قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِه۪ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْۜ اَنُلْزِمُكُمُوهَا وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ ٢٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi ki |
|
| 2 | يَا قَوْمِ | kavmim |
|
| 3 | أَرَأَيْتُمْ | Ne dersiniz? |
|
| 4 | إِنْ | eğer |
|
| 5 | كُنْتُ | ben isem |
|
| 6 | عَلَىٰ | üzere |
|
| 7 | بَيِّنَةٍ | bir delil |
|
| 8 | مِنْ | -den |
|
| 9 | رَبِّي | Rabbim- |
|
| 10 | وَاتَانِي | ve bana vermişse |
|
| 11 | رَحْمَةً | bir rahmet |
|
| 12 | مِنْ |
|
|
| 13 | عِنْدِهِ | katından |
|
| 14 | فَعُمِّيَتْ | bu gizli bırakılmış ise |
|
| 15 | عَلَيْكُمْ | size |
|
| 16 | أَنُلْزِمُكُمُوهَا | biz sizi zorlayacak mıyız? |
|
| 17 | وَأَنْتُمْ | siz |
|
| 18 | لَهَا | onu |
|
| 19 | كَارِهُونَ | istemediğiniz halde |
|
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِه۪ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, يَا قَوْمِ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. Münada olan قَوْمِ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı اَرَاَيْتُمْ ’dur. Hemze istifham harfidir. اَرَاَيْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
تُ mütekellim zamiri كان ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. عَلٰى بَيِّنَةٍ car mecruru كُنْتُ ’nun mahzuf haberine mütealliktir.
مِنْ رَبّ۪ي car mecruru بَيِّنَةٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabının öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتٰين۪ي elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki ن۪ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. رَحْمَةً ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ عِنْدِه۪ car mecruru رَحْمَةً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عُمِّيَتْ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Naibi faili müstetir olup takdiri هى ’dir. عَلَيْكُمْ car mecruru عُمِّيَتْ fiiline mütealliktir.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتٰين۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
عُمِّيَتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi عمي ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَنُلْزِمُكُمُوهَا وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ
Cümle, رَاَيْتُمْ fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. نُلْزِمُكُمُوهَا damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. Muttasıl zamir هَا ikinci mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ cümlesi, نُلْزِمُكُمُوهَا ‘daki muhatab zamiri olan mef’ûlün hali olarak mahallen mansubdur.
Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. لَهَا car mecruru كَارِهُونَ ’ye mütealliktir. كَارِهُونَ haber olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Cemi müzekker muhatap muzari fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir و harfi getirilir. نُلْزِمُكُمُوهَ fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı/işbâ edatı denilir.
نُلْزِمُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi لزم ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
كَارِهُونَ sülâsî mücerredi كره olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِه۪ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْۜ اَنُلْزِمُكُمُوهَا وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِه۪ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْۜ terkibi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Münada olan قَوْمِ ’deki mütekellim zamirinin hazfi nida edenin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Nidanın cevabı olan اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِه۪ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْۜ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen alay, tevbih ve kınama manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır. İstifham harfi hemze, takrirî manadadır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Takrirde muhatabın bildiği bir şey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda ikna edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَرَاَيْتُمْ fiili, ilim manasında kullanılmıştır. Bu kullanımda, sebeb müsebbeb alakası ile mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Zikredilen rüyet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Akli ve görünmez olan bir durum, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur.
اَرَاَيْتُمْ fiilinin takdiri بَيِّنَةٍ olan mef’ûlünün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Müteaddî fiilin mef’ûlunun hazfi; sadece fiilin failden sudûrunu gösterir. Dikkatin fiile yoğunlaşmasını sağlar.
أرَأيْتُمْ takriri, istifhamdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) Dikkat çekme üsluplarından biridir.
اَرَاَيْتُمْ sözündeki fiil ister ‘görmek’, ister ‘bilmek’ manasında olsun, رَاَى fiilinin başına istifham hemzesi gelmiştir. Çünkü ilmen görmekte, kalple görülen şeyin neredeyse gözle görülür gibi zuhur ve inkişaf ettiği manası vardır. Burada soru rüyetin üzerinde gerçekleştiği şeyin hakikati hakkındadır. بصائر 'in (idrakin) gördüğü şey, بصار 'ın (gözün) gördüğü şeye ilave olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.72)
Bu ifade, her ne kadar şeklen bir istifham cümlesi ise de, bu gibi ifadelerin maksadı, alabildiğine bir taaccüp manasını ifade etmektir. Ve bu tıpkı senin, “Gördün mü, falanca ne yapmış! Kendisini neye duçar kılmış!” demen gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي terkibi, اَرَاَيْتُمْ fiiliyle, ikinci mef’ûlünün arasında, şart üslubunda gelmiş itiraziyedir. Nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. عَلٰى بَيِّنَةٍ car-mecrurunun müteallakı olan كَانَ ’nin haberi, mahzuftur.
بَيِّنَةٍ ’deki nekrelik nev ve tazim ifade eder.
مِنْ رَبّ۪ي car-mecruru بَيِّنَةٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf رَبّ۪ي izafetinde, mütekellim olan Hz. Peygamber’e ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması, Peygamberimizin, Allah’ın rububiyet vasfını ön plana çıkarmak isteğine işarettir.
