleri ile) bir değildir. Onların derecesi, sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah, hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
Kuranda;
Vallahu bima tamelune basir
Vallahu habirun bima tamelun
Vallahu basirun bima tamelun
Vallahu habirun bima yamelun
ifadelerini tekraren görürsünüz..Kalple ilgili hususlarda yani takva,samimiyet,iman dan bahsediliyorsa önce Allahın basir (görücü) veya habir (haberdar) olduğu önce sizin yaptıklarınız ve amelleriniz sonra gelir. Fiiliyat ile ilgili hususlarda, infak, sadaka, hicret, savaş vb. de önce yaptıklarımız ve amellerimiz gelir aynı bu ayetteki gibi “bima teamelune basir”
وَمَثَلُ الَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمُ ابْتِغَٓاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ وَتَثْب۪يتاً مِنْ اَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ اَصَابَهَا وَابِلٌ فَاٰتَتْ اُكُلَهَا ضِعْفَيْنِۚ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَثَلُ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Cemi müzekker has ism-i mevsûl ٱلَّذِینَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası یُنفِقُونَ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. یُنفِقُونَ fiili نَ ’ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَمْوَالَهُمُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ٱبۡتِغَاۤءَ sebebiyet bildiren mef’ûlün lieclih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. مَرۡضَاتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
تَثْب۪يتاً atıf harfi وَ ile ٱبۡتِغَاۤءَ ’ ye matuftur. مِّنۡ أَنفُسِ car mecruru تَثْب۪يتاً ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir. Takdiri; تثبيتا كائنا من أنفسهم (Kendi nefislerinde sabitliyerek) şeklindedir. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
كَ harfi مِثْلِ (gibi) manasındadır. كَمَثَلِ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. جَنَّةِۭ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. بِرَبۡوَةٍ car mecruru جَنَّةِۭ’ nin mahzuf sıfatına mütealliktir.أَصَابَهَا cümlesi, جَنَّةِۭ ‘ in sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
أَصَابَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur. وَابِلٌ fail olup damme ile merfûdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتَتْ fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzerine mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’ dir. أُكُلَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ضِعۡفَیۡنِ hal olup olup, müsenna olduğu için nasb alameti یۡ ‘ dir. İkinci mef’ûlun bih mahzuftur. Takdiri; صاحبها şeklindedir.
مِّنۡ أَنفُسِهِمۡ ifadesindeki مِنْ, birinci yoruma göre tebîz (kısmîlik) ifade eder. Bu durumda bu harf tıpkı هَزَّ مِنْ عِطْفِهِ [bir tarafı titredi] ve حَرَكَ مِنْ نَشَاطِهِ [canlılığını kısmen harekete geçirdi] ifadelerindeki مِنْ gibidir. İkinci yoruma göre ise, ibtidaiyyedir, başlangıç / kaynak ifade eder ki حَسَدًا مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِهِمْ [hasetlerinden dolayı (Bakara 2/109)] ayetinde bunun bir örneği söz konusudur. Ayrıca anlamın, تَثْبِيتًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ عِنْدَ الْمُؤْمِن۪ينَ [kendilerini müminlere ihlaslı gerçek birer mümin olarak göstermek için] şeklinde olması da mümkündür. Mücâhid b. Cebr ’in [v.103/721] bu ifadeyi, تَبْيِينًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ kendilerinden bir beyan olmak üzere] şeklinde okumuş olması bu manayı teyit eder. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi ’t - Te’vîl)
Şayet مِنْ ’ in tebyîd (kısmîlik) ifade etmesi ne manaya gelir?” dersen, şöyle derim: Bunun manası şudur: Allah rızası için malından harcama yapan kimse, nefsinin bir kısmını sabit kılmış olur; hem malını hem canını veren ise nefsinin tamamını sabit kılmış olur. Bu durum وَتُجَاهِدُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْۜ [Siz Allah ve Resûlüne iman edersiniz; mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz.” [Saff 61/11] ayetinde de ifade edilmiştir.(Zemahşeri,K eşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi ’t - Te’vîl)
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubtur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.
Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette ilki fiil cümlesi, ikincisi müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
یُنفِقُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نفق ’ dır.
أَصَابَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صوب ‘ dir.
اٰتَتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ‘ dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
ضِعۡفَیۡنِ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّۜ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمۡ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
یُصِبۡ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. وَابِلٌ fail olup damme ile merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
طَلٌّۜ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri; مصيبها (Musibeti) veya الذي يصيبها (İsabet eden şey) şeklindedir.
يُصِبْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صوب ‘dir.
وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ٱللَّهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harfi ceriyle بَصِیرٌ ’ e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تَعْمَلُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تَعْمَلُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.
بَصِیرٌ haber olup damme ile merfûdur.
بَصِیرٌ ; sıfat-ı müşebbehedir.
Ayet, önceki ayetteki …فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. İki cümle arasında mukabele sanatı oluşmuştur.
Sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan مَثَلُ الَّذ۪ينَ ’ nin haberi mahzuftur. Teşbih harfinin dahil olduğu car mecrur كَمَثَلِ bu mahzuf habere mütealliktir.
الَّذ۪ينَ ‘ nin sıla cümlesi olan يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمُ ابْتِغَٓاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ وَتَثْب۪يتاً مِنْ اَنْفُسِهِمْ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mef’ûl-ü lieclih olan ابْتِغَٓاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ ibaresi izafet şeklinde gelerek az sözle çok anlam ifade etmiştir. Ayrıca bu izafette lafza-i celâle muzâf olan ٱبۡتِغَاۤءَ - مَرۡضَاتِ kelimeleri şan ve şeref kazanmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
مِنْ اَنْفُسِهِمْ car mecruru تَثْب۪يتاً ‘ in mahzuf sıfatına mütealliktir. Takdiri, تثبيتا كائنا من أنفسهم (Kendi nefislerinde sabitleyerek) şeklindedir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. تَثْب۪يتاً , muzaf konumundaki ابْتِغَٓاءَ ‘ ye matuftur. Cihet-i camia tezayüftür.
كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ اَصَابَهَا وَابِلٌ ifadesi mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
بِرَبْوَةٍ car mecruru جَنَّةٍ ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
اَصَابَهَا وَابِلٌ cümlesi, جَنَّةٍ ‘ nin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
فَاٰتَتْ اُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ cümlesi atıf harfi فَ ile اَصَابَهَا وَابِلٌ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mef’ûl konumundaki أُكُلَهَا ’ nın hali olan ضِعۡفَیۡنِ , anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
جَنَّةٍ ’ deki tenvin nev, وَابِلٌ ’ daki tenvin ise tazim ve kesret ifade eder.
تَثْب۪يتاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
تَثْب۪يتاً kelimesinde istiare vardır. Nefsin alıştırılması, eğitilmesi anlamında müstear olmuştur. Nefsimiz, kaygan bir zemin gibidir. İmanımızı kuvvetlendirmek, istikametten kaymamak için kuvvetlenmesi gereklidir.
فَاٰتَتْ fiili انبت manasında kullanılmıştır. İstiare vardır. انبت [yetişme] fiili, اتي [verme] fiiline benzetilmiştir. Vech-i şebeh, her ikisinde mevcut olan bir şeyi sunma, arz etmedir. Tasrihî istiaredir.
Bahçe / gönül, verimli / imanlı olunca yağmur bol da olsa az da olsa ürününü verir. Ayette ifade edilen amaçla yapılan infak da Allah katında bereketli olur. Mükafatı kişinin hallerine göre değişir, ama hiç bir zaman zayi olmaz.
Ayette Allah’ın rızasını gözeterek, nefislerindeki imanı sabitlemek için infak edenlerin hali, yüksek bir tepede az ya da çok yağmurla bol bol ürün veren bahçeye benzetilmiştir. İnfak eden müşebbeh, bahçe müşebbehün bihtir. Taraflar mürekkeb, vech-i şebeh aklî olduğu için temsilî teşbihtir. Teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredilmediği için mücmeldir.
