وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ ٨٣
وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اَيُّوبَ mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Takdiri, اذكر şeklindedir. Muzâf hazf edilmiştir. Takdiri, واذكر خبر أيوب (Eyyub'un haberini hatırla) şeklindedir.
Zaman zarfı اِذْ mukadder muzâfa mütealliktir. نَادٰى ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
نَادٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. رَبَّهُٓ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنَّ ve masdar-ı müevvel mahzuf ب harf-i ceriyle نَادٰى fiiline mütealliktir. Takdiri, بأنّي مسّني الضرّ (zarar dokunması sebebiyle) şeklindedir.
İsim cümlesidir. اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
ي mütekellim zamiri اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَسَّنِيَ الضُّرُّ cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
مَسَّنِيَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الضُّرّ fail olup damme ile merfûdur.
نَادٰى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi ندي ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. Munfasıl zamir اَنْتَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَرْحَمُ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الرَّاحِم۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim). Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الرَّاحِم۪ينَ , sülasi mücerredi رحم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرْحَمُ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin ilk cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır.
اَيُّوبَ , takdiri; اذكر خبر اَيُّوبَ (Eyyub'un haberini hatırla!) olan mahzuf fiilin mef’ûlüdür. Bu takdire göre cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اِذْ mazi ifade eden, cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. Muzâfun ileyh konumunda olan …نَادٰى رَبَّهُٓ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf رَبَّهُٓ izafeti, Rab ismine muzaf olan zamirinin aid olduğu Hz. Eyyub’a tazim ve teşrif ifade eder.
Tekid ve masdar harfi اَنّ۪ ’nin dahil olduğu اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ cümlesi, masdar tevilinde, takdiri olan بِ harf-i ceriyle birlikte نَادٰى fiiline mütealliktir. اَنّ۪ ile tekid edilen masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
Haberî isnad formundaki bu cümlede, asıl maksadın dua olması sebebiyle, muktezâ-i zâhirin hilafına durum söz konusudur. Dolayısıyla lüzûmiyet alakasıyla mecâz-ı mürsel mürekkebtir.
اَنّ۪ ’nin haberi olan مَسَّنِيَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ cümlesinde istiare sanatı vardır. الضُّرُّ , elle dokunmak anlamındaki مَسَّ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
الضُّرُّ ’nun, مَسَّ fiiline isnadı mecaz-ı aklîdir.
Fail olan الضُّرُّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Hz. Eyyub’un muhatabı Allah Teâlâ olduğu halde sözlerini tekid edatlarıyla pekiştirerek ifade etmesi, muktezâ-i zâhire uygun değil, fakat muktezâ-i hale uygundur. Bu durum, Hz. Eyyub’un üzüntüsünü belirtmek üzere içinde bulunduğu ruh halinin yansımasıdır.
وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ cümlesi, مَسَّنِيَ fiilindeki يَ ‘dan haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsned olan اَرْحَمُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Müsnedin veciz ifade kastıyla gelen اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ şeklindeki izafet formu, müsnedün ileyhin de tazimine işaret eder.
اَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ [Sen, merhamet edenlerin en merhametlisisin.] أرحَمُني (bana merhamet et) demeyip de böyle demesi, nazik bir şekilde dolaylı olarak merhamet istemektir.
Bu ayet-i kerimede görüldüğü gibi haber formu bazen muhataba kendini acındırma ve merhamet dileme anlamı taşıyabilir. Hz. Eyyub’un Allah’a seslenişinde derde uğradığını belirttikten sonra O’nun merhametlilerin en merhametlisi olduğunu ifade etmesi, derdini gidermede ondan merhamet dilemesi anlamını taşımaktadır. Bu idmâc sanatıdır.
اَرْحَمُ - الرَّاحِم۪ينَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَرْحَمُ - الضُّرُّ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
Masdar-ı müevveldeki her iki cümle de haber üslubunda olmasına karşın, maksadı haber vermek olmadığından muktezâ-i zâhirin hilafına durum oluşmuştur. Bu nedenle cümleler, mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ [Eyyub'u da an. Hani Rabbine: “Şüphesiz bana dert dokundu.” diye seslenmişti.] بِأني demektir. Gizli قول maddesiyle veya nidaya قول manası vererek أني de okunmuştur. Fetha ile olduğunda ضَرَّ bütün sıkıntılar demektir, damme ile ضُرًّ ise hastalık ve zayıflık gibi nefse has olan şeyler demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)