Şartın cevabı, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Cevap cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur. Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
Bu, kin ve düşmanlıktan uzak bir şekilde tefekkür üzerine tefekkür etselerdi davetinin doğruluğunu bilirlerdi manasında bir tarizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاٰتٰين۪ي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِه۪ cümlesine dahil olan وَ itiraziyyedir. Bu cümle birbirine atfedilen iki itiraz cümlesi اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي ile فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْۜ arasında muterizadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
اٰتٰين۪ي fiilinin ikinci mef’ûlü رَحْمَةً ’deki nekrelik tazim ve kesret ifade eder.
مِنْ عِنْدِه۪ car-mecruru, رَحْمَةً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf عِنْدِه۪ izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan عِنْدِ , tazim ve şeref kazanmıştır.
Burada rahmetten maksat nübüvvet ve onların kerih gördüğü üstünlük nimetidir. Bu kelimenin البَيِّنَةِ ‘ye atfedilmesi ondan farklı bir şey olduğunu gösterir. Bu fark umum-husus farkıdır. الرَّحْمَةَ (rahmet) kelimesi البَيِّنَةِ (delil) kelimesinden daha geneldir. Çünkü doğruluğunun delili rahmet cümlesindendir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Söz konusu rahmet, hüccetin kendisi olabilir. Hüccete rahmet denmesi, bunun Allah katından büyük bir nimet olduğu içindir.
Hüccet, hakikati gösteren basiret olabildiği gibi (onun karşıtı körlük) hak da olabilir. Zira kör olan kimse ne kendisi hidayete erer ne de başkasını hidayete erdirir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İtiraziyye olan müspet mazi fiil sıygasındaki فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْ cümlesi, فَ ile önceki itiraz cümlesi اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي ‘ye atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْ ifadesindeki istila manası taşıyan عَلَيْ harfinde istiare sanatı vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. Körlük, o kimseleri kaplamış gibi ifade edilerek bir şeyi tamamen sarıp sarmalayan, gözle görülen bir maddeye benzetilmiştir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
فَعُمِّيَتْ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kur'ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
فَعُمِّيَتْ ibaresi istiaredir. Çünkü رَحْمَةً körlükle nitelenemez; rahmetin bulunduğu yerleri ayırt etme ve algılama konusunda insanlar “kör olmakla” nitelenebilir. İnsanlar rahmete karşı kör olmakla nitelenince rahmetin ters çevirme (kalb) üslubu üzere (Kalb, cümle öğelerinin belaği bir amaçla ters çevrilmesidir. Burada “insanların rahmete karşı kör edilmesi’’ ifadesi “rahmetin insanlara karşı kör edilmesi” şeklinde ters çevrilmiştir. Bu suretle ifade, teşbih ve yüklü istiare mecazı formatına sokulmuş, (sanki kusur insanların) “rahmet yerlerini görmemelerinden değil, rahmetin insanları görmemesindendir” şeklinde tehekküm/sitem, (serzeniş) içeren bir anlatım boyutuna taşınmış oluyor) körlükle nitelenmesi de güzel düşmüştür. Bu, أدخلتَ الخَاتمَ في اصباعيوالمغفرَ في رأسي (Yüzüğü parmağıma, miğferi başıma geçirdin.) denilmesi gibidir. Oysa gerçekte parmak yüzüğe, baş da miğfere girmiştir. Ayrıca burada فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْ ifadesinin خُفِيَتْ عَلَيْكُمْ '' o (rahmet) size gizlendi.'' anlamında olması caizdir. Bu tabir, عَمِىَ عَلَىَّ حَبْرُهُمْ وَ عَمِىَ عَلَىَّ اَسْرُهُمْ (Onların haber ve bilgisi bana kör/gizli oldu.) ifadelerine benzemektedir. (Şerîf er-Radî, Kur’an Mecazları)
Görmenin zıttı olan körlük sebebiyle size aşikâr olamadı. Göremedikleri için hüccetle hidayete ulaşamayanlar gözleri görmediği için yolunu yöntemini bilmeyen kimseye benzetilmiştir. Yolunu şaşırmış kör bir adam nasıl doğru yola erebilir. O kimseye her yol meçhuldür. Gören için ise aydınlık ve nettir. Ayette istiare-i temsiliyye vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْ Burada anlamadığı için hüccetle hidayete eremeyen kimse istiare-i temsiliyye yoluyla, yollarını bilemediği için bir çöle giren ve çölde kör bir rehbere tâbi olan kimseye benzetilmiştir.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
عَلى mecazi istila, yani temekkün, yerleşme manasındadır. Ona olan rahmet ve beyyinenin ayrılmayacak bir kuvvette olduğunu gösterir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır. Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi)
İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
اَنُلْزِمُكُمُوهَا cümlesi, اَرَاَيْتُمْ fiilinin ikinci mef’ûlü yerindedir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tevbih ve kınama manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
أنُلْزِمُكُمُوها cümlesindeki istifham, istifham-ı inkârîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetteki اَنُلْزِمُكُمُوهَا [Sizi ona zorlayacak mıyız?] ifadesinde üç zamir vardır; Mütekellim zamiri نُ (biz), gaib zamiri هَا (ona) ve muhatap zamiri كُمُ (sizi). و ise işbâ için gelmiş zaid harftir.
Hudus, teceddüt istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında gelen cümlede iltifat sanatı vardır. Önceki cümlelerdeki müfret mütekellim zamirinden bu cümlede cemi mütekellim zamirine iltifat edilmiştir.
Nuh’un (a.s) kavminden inanmayanların halini belirten وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ cümlesi, hal وَ ’ıyla ayete dahil olmuştur. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. لَهَا car mecruru ihtimam için, amili olan كَارِهُونَ ‘ye takdim edilmiştir.
Müsned olan كَارِهُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)