مَثَلِ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Nefis ne kadar serbest bırakılırsa o kadar şımarır. Sonuçta tembelliğe, cimriliğe alışır. Mala düşkün olur, hayır yerlere sarf etmez. Oysa nefse, bedenî ve malî ibadetleri yükleyip ve çeşitli görevler verildiği takdirde, boyun eğer ve daha önceki bu alışkanlıklarından vazgeçer. Ayetteki (tespit) ”kökleştirip sağlamlaştırmak" anlamı, bir şeyi doğru kılmak, gerçekleştirmek ve sabit kılmak şeklinde de olabilir. Buna göre ayetin anlamı: ”Nefislerinin aslından kaynaklanan İslam'ı tasdik etmek için..." şeklinde olur. Çünkü Allah yolunda harcamak kişinin, nefsin aslından, kalbin derinliğinden kaynaklanan bir İslami anlayışa sahip olduğunun belirtisidir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
Allah'ın rızasını kazanmak ve kalplerini iman üzerinde sebat ettirmek için mallarını harcayanların durumlarına gelince; bilindiği gibi mal, canın yongasıdır. Bu itibarla malını Allah'ın rızası uğruna harcayan kimse, kısmen de olsa kalbini iman üzerinde tespit etmiş olur. Eğer bir kimse Allah yolunda hem malını, hem de canını verebiliyorsa o takdirde, kalbini iman üzerinde tamamen kararlaştırmış olur.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Tespit; bir şeyin yerleşmesi ve sağlam olması demektir. Kişiyi şüphecilik ve tereddütten alıkoymak için bir temsil olarak gelmiştir. Yani hayır şekillerinden biri olan infak konusunda tereddüt etmelerini engellemek ve cimrilik düşüncelerini kovmak gerekir. Tereddüt etmedi ve caymadı manasındaki ثَبَتَ قَدَمُهُ sözü de böyledir. Nefsin zor olan bir şeyi yapması, tamamen yerleşinceye ve alışkanlık haline gelinceye kadar yapmasıyla olur. Malı infak, nefiste itaati tesis eden en önemli şeylerden biridir. Çünkü mal insan için çok değerlidir. Buradaki مِّنۡ tebîz ifade eder. Ancak haller açısından bakımından mecazî bir tebîzdir, yani nefsin bazı hallerinin tespiti kastedilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Tepe manasındaki رَبۡوَةٍ , riba’dan gelir. En görkemli yer diye tercüme edilmiş, ‘tepede’ demektir.
261-271 arasındaki ayetlerde infak anlatılmış ve infak konusu ile ilgili üç misal verilmiştir. Verilen infakın nasıl kat kat artırıldığı anlatılmıştır. Bunlar gözle görebileceğimiz misallerdir. Böylece konu iyice hafızamıza yerleşir.
İnfak toplumsal sevgiyi, birliği sağlayan bir şeydir. Îsar’a, yani başkasını kendisine tercih etmeye teşvik eder. Gönlü geniş olmak öyle bir şeydir ki elindeki malla sınırlı değildir. Bazen sadece muhatabı dinlemek onun maddi bir ihtiyacını karşılamaktan daha değerlidir.
وَابِلٌ , sağanak yağmurdur. Vebal kelimesi de bu köktendir. Bu yağmur zarara da neden olabilir. Yağmurun çeşitleri vardır. Kur’an’da geçen şekilleri:
صيّب : Yağmur bulutu. Olumsuz bir manzara tasvirinde geçmiştir. (Bakara, 2/19.)
ماء : Su. Bakara 2/22. Hem olumlu hem olumsuz manada gelmiştir. (Kur’ân’da çok geçmiştir.)
وابل : Yoğun, sağanak yağmur. Bolca ve şiddetle düşen yağmur. Olumlu manada gelmiştir. (Bakara 2/264-265.)
طلّ : Çiseleme. Olumlu manada gelmiştir. (Bakara 2/265.)
مطر : Yağmur. Nisâ 4/102. Hepsinde olumsuz manada gelmiştir. (Kur’an’da 5 kere geçmiştir. A’râf 7/84, Furkân 25/40, Şuarâ 26/173, Neml 27/58)
مدرار : Fışkırtan, önüne geleni sürükleyen yağmur. در kökündeki inci gibi, sütünü bol veren hayvan ve cömertlik gibi manalar düşünülebilir. Kur’an’da En’âm sûresi’nde olumsuz, diğer iki ayette olumlu manada gelmiştir. (En’âm 6/6, Hûd 11/52, Nûh 71/11.)
ودق : Şiddetli yağmur. Olumlu manada gelmiştir. (Nûr 24/43, Rûm 30/48.)
