فَاِنْ اٰمَنُوا بِمِثْلِ مَٓا اٰمَنْتُمْ بِه۪ فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا هُمْ ف۪ي شِقَاقٍۚ فَسَيَكْف۪يكَهُمُ اللّٰهُۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُۜ ١٣٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَإِنْ | eğer |
|
| 2 | امَنُوا | iman ederlerse |
|
| 3 | بِمِثْلِ | gibi |
|
| 4 | مَا |
|
|
| 5 | امَنْتُمْ | sizin iman ettiğiniz |
|
| 6 | بِهِ | ona |
|
| 7 | فَقَدِ | elbette |
|
| 8 | اهْتَدَوْا | doğru yolu bulmuş olurlar |
|
| 9 | وَإِنْ | eğer |
|
| 10 | تَوَلَّوْا | dönerlerse |
|
| 11 | فَإِنَّمَا | mutlaka |
|
| 12 | هُمْ | onlar |
|
| 13 | فِي | içine |
|
| 14 | شِقَاقٍ | anlaşmazlık (düşerler) |
|
| 15 | فَسَيَكْفِيكَهُمُ | onlara karşı sana yeter |
|
| 16 | اللَّهُ | Allah |
|
| 17 | وَهُوَ | ve O |
|
| 18 | السَّمِيعُ | işitendir |
|
| 19 | الْعَلِيمُ | bilendir |
|
Şıkqaq kelimesinin kökü şaqqa olup bir şeyde meydana gelen yarık demektir. Nefiste ve bedende meydana gelen eziyete, zahmete meşakkat denir.
Şıqaq ayrılma, yarılma, muhalefet düşme, arkadaşının olduğu yerden başka bir tarafta olma demektir.
Şakak bir şeyin iki yarısı demek olup Türkçe’ye de geçmiştir.
Yine seçenek manasındaki şık da bu köktendir.
Ayette, 136. ayette sayılan Peygamberlere ve onların gönderdiklerine iman etmeyen kimselerin ayrılık içerisinde olduğu söylenmektedir.
فَاِنْ اٰمَنُوا بِمِثْلِ مَٓا اٰمَنْتُمْ بِه۪ فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzariyi cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰمَنُوا şart fiili olup, damme üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِمِثْلِ car mecruru اٰمَنُوا fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَٓا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنْتُمْ بِه۪ ’dır. Buradaki بِ harfi ise tıpkı “Allah’ın şahitliği kâfidir.” [en-Nisâ 4/79] ayetinde olduğu gibi zaiddir.
اٰمَنْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪ car mecruru اٰمَنْتُمْ fiiline mütealliktir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. قَدِ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
اهْتَدَوْا fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰمَنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اهْتَدَوْا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi هدي ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا هُمْ ف۪ي شِقَاقٍۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. اِنْ iki muzariyi cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَوَلَّوْا fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı فَاِنَّمَا هُمْ ف۪ي شِقَاقٍ ’dır.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اِنَّمَا kaffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; meneden alıkoyan anlamında olup, buradaki ma i kâffeden kasıt ise, اِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. ف۪ي شِقَاقٍ car mecruru, mahzuf habere mütealliktir.
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir. Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org
تَوَلَّوْا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ولي ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
فَسَيَكْف۪يكَهُمُ اللّٰهُۚ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن أرادوا الكيد لك فسيكفيكهم الله (Eğer sana tuzak kurmak isterlerse Allah sana kafi gelecektir) şeklindedir.
Fiilinin başındaki س harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. يَكْف۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Muttasıl zamir هُمُ ikinci mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ fail olup damme ile merfûdur.
وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. السَّم۪يعُ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. الْعَل۪يمُۜ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِنْ اٰمَنُوا بِمِثْلِ مَٓا اٰمَنْتُمْ بِه۪ فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ
Ayete dahil olan فَ istînâfiyyedir. İlk cümle şart üslubunda haberî isnaddır.
Şart cümlesi olan اٰمَنُوا بِمِثْلِ مَٓا اٰمَنْتُمْ بِه۪ müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Mahzuf mef’ûlü mutlaktan naib olan بِمِثْلِ ‘deki بِ , tekid ifade eden zait harftir.
Muzafun ileyh konumundaki müşterek ism-i mevsul veya masdar harfi مَٓا ‘nın sılası olann اٰمَنْتُمْ بِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Güvenli oldu, emniyette oldu anlamındaki اٰمَن fiilinin بِ harfi ile gelerek ‘iman etti’ manasında olması, tazmin sanatıdır.
اِنْ , vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.
