فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه۪ مِنْ ضُرٍّ وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِد۪ينَ ٨٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَاسْتَجَبْنَا | biz de kabul ettik |
|
| 2 | لَهُ | onu(n du’asını) |
|
| 3 | فَكَشَفْنَا | ve kaldırdık |
|
| 4 | مَا | ne varsa |
|
| 5 | بِهِ | onun |
|
| 6 | مِنْ |
|
|
| 7 | ضُرٍّ | derdi |
|
| 8 | وَاتَيْنَاهُ | ve ona verdik |
|
| 9 | أَهْلَهُ | ailesini |
|
| 10 | وَمِثْلَهُمْ | ve bir katını daha |
|
| 11 | مَعَهُمْ | onlarla beraber |
|
| 12 | رَحْمَةً | bir rahmet |
|
| 13 | مِنْ |
|
|
| 14 | عِنْدِنَا | tarafımızdan |
|
| 15 | وَذِكْرَىٰ | ve bir öğüt olarak |
|
| 16 | لِلْعَابِدِينَ | ibadet edenler için |
|
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه۪ مِنْ ضُرٍّ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَجَبْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. لَهُ car mecruru اسْتَجَبْنَا fiiline mütealliktir. كَشَفْنَا atıf harfi ف ile اسْتَجَبْنَا fiiline mütealliktir.
كَشَفْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِه۪ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. مِنْ ضُرٍّ car mecruru بِه۪ ’deki zamirin mahzuf haline mütealliktir.
اسْتَجَبْنَا fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi جوب ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِد۪ينَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتَيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَهْلَهُ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِثْلَهُمْ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَعَهُمْ mekân zarfı, مِثْلَهُمْ ’ün mahzuf haline mütealliktir. رَحْمَةً mef’ûlun lieclihi olup fetha ile mansubdur.
مِنْ عِنْدِنَا car mecruru رَحْمَةً ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ذِكْرٰى atıf harfi وَ ’la رَحْمَةً ’ne matuf, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir. لِلْعَابِد۪ينَ car mecruru ذِكْرٰى ’nın mahzuf sıfatına müteallik olup, cer alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubtur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.
Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتَيْنَا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi اتى ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
اَلْعَابِد۪ينَ , sülâsi mücerredi عبد olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه۪ مِنْ ضُرٍّ وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِد۪ينَ
Ayet, atıf harfi فَ ile önceki ayetteki …نَادٰى رَبَّهُٓ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Aynı üslupta gelen فَكَشَفْنَا مَا بِه۪ مِنْ ضُرٍّ cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
كَشَفْنَا fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası mahzuftur. بِه۪ bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
مِنْ ضُرٍّ ise بِه۪ ’deki gaib zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
مَا بِه۪ مِنْ ضُرّ ifadesindeki مَا ismi mevsûlundan maksat ibham, yani kapalılık manasıdır. Sonrasında gelen مِنَ harf-i ceri ise beyaniye manasında olup onu tefsir eder. Maksat şiddetli korkudur. Bu zarar çeşitlerinin fazla olmasından dolayıdır ki bunlar saymakla bitmez. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Makabline hükümde ortaklık nedeniyle atfedilen وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِد۪ينَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اسْتَجَبْنَا - اٰتَيْنَا - فَكَشَفْنَا fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
مِثْلَهُمْ , temasül nedeniyle ikinci mef'ûl olan اَهْلَهُ ‘ya atfedilmiştir.
Mekan zarfı مَعَهُمْ , mef’ûl olan مِثْلَهُمْ ‘un mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mef’ûlun lieclih olan رَحْمَةً ‘deki nekrelik kesret, nev ve tazim ifade etmiştir.
Veciz anlatım kastıyla gelen عِنْدِنَا izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan عِنْدِ tazim edilmiştir.
رَحْمَةً ve tezayüf nedeniyle ona atfedilen ذِكْرٰى ‘daki nekrelik, kesret, nev ve tazim içindir. Her ikisi de bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
مِنْ عِنْدِنَا car-mecruru رَحْمَةً ‘nin, لِلْعَابِد۪ينَ car mecruru ise, ذِكْرٰى ’nın mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. لَدُنَّ , aynı anlama gelen عِنْدَ kelimesinden farklıdır. Çünkü لَدُنْ , en yakın için, عِنْدَ ise hem yakın, hem uzak için kullanılır.(İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Ruhul Beyan, Hud/1)
“عند” (yanında) kelimesinin asıl anlamı, “yakın mekân zarfı”dır. Ancak mecaz olarak bir şeyin birine ait olması, onun elinde bulunması anlamında kullanılır. Nitekim, “O’nun katında gaybın anahtarları vardır” (En’âm, 59) ayetinde olduğu gibi. Yine mecaz olarak bir şeyi koruyup saklamak anlamında da kullanılır; örneğin, “Saatin bilgisi Allah’ın katındadır” (Zuhruf, 85), “Allah kullanımı uygun düşmez. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, En’âm/57)
Önceki ayetteki رَبَّهُٓ ve bu ayetteki اسْتَجَبْنَا kelimeleri arasında gaibden mütekellime geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır.(Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
[Katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir hatıra olmak üzere] cümlesi, Eyyub'a rahmet ve diğer ibadet edenlere de hatıra olmak üzere ki onun gibi sabretsinler de onun gibi sevap kazansınlar manasındadır. Ya da ibadet edenlere rahmet etmemiz için çünkü biz onları ihsanla zikrederiz, onları unutmayız demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ayet-i kerime'deki, وَذِكْرٰى لِلْعَابِدٖينَ “ibadet edenler için bir hatıra olmak üzere” ifadesinde, bu hususta tefekkür edilsin ve böylece de bu hadise, abidleri sabretmeye ve bunun sevabını Allah'tan ummaya sevk edici olsun diye Allah Teâlâ'nın böyle yaptığına bir delalet vardır. Bundan sadece abidler yararlanacağı için ayette hassaten abidler zikredilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)