Hûd Sûresi 27. Ayet

فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَراً مِثْلَنَا وَمَا نَرٰيكَ اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذ۪ينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِۚ وَمَا نَرٰى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِب۪ينَ  ٢٧

Kavminin inkâr eden ileri gelenleri, “Biz, senin ancak bizim gibi bir insan olduğunu görüyoruz. İlk bakışta sana uyanların da ancak en aşağılıklarımızdan ibaret olduğunu görüyoruz. Sizin bize karşı herhangi bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizin yalancı kimseler olduğunuzu sanıyoruz” dediler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَقَالَ dediler ki ق و ل
2 الْمَلَأُ ileri gelenleri م ل ا
3 الَّذِينَ
4 كَفَرُوا inkar eden ك ف ر
5 مِنْ -nden
6 قَوْمِهِ kavmi- ق و م
7 مَا
8 نَرَاكَ biz seni görmüyoruz ر ا ي
9 إِلَّا başka
10 بَشَرًا bir insandan ب ش ر
11 مِثْلَنَا bizim gibi م ث ل
12 وَمَا ve
13 نَرَاكَ görmüyoruz ر ا ي
14 اتَّبَعَكَ sana uyduğunu ت ب ع
15 إِلَّا başkasının
16 الَّذِينَ olandan
17 هُمْ kendisi
18 أَرَاذِلُنَا en aşağılıklarımız ر ذ ل
19 بَادِيَ sığ (görüşlü) ب د و
20 الرَّأْيِ (sığ) görüşlü ر ا ي
21 وَمَا ve
22 نَرَىٰ görmüyoruz ر ا ي
23 لَكُمْ sizin
24 عَلَيْنَا bize karşı
25 مِنْ hiç
26 فَضْلٍ üstünlüğünüzü ف ض ل
27 بَلْ aksine
28 نَظُنُّكُمْ zannediyoruz ki siz ظ ن ن
29 كَاذِبِينَ yalancılarsınız ك ذ ب
 
“İleri gelenler” diye tercüme ettiğimiz mele’ kelimesi, “kavmin zenginleri ve soylularından oluşan eşraf ve lider kesimi, ileri gelenleri” mânasında Kur’an’da sıkça kullanılmaktadır. İşte bunlardan inkârcı olanlar üstünlüğü maddî güçte yani zenginlik, kabilenin genişliği ve adamlarının çokluğunda gördükleri için Nûh’a inanan sıradan insanları küçümsediler. Halbuki peygamberlere ilk inananların çoğu, ilâhî mesajın, kendilerine bu dünyada daha âdil ve eşitlikçi bir toplumsal düzen, âhirette de ebedî mutluluk vaad ettiği, toplumun alt tabakalarına mensup köle, yoksul ve ezilenlerden oluşuyordu. Peygamberlerin üstlendiği görev de, ıslahatçı karakteri sebebiyledir ki, toplumun mevcut düzenini elinde tutan varlıklı ve imtiyazlı kişiler ve gruplar nezdinde daima hoşnutsuzluğa yol açmıştır.
 “Sığ görüşlü” diye tercüme ettiğimiz bâdiye’r-re’y tamlamasına müfessirler –kıraat farklarını da dikkate alarak– “görünüşte” veya “açıkça belli olan” şeklinde farklı anlamlar vermişlerdir. Buna göre meâl şöyle olur: a) “Sana sadece ayak takımımızın görünüşte uyduğunu görmekteyiz”, b) “Sana sadece ayak takımı oldukları açıkça belli olan kimselerin uyduğunu görmekteyiz” (Râzî, XVII, 212).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 165
 
Resûl-i Ekrem Bizans Kralı Herakliyus’u İslam’a davet etmek üzere bir mektup gönderdiğinde, kral o günlerde Suriye’de bulunan Arap tüccarları huzuruna getirtmiş, içlerinden Peygamber Efendimize soyca yakın olan Ebû Süfyân’ı karşısına alarak ona Resûl-i Ekrem Efendimiz hakkında sorular sormaya başlamış ve bu arada “ Ona inananlar toplumun ileri gelenleri mi , yoksa zayıf ve güçsüzleri mi?” diye sormuş, zayıf ve güçsüzlerin inandığını öğrenince de , “zaten bütün peygamberlerin davetini önce zayıf ve güçsüz olanlar kabul etmiştir” demişti.
(Buhâri, Bed’ü’l-vahy 6 ; Müslim, Cihâd 74).
 