Şart edatı اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَقَدِ اهْتَدَوْا , tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş faide-i haber talebî kelamdır. Cevap cümlesi, mazi fiil sıygasında gelerek olayın vukuunun kesinliğine işaret etmiştir.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda faide-i haber talebî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
اٰمَنُوا - اٰمَنْتُمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اٰمَنْتُمْ - هْتَدَوْاۚ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
بِمِثْلِ ' deki بِ ' nin tadiye için değil de alet için olduğu da söylenmiştir. Mana da şöyle olur: imanı sizin yolunuz gibi hakka götürecek bir yolla elde etmeye çalışırlarsa... Çünkü maksadın birliği yolların çeşitli olmasına mani değildir. Ya da بِ tekit için zaiddir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl ve Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Onların iman etmesi müminlerin iman etmesi gibi olursa hidayete erecekleri söylenmiştir. Burada bir teşbih vardır. اهْتَدَوْاۚ fiili, iftiâl babından dolayı zorluk ve yavaş yavaş olma manası taşır. Yani hidayete ermek birdenbire olmaz.
Bir görüşe göre “Eğer onlar sizin iman ettiklerinizin aynısına iman ederlerse” ifadesi “Sizin iman ettiğiniz gibi” anlamındadır. Buna göre مَا harfi, fiil ile birlikte masdar olarak kullanılmıştır ki bu durumda ifadenin takdiri “Sizin imanınız gibi iman ederlerse” şeklinde olur. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا هُمْ ف۪ي شِقَاقٍۚ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la اٰمَنُوا بِمِثْلِ مَٓا اٰمَنْتُمْ بِه۪ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi تَوَلَّوْا müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَ karinesiyle gelen فَاِنَّمَا هُمْ ف۪ي شِقَاقٍۚ cümlesi şartın cevabıdır. Kasr edatı اِنَّمَا ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. هُمْ mübteda, ف۪ي شِقَاقٍ car mecrurunun müteallakı olan mahzuf kelime haberdir.
Şart ve cevap cümlelerinde oluşan terkip faide-i haber, inkârî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
اِنَّمَا kasr edatı, siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. Bu tür Arapça ibarelerin Türkçeye tercümesinde “ancak” ifadesinin cümlenin son unsuruna dahil edilmesi gerekir. https://islamansiklopedisi.org
Kasr, mübteda ve haber arasındadır. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfattır. هُمْ mevsuf/maksûr, ف۪ي شِقَاقٍۚ ‘in müteallakı olan haber sıfat/maksûrun aleyhtir.
اِنَّمَا ile kasr uslubu muhatabın bildiği konularda gelir.
شِقَاقٍ ’ daki tenvin, kesret ve tahkir ifade eder.
ف۪ي شِقَاقٍۚ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. Ayette ayrılma, yarılma, muhalefet düşme, içi olan bir şeye benzetilerek istiare yapılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. Bu istiareyle, içinde bulundukları durumun kötülüğü, muhalefetin onları kapalı bir mekân gibi tamamen kuşattığı ifade edilerek vurgulanmıştır.
تَوَلَّوْا kelimesinde gerilmek, gazaplanmak ve reddetmek manaları da vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 5, s. 68)
شِقَاقٍ lafzında, hilaf ve dalâl’de olmayan münazaa [çekişme], gazablaşma, muhalefet ve tahrik gibi manalar vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 2, s. 68)
Onlar bunun hak değil batıl olduğuna inanıyorlardı. Onların red ve dalalette ısrarlarına işâret için اِنْ gelmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَسَيَكْف۪يكَهُمُ اللّٰهُ
Fasılla gelen cümlede فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Cevap cümlesi olan سَيَكْف۪يكَهُمُ اللّٰهُ , istikbal harfi سَ ile tekid edilmiş müspet muzari fiil cümlesi, faide-i haber talebî kelamdır. سَ harfi vaid ve vaad siyakında tekid ifade eder.
Takdiri, … إن أرادوا الكيد لك (Eğer sana tuzak kurmak isterlerse …) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya şamil lafza-i celâlle gelmesinde hem müminlerin hem de kâfirlerin kalbine heybet hissettirme söz konusudur.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
فَسَيَكْفِيكَهُم ; Kur'an'daki en uzun kelimedir. Bu uzunluk harf sayısı değil, içerdiği kelime açısındandır. فَ - سَ - يَكْفِي - كَ - هُم zikredilmiştir.
فَسَيَكْف۪يكَهُمُ [sana yetecektir] fiilindeki سَ , bir zamana kadar gecikse de ayetin haber verdiği gerçeğin mutlaka meydana geleceğini bildirmek içindir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
فَسَيَكْفِيكَهُم [Allah onlara karşı seni korur.] Bunda îcâz olduğu açıktır. (Allah, onların şerrinden seni koruyacak) demektir. Fiilin başına سوف değil de سَ harfinin getirilmesi, Rasulullah (s.a.v.) onlara, yakın bir zamanda galip geleceğini gösterir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُۜ
و , istînâfiyyedir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin الْ takısıyla marife gelmesi, bu vasfın mübtedada kemâl derecede olduğunu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Meânî İlmi, s. 218)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah Teâlâ’ya ait bu iki vasfın aralarında وَ olmadan gelmesi, bu vasıfların ikisinin birden O’nda mevcudiyetini gösterir.