غيث : Faydalı, bereketli yağmur. Kur’an’da hep olumlu manada gelmiştir. (Lokmân 31/34, Şûrâ 42/28, Hadîd 57/20.)
فَاِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّۜ
Cümle, atıf harfi فَ ile اَصَابَهَا وَابِلٌ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır.
Şart üslubundaki terkipte اِنْ cezm eden şart harfi, لَمْ cezm ve nefy harfidir. يُصِبْهَا fiilini cezm ederek manasını olumsuz maziye çevirmiştir.
لَمْ يُصِبْهَا şart cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında gelerek, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. Haber olan فَطَلٌّ ’ un takdiri مصيبها (Ona isabet eden) olan mübtedası fazla sözden sakınmak için hazfedilmiştir.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Şart manasından çıkarak faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle, haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Müsnedün ileyh, cümlenin asıl rüknü olduğu için zikri asıldır. Bununla beraber hazfedildiği durumlar da vardır. Müsnedün ileyh, şartın cevabının başına gelen ف harfinden sonra hazf edilebilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَابِلٌ ’ daki nekrelik kesret ve tazim ifade eder.
وَابِلٌ - طَلٌّۜ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
وَابِلٌ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
لَمْ يُصِبْهَا - اَصَابَهَا kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ cümlesiyle اَصَابَهَا وَابِلٌ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Bu bahçeye çok yağmur yağmasa bile taneleri küçük hafif bir yağmur yağar. Bir rivayete göre طَلٌّۜ , çiğ anlamına gelir. Ayrıca yerin üstünü ıslatacak miktardaki yağmur manasına geldiği de söylenmiştir. Bu ayet-i kerime şu üç şekilde anlaşılabilir:
1. Tepeye yağmur bol da yağsa az da yağsa oradaki bostan her durumda iki kat ürün verir. Bulunduğu mevkiin güzelliği/elverişliliği sebebiyle bostandaki verim hiç azalmaz.
2. Eğer oraya bol yağmur yağarsa tepede olmayan bahçelerin verdiği ürünün iki katını verir. Eğer hafif yağmur çiselerse hafif yağmurla diğer bahçelerin vereceği ürünün iki katını verir.
3. Eğer bol yağmur yağarsa iki kat ürün verir. Hafif yağmur yağarsa miktarınca ürün verir. Asla verimsiz kalmaz. Allah için sadaka veren kişi -riya ile infak edenin aksine- az olsun çok olsun mutlaka kazancını alacaktır. Riya ile sadaka veren kişinin ise yaptıkları boşa gider, umutları boşa çıkar. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. اَللّٰهُ mübteda, بَص۪يرٌ haberidir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur بِمَا تَعْمَلُونَ , ihtimam için amili olan بَص۪يرٌ ‘ a takdim edilmiştir.
مَا müşterek ism-i mevsûlü mecrur mahalde olup, başındaki harfi cerle birlikte بَص۪يرٌ ’ e mütealliktir. Sılası olan تَعْمَلُونَ , muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüme işaret etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur.
Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan بَص۪يرٌ mübalağalı ismi fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَص۪يرٌ [Allah, yaptıklarınızı görür.] ifadesi lafzen sarih olarak Allah Teâlâ’nın, her şeyi görüp haberdar olduğunu beyan ederken lâzım-melzûm alakasıyla “yaptıklarınızın karşılığı verilecektir” manası taşır. Mecaz-ı mürsel sanatıdır. Lâzım zikredilmiş, “yaptıklarınıza karşılık verir” manasındaki melzûm kastedilmiştir.
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ [Allah, yapmakta olduklarınızı görür.] Yani O, eda ettiğiniz amellerin az veya çok olduğunu bilmektedir. Niyetlerinizin nasıl olduğundan, riya ile mi yoksa ihlas ile mi hareket ettiğinizden haberdardır. O halde ihlaslı davranın ki Allah Teâlâ size muhlislere vereceği karşılığı versin. Çok infakta bulunun ki Allah Teâlâ size çok infakta bulunanların ecrini versin. Bu ifade itaat / ibadetlere karşı vaad, günahlara karşı da en etkili şekilde yapılmış bir tehdittir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)