اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ ٢٦
اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ
Fiil cümlesidir. اَنْ tefsiriyye harfidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَعْبُدُٓوا fiili ن ’un hazfıyla meczum muzaridir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. اللّٰهَ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.
Tefsiriyye; kelamdaki kapalılığı veya karışıklığı ortadan kaldırmak maksadıyla getirilen açıklayıcı kelamla yapılan ıtnâb türüne verilen isimdir. Tefsir, ifadeyi eksik ve fazla olmamak kaydıyla sadece kullanılan önceki ibareyi izah etmeyi amaçlar; ek bir mana getirmez. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَخَافُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اَخَافُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ’dir. عَلَيْكُمْ car mecruru اَخَافُ fiiline mütealliktir. عَذَابَ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. يَوْمٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَلِيمٍ kelimesi يَوْمٍ ’in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَل۪يمٍ sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ
Tefsiriyye olan اَنْ ’i takip eden لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَ cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Ayetin fasıl sebebi, kemâl-i ittisâldir.
لَا ve اِلَّا ile gelen kasr üslubu cümleye ‘ Sadece ve sadece Allah’a ibadet edin’ ve ‘Allah’tan başkasına ibadet etmeyin’ şeklinde olumlu ve olumsuz olmak üzere iki mana kazandırır. Sadece Allah’a kulluk edilmesini kesin bir dille ifade eder. “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin.” ifadesi, nefîden yapılan istisnadır. Bu da, müstesnadan başkasının, nefyini gerektirir.
Nehiy harfi لَا ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr fiille mefûlü arasındadır. تَعْبُدُٓوا , maksur/sıfat, اللّٰهَ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Yani müsned, bu mef’ûle hasredilmiştir. Başka mef'ûllere değil. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.
Buradaki اَنْ harfinin muhaffefe olması da caizdir. Böylece hemzenin fethalı okunmasıyla أنِّي لَكم نَذِيرٌ مُبِينٌ cümlesinden bedel olur. İsmi mahzuf zamir-i şandır. Takdiri: أنَّهُ لا تَعْبُدُوا إلّا اللَّهَ şeklindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَا تَعْبُدُٓوا [Kulluk etmeyin!] ifadesi اِنّ۪ي لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ [Ben sizin için bir uyarıcıyım.] cümlesinden bedeldir yani “Allah’tan başkasına” kulluk etmeyin diye... Veya اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا cümlesindeki اَنْ harfi, اَرْسَلْنَا ’ya veya نَذ۪يرٌ ’e müteallık olup tefsir içindir.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir.
Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْكُمْ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Az sözle çok anlam ifade etmiş olan عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ izafeti, اَخَافُ fiilinin mef’ûlüdür.
اَل۪يمٍ , muzâfun ileyh olan يَوْمٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
يَوْمٍ ‘deki nekrelik tazim içindir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1.)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette sözü edilen “gün” aslında “acıklı” değil; “acılarla dolu” bir gündür. Yani acıları tadacak olan günün kendisi değil, o günü yaşayacak olan insanlardır. Bu ifadede mecazî isnad vardır. “Acı” olgusunu zihinlerde somutlaştırmak için bilerek seçilmiştir. Yani o günün kendisi acılarla yüklüdür. Âşûr da aynı görüştedir.
1. ve 3. ayetle iktibas sanatı vardır.
Allah Teâlâ daha sonra [Allah'tan başkasına ibadet etmeyin.] buyurmuştur. Bundan dolayı bu ifade, ayetteki, “Şüphesiz ki ben sizin için apaçık bir nezirim.” ifadesinden bedeldir. Sonra da Cenab-ı Hakk bu ifadeyi, “Hakikat, ben sizin başınıza acıklı bir günün azabının gelmesinden endişe ediyorum.” ifadesiyle tekid etmiştir. O büyük acı, o günde gerçekleşeceği için bu acı, o güne izafe edilmiştir. Bu, arapların “gündüzün oruç, gecen namaz” sözü gibidir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)