السَّم۪يعُ - الْعَل۪يمُ sıfatlarının ayetin konusuyla olan uyumu teşâbüh-i etrâf sanatı, iki kelimenin arasındaki vezin uyumu muvazene sanatı, iki sıfatın birbiriyle uyumu mürâât-ı nazîr sanatıdır. Her ikisi de mübalağa ifade eden sıfat-ı müşebbehe kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Cümle “Allah Teâlâ bilir, işitir.” anlamının yanında “bilmekle ve işitmekle kalmaz, gereken karşılığı verir” manası da taşımaktadır. Lâzım zikredilmiş melzûm kastedilmiştir. Mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Ayetin bu son cümlesi, Kur'an’da altı ayette aynen tekrarlanmıştır. (almaany.com) Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)
O semî’ ve alîmdir. Bu isimler onların “Yahudi olun” gibi bütün konuşmalarını Allah'ın işittiğine ve bildiğine tazrizdir.
السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ Bu iki kelime mübalağa sıygalarındandır. Manası: Allah'ın işitmesi ve bilgisi herşeyi kuşatmıştır, demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
Kuranda işitme duyusu, çoğunlukla alîm (bilir) kelimesiyle fiiliyle bazen de basar (görme) ile birlikte gelmiştir. ٱلسَّمْعَ kelimesinin kökü olan سمع duymak-işitmek anlamındadır. Ayetlerde isim olarak kullanılmıştır. ٱلْأَبْصَٰرَ kelimesinin kökü olan بصر görme yetisi anlamındadır. Ayetlerde çoğul olarak kullanılmıştır. ٱلْأَفْـِٔدَةَ kelimesinin kökü فاد (kalp, gönül) anlamındadır. Kuran’da bu kelime gerçek kalp olarak geçmez. İdrak etme yetisi, düşünme yetisi, bilinçlenme anlamındadır. Ayetlerde çoğul olarak kullanılmıştır. Çok ilginç şekilde tüm Kuran’da ‘ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ’ tamlaması 4 yerde geçer ve hep aynı sıra ile buyurulur: İşitme-Görme-İdrak etme. Ayetlerde insanın yaratılışına ayrıca işaret vardır. Modern bilimin son yıllarda yapmış olduğu çalışmalar göstermiştir ki; İnsanın yaratılış esnasında işitme, görme ve idrak etme yetilerinin gelişim sırası Yüce Allah’ın ayetlerde belirttiği sıraya uygundur. İnsanın ilk olarak işitme yetisi gelişir, daha sonra görme yetisi ve en sonunda idrak etme-düşünme yetisi gelişir. https://kuranmucizeler.com/insanin-yaratilisindaki-mucizevi-sira-isitme-gorme-ve-idrak-etme-gonuller
Sıfat-ı müşebbehe sübut (devamlılık ve süreklilik) ifade eder.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayet, Allah’u Teâlâ'nın iki sıfatının zikriyle şöyle bitmiştir: وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ [O, hakkıyla işitici, kemâliyle bilicidir] Burada Allah Teâlâ'nın السَّمِيعُ الْعَلِيمُ sıfatları zikredilmiştir. Bunun sebebi, ayet-i kerimede işitilecek ve bilinecek şeylerini zikredilmiş olmasıdır. İnatlaşma ve muhalefet içinde olanlar söz ya da eylemle müdahalede bulunuyorlardı. Dolayısıyla ayet bu iki yüce sıfatla sona ermiştir.
“…O semî‘dir, alîmdir…Bu ifade, hem öncesinde zikredilen vaadlere dair verilen ek bir bilgi, hem de onları tekit eden bir ifadedir. Yani; Ey rasulüm! O Mevlâ kendisine dua etmeni (önceki ayette bahsi geçen Hz. Peygamber’in s.a.v. duası kastediliyor) işiten ve dinini galip hale getirme hususundaki niyetini bilendir. (Bunun neticesi olarak da) Senin duana icabet eder ve seni muradına erdirir. Veya (bu ifadeler) kafirler için bir vaîddir.” Âlûsî bu iki sıfatı, hem önceki ayetle hem de ayetin kendisiyle ilişkilendirmiş, ‘Allah Teâlâ’nın, habibinin dua ve niyazlarını semî‘ sıfatıyla işittiğini, alîm sıfatıyla da onun gayretlerini bildiği’ yorumunun yanında, bu esmâların kafirler için bir tehdit olduğunu belirtmiştir. (Keziban Dut, Ayet Sonlarindaki Esmâü’l-Hüsnâ’nin Ayetle Olan Münâsebeti (Fâtiha, Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Sureleri Bağlamında)