وَمَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَاِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۚ ١٨٦
وَمَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. Munfasıl zamir اَنْتَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. بَشَرٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. مِثْلُنَا kelimesi بَشَرٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayet müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۚ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. انْ tekid ifade eden muhaffefe انَّ ’dir. İsmi olan şan zamiri mahzuftur. Takdiri; إنه şeklindedir.
نَظُنُّ damme ile merfû muzari fiildir. Sanmak anlamında kap fiilidir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi, اِنْ ‘in muhaffefe اِنَّ olduğuna delalet eden lam-ı farikadır.
مِنَ الْكَاذِب۪ينَ car mecruru نَظُنُّ fiilinin mahzuf ikinci mef’ûlun bihine müteallik olup, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir.
Müzekkerine > zamiruş şan (هُوَ – هُ) Müennesine > zamirul kıssa (هِيَ – هَا)
Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. İş zamirleri 3’e ayrılır: Munfasıl (ayrı iş zamirleri >هُوَ – هِيَ) mübteda olarak kullanılır. Muttasıl (bitişik iş zamirleri >ىهُ – هَا) huruf-u müşebbehe bil fiil veya efali kulûb ile kullanılır. Mahzuf iş zamiri (hazfolmuş iş zamiri) كَأَنَّ ، أَنَّ ، إنَّ ‘nin muhaffefleri olan كَأَنْ , أَنْ , إِنْ ’den sonra hazfedilmiş olarak gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْكَاذِب۪ينَۚ , sülâsi mücerredi كذب olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا
İnkarcıların sözlerinin devamı olan ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki mekulü’l kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Kasrla tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Nefy harfi مَا ve istisna edatı اِلَّا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. اَنْتَ mevsuf/ maksûr, بَشَرٌ sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani, sen beşerden başka hiçbirşey değilsin demek istemişlerdir.
مِثْلُنَا izafeti, بَشَرٌ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Bu cümle, 154. ayetin ilk cümlesinin tekrarıdır. Cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
153-154. ayetler ile 185-186. ayetler arasında atıf و 'ı dışında bir fark yoktur. Bu farkı inceleyen Zemahşerî, Eyke kavmiyle ilgili olan ve “و “ kullanılan ayetin; sihir ve beşeriyet vasıflarının her ikisinin de peygamberlik nitelikleriyle beraber düşünülmediği bir toplumun inancını yansıttığını belirtir. Atıf kullanılmayan ayet ise Semûd kavminin insanların peygamber olamayacağı yanlış inancına vurgu yapar. (İsmail Bayer, Keşşâf Tefsirinde Belâgat Uygulamaları)
Şuarâ Suresinde اِنَّـمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَ ayetinden sonraki bölüme bakılırsa; bir ayette fasl yapılırken, diğer ayette ise vasl olduğu görülür. İlk ayette fasl vardır çünkü; ilk ayetteki الْمُسَحَّر۪ينَ kelimesinin manası, yediği ve içtiği bir ciğeri olduğu; yani insandan başka bir şey olmadığıdır. Araplar bu manada ‘’Senin yiyip içtiğin bir ciğerin olmaktan başka bir özelliğin yok’’ derler. Bu da onun için beşerî bir özelliktir. Yani, sihirlenmek peygamberlere değil, insanlara mahsustur. Bunun için arkadan bu manayı te'kîd eden مَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا ayeti fasılla gelmiştir. İkinci ayete gelince burada الْمُسَحَّر۪ينَ kelimesi sihirlenmiş manasındadır. Yani; ‘’sen bir insansın, dolayısıyla insanların büyülenmesi gibi büyülenmişsin. Eğer peygamber olsaydın büyülenmezdin’’ demek istemişlerdir. Yani ‘’sende peygamberlikle bağdaşmayan iki sıfat var” manasındadır. Dolayısıyla bundan sonra gelen مَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا ayeti bununla aynı değil, farklı manadadır. Bunun için de vasl yapılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şayet Semud kıssasında olmadığı halde burada و getirilmesi manada farklılığa yol açar mı? (Yani her iki kıssada da geçen مَٓا اَنْتَ ifadelerinde, Semud’dakinde -153-154. ayetlerde -و ’sız; burada -Şuayb kıssasında- ise و ’lı gelmesi anlama ekstra bir incelik katıyor mu?) dersen şöyle derim : و getirildiğinde, onlara göre peygamberlikle bağdaşmayan iki özellik -sihirlenmişlik ve beşerlik- kastedilmiş, “Peygamberin sihirlenmiş olması da caiz değildir, beşer olması da caiz değildir” denilmiş olur. و terkedildiğinde ise sadece bir özellik kastedilmiş olur ki o da sihirlenmişliktir. Kendileri gibi bir beşer olduğunu daha sonra ifade etmiş olurlar. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَاِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۚ
Cümle atıf harfi öncesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اِنْ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنْ edatı, اِنَّ ’den hafifletilmiş tekid harfidir.
اِنَّ ’nin, takdiri ه olan isminin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif, onların mahcubiyetlerini belirtmek bakımından latiftir.
إِنَّ ’nin haberi olan نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۚ , nakıs fiil ظنّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَ car mecruru nakıs fiil ظنّ ’nin mahzuf ikinci mef’ûlune mütealliktir.
نَظُنُّ fiiline müteallik لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَ car mecrurundaki لَ , lam-ı farikadır. اِنْ ’in muhaffefe اِنَّ olduğuna işaret eder.
ظُنُّ fiili, ‘zannetti’ ve ‘kesin bildi’ olmak üzere iki zıt mana taşıyan fiillerdendir. Burada kesin bildi anlamındadır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile sübut ifade ettiğinden, ilaveten اِنَّ ile tekid edilmesi cümlenin anlamını iki kat kuvvetlendirmiştir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şayet إِنَّ ’nin hafifletilmiş hali olan اِنْ ve ona ait olan لَ , nasıl ظنّ fiiline ve ظنّ ‘nin iki mef‘ûlünden birine (yani الْكَاذِب۪ينَۚ ‘nin) dağıtılmış? dersen şöyle derim: Bunların asıl kullanımı, mübteda ve habere dağıtılmasıdır ki örneği: إن زيد منطلق (Zeyd, kesinlikle gitmekte) ifadesidir. Bu iki bab yani كَان ve ظنّ fiilleri, ‘mübtedâ haber’ babı cinsinden oldukları için aynı şey, (söz konusu) iki babda da yapılarak إن كان زيد لمنطلقا ve ان ظننته لمنطلقا denmiştir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
اِنْ harfi, fiil cümlesinin başına geldiğinde, fiil çoğunlukla nevasıb fiillerinden, mazi sıygasıyla gelir. Bu ayette olduğu gibi bazen de muzari sigasıyla gelir. Cümlede اِنْ bulunur ve kendisinden sonra meftuh olan lâm gelirse, şeddeli اِنَّ ‘den muhaffefedir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)