رذل Razele : رَذْلٌ kötü, bozuk, rezil, iğrenç ya da tasvip edilmeyen bir şey olması sebebiyle arzulanmayan, istenmeyen, içtinap ve imtina edilen ya da vazgeçilen şeydir. Kuran-ı Kerim’de sadece ismi tafdil kalıbında ( kelimeye daha, en, pek ve çok anlamı katar) أرْذَلُ ve onun çoğulu olan أراذِلُ şekillerinde geçmiştir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de isim olarak 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri rezil, erzel (i ömür) ve rezalettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَراً مِثْلَنَا

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  الْمَلَأُ  fail olup damme ile merfûdur. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  الْمَلَأُ ’nun sıfatı olarak mahallen merfudur. İsm-i mevsûlün sılası  كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

كَفَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ قَوْمِه۪ٓ car mecruru  كَفَرُوا ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪ٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli,  مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَراً مِثْلَنَا ’dır.  قَالَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  نَرٰيكَ  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.

اِلَّا  hasr edatıdır.  بَشَراً  ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.  مِثْلَنَا  kelimesi  بَشَراً ‘in sıfatı olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَمَا نَرٰيكَ اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذ۪ينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِۚ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  نَرٰيكَ  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  اتَّبَعَكَ  cümlesi, نَرٰي  fiilinin ikinci mef’ûlu olarak mahallen mansubdur. 

اتَّبَعَكَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası  هُمْ اَرَاذِلُنَا ’dır. Îrabdan mahalli yoktur.

Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اَرَاذِلُنَا  haber olup damme ile merfûdur.  Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَادِيَ zaman zarfı  اتَّبَعَكَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.  الرَّأْيِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir.Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّبَعَكَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

بَادِيَ  sülâsî mücerredi بدو  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَمَا نَرٰى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. نَرٰى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Bilmek anlamında kalp fiilidir. لَكُمْ  car mecruru  نَرٰى  fiilinin mahzuf ikinci mef’ûlun bihine mütealliktir.  

عَلَيْنَا  car mecruru   فَضْلٍ ’in mahzuf haline mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir. فَضْلٍ  lafzen mecrur, birinci mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.

مِنْ  harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel-karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Burada zaid manada kullanılmıştır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

 

 

 بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِب۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. بَلْ  idrab ve atıf harfidir. نَظُنُّكُمْ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Sanma anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.  كَاذِب۪ينَ  ikinci mef’ûlün bih olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.  

بَلْ : Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna “idrâb (اِضْرَابْ)” denir. "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:

1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.

2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَاذِب۪ينَ  sülâsî mücerredi  كذب  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَراً مِثْلَنَا

 

Ayet,  فَ  ile önceki kasemin, cevap cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin faili olan  الْمَلَأُ  için sıfat konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan  كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ٓ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Bahsi geçen kişilerin ism-i mevsûlle sıfatlanması, sonraki habere dikkat çekmenin yanında o kişilere tahkir ifade eder. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

مِنْ قَوْمِه۪  car mecruru  كَفَرُوا ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَراً مِثْلَنَا  cümlesi, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden muzari fiil sıygasında faide-i haber, inkârî kelamdır. Cümle kasr üslubuyla tekid edilmiştir.

Nefy harfi  مَا  ve istisna harfi  اِلَّا  ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, fiille ikinci mef’ûl arasındadır.   نَرٰيكَ , maksur/sıfat, بَشَراً  maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Yani müsned, bu mef’ûle hasredilmiştir. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edil olur.

مِثْلَنَا  kelimesi  بَشَراً  için sıfattır. بَشَراً ’deki nekrelik muayyen olmayan nev ifade eder.

الْمَلَأُ ; kavmin eşrafı, ileri gelenleri demektir. Bu, Arapların bir şey tıka basa dolduğunda kullandıkları deyimlerinden alınmıştır. Bu deyimin kullanılışı “çok meşgul, işleri pek yoğun olup işlerini güzelce düzenleyen kişiler” manasınadır. Onlar, bu şeref üzerlerinde görüldüğü için bu kelime ile tavsif edilmişlerdir, kalplere heybet, meclislere de saygı saldıkları için üstün akıl ve isabetli fikirlerle dopdolu oldukları için bu adı almışlardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t- Te’vîl - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Türkiye’de de Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde ihtiyar heyetine “mele” denir.

مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَراً مِثْلَنَا [Biz seni ancak bizim gibi bir beşer olarak görüyoruz.] Burada onların küfürle vasıflandırılmaları, kendilerini zemmetmek ve daha baştan onların küfrünü tescil etmek içindir; yoksa onların eşrafından bazılarının kâfir olmadıklarını bildirmek için değildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 وَمَا نَرٰيكَ اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذ۪ينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِۚ 

 

Cümle atıf harfi  وَ ‘ la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

نَرٰيكَ  fiilinin ikinci mef’ûlü olan  اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذ۪ينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِۚ  cümlesi, mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

اتَّبَعَكَ  fiilinin, takdiri  إنسان  olan mahzuf failinden bedel konumundaki ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ , müstesna olarak nasb mahallindedir. (https://tafsir.app/aljadwal/11/27)

Sıla cümlesi olan  هُمْ اَرَاذِلُنَا , mübteda ve haberden müteşekkil sübut ifade eden isim cümlesidir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsnedin izafetle gelmesi, sözü kısaltmış ve vecîz [az sözle çok şey ifade etmek] hale getirmiştir. 

اَرَاذِلُنَا  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

الرَّأْيِۚ ‘nin muzafı olan  بَادِيَ  zaman zarfı, اتَّبَعَكَ  fiiline mütealliktir. (Mahmud Safî) 

Veciz ifade kastına matuf   بَادِيَ الرَّأْيِۚ  izafeti, sıfatın mevsufuna muzâf olması şeklinde lafzî izafettir. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

Bu, onların, kendilerini diğer insanlarla karışmaktan daha üstün gördükleri için O'na uymadıklarının ve eğer onları kendisinden uzaklaştırırsa ona uyacakları manasında tarizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

أراذِلُ  kelimesinin cemi olan mütekellim zamirine izafesi kabilenin tayini içindir. Yani bizim kavmimizin en rezilleri demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

الرَّأْيُ ; aklın görmesidir.  رأى fiilinden müştaktır (türemiştir).  رأى ’nın bilmek ve zannetmek manasında kullanılması gibidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

بادِئَ  kelimesinin  الرَّأْيِ  kelimesine izafeti, sıfatın mevsûfa izafetidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 


 وَمَا نَرٰى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ 

 

 

Mekulü’l-kavle dahil olan cümle, atıf harfi  وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Mef’ûl olan   مِنْ فَضْلٍ ’ye dahil olan  مِنْ  harfi tekid ifade eden zaid harftir.

عَلَيْنَا  car mecruru  فَضْلٍ ’in mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

فَضْلٍ ’deki nekrelik, kıllet ve nev manasındadır.

لَكُمْ  car-mecruru  مَا نَرٰى fiilinin mahzuf ikinci mef’ûlüne mütealliktir.

عَلَيْنَا car-mecruru ise  فَضْلٍ ‘in mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Mef’ûlün ve halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

اَرَاذِلُنَا - فَضْلٍ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

الرَّأْيِ - نَرٰى - نَرٰيكَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.

الَّذ۪ينَ - مَا - نَرٰى  - اِلَّا  kelimelerinin tekrarında reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.
الفَضْلُ (Fazilet), şeref ve kemalin artmasıdır. Onların faziletinin üzerlerinde görünmemesi, faziletli olmadıklarının delilidir. Çünkü eseri gizli olmayan bir şeyin görülmemesi yokluğuna delildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


 بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِب۪ينَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümleye dahil olan idrâb harfi  بَلْ , önceki cümlenin hükmünü iptal için gelmiştir.

Müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَفَرُوا - كَاذِب۪ينَ  kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

ظَنَّ fiili, zannetmek ve kesin bilmek olmak üzere iki zıt anlama sahiptir. 

Buradaki  الظَّنُّ  kelimesi  الَّذِينَ يَظُنُّونَ أنَّهم مُلاقُو رَبِّهِمْ  (Bakara Suresi, 46) ayet-i kerimesindeki gibi kesin bilgi manasındadır. Bu, yaygın bir kullanım şeklidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)