İbrahim Sûresi 45. Ayet

وَسَكَنْتُمْ ف۪ي مَسَاكِنِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ الْاَمْثَالَ  ٤٥

“Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَسَكَنْتُمْ ve oturmuştunuz س ك ن
2 فِي
3 مَسَاكِنِ yerlerinde س ك ن
4 الَّذِينَ kimselerin
5 ظَلَمُوا zulmeden(lerin) ظ ل م
6 أَنْفُسَهُمْ kendilerine ن ف س
7 وَتَبَيَّنَ ve belli olmuştu ب ي ن
8 لَكُمْ size
9 كَيْفَ nasıl ك ي ف
10 فَعَلْنَا yaptığımız ف ع ل
11 بِهِمْ onlara
12 وَضَرَبْنَا ve anlatmıştık ض ر ب
13 لَكُمُ size
14 الْأَمْثَالَ misallerle م ث ل
 
Bu dünyada Allah’ın birliğine inanmayan, O’na ortak koşan, âhiret hayatını ve Allah’ın oradaki nihaî yargılamasını inkâr eden,dolayısıyla kendilerine kötülük eden kimseler âhiret azabını gördüklerinde dünyada yaptıklarına pişman olacaklar ve kaçırmış oldukları imkânı telâfi etmek için Allah’tan mühlet isteyeceklerdir. “Rabbimiz! Bize kısa bir süre daha ver” meâlindeki cümle zalimlerin, iman edip güzel işler yapmak, böylece âhiret azabından kurtulmak için dünyaya geri gönderilmek istediklerini ifade eder (krş. En‘âm, 6/23; Mü’minûn 23/99-100). “Sizin için bir yok oluş bulunmadığına daha önce yemin etmemiş miydiniz?” meâlindeki soru, kınama ve yerme mahiyetinde olup zalimlerin bu isteklerinin yerine getirilmeyeceğini gösterir. İnkârcı zalimler bu yeminleriyle öldükten sonra dirilme olmayacağını ve herhangi bir cezaya çarptırılmayacaklarını iddia ediyorlardı (krş. Nahl, 16/38). Oysa onlardan önce de peygamberlere ve onların getirdiği dinî ve ahlâkî değerlere karşı çıkarak kendi felâketlerini hazırlayan Nûh, Âd, Semûd gibi kavimler olmuştu; zalimler onların başına gelen felâketlerden haberdardı; çünkü onların yurtlarına yerleşip aynı çevrede yaşamışlardı (Taberî, XIII, 243). Ayrıca onlara ibret almaları için peygamberler vasıtasıyla benzeri başka misaller de getirilmiş, insanı yoktan yaratan Allah’ın onu öldükten sonra diriltebileceğine ve dünyada cezalandırdığı gibi âhirette de cezalandırabileceğine işaret edilmişti. Fakat onlar bunu görmezlikten ve işitmezlikten gelmişlerdi. 44. âyette Allah Teâlâ, insanların bu kötü duruma düşmemeleri ve dünyada iken âhiret hayatına hazırlık yapmaları için onları uyarmasını Hz. Peygamber’e emretmiştir.

Kaynak :Kur’anYolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 324-325
 

وَسَكَنْتُمْ ف۪ي مَسَاكِنِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

سَكَنْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ي مَسَاكِنِ  car mecruru  سَكَنْتُمْ  fiiline müteallik olup, müntehel cumû’ sıygasında marife olduğundan esra almıştır.

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

ظَلَمُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْفُسَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. تَبَيَّنَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Kelamın siyakından anlaşıldığı için fail mahzuftur. Takdiri;  تبيّن حالهم (Onların hali apaçık oldu) şeklindedir.  لَكُمْ  car mecruru  تَبَيَّنَ  fiiline mütealliktir. كَيْفَ  istifham ismi, amili  فَعَلْنَا  ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.

فَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بِهِمْ  car mecruru  فَعَلْنَا  fiiline mütealliktir.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَبَيَّنَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  بين ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.      

   

 

وَضَرَبْنَا لَكُمُ الْاَمْثَالَ

 

Fiil cümlesdir.  وَ  istînâfiyyedir.  ضَرَبْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. لَكُمُ  car mecruru  ضَرَبْنَا  fiiline mütealliktir.  الْاَمْثَالَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

 

وَسَكَنْتُمْ ف۪ي مَسَاكِنِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ 

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki  اَقْسَمْتُمْ  fiiline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebata, temekkün ve istikrara işaret etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzâfun ileyh konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  ظَلَمُٓوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Muzâfun ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi, sonradan gelen habere dikkat çekmenin yanında bu kişileri tahkir ifade eder.

سَكَنْتُمْ - مَسَاكِنِ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cenab-ı Hak,  وَسَكَنْتُمْ ف۪ي مَسَاكِنِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ [nefislerine zulmedenlerin aralarında da yerleştiniz.] buyurarak onları daha çok korkutmuştur. Bu, “Siz, sizden önce yaşamış olan Nuh, Âd ve Semûd kavimleri gibi kâfir olup, küfür ve isyan etmek suretiyle kendilerine yazık edenlerin yerlerine yerleştiniz. وَتَبَيَّنَ لَكُمْ  كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ [Onlara neler yaptığımız, sizin için apaçık meydana çıktı.] buyurmuştur. Bu, “Onların neticelerinin, günaha, vebale, ilahî cezaya ve rezilliğe vardığı, sizce anlaşıldı” demektir. Cenab-ı Hakk’ın  وَضَرَبْنَا لَكُمُ الْاَمْثَالَ [Size birçok misaller de gösterdik.] ifadesi ile Kur’an’da bildirdiği, doğrudan yaratmaya kādir olduğu gibi, tekrar yaratmaya da kādir olduğunu; peşin ceza verdiği gibi, azabı ertelemeye de kādir olduğunu göstermek için irâd ettiği misalleri murad etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Burada muhataplar öncekilerin kendi aleyhlerine yaptıklarını yapmamaları konusunda ima yollu uyarılmışlardır. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)

وَسَكَنْتُمْ ف۪ي مَسَاكِنِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ  [Sizler kendilerine zulmeden kimselerin yerlerine yerleştiniz] küfür ve isyan ederek, mesela Âd ve Semûd kabileleri gibi.  سَكَنْ 'nin aslı ف۪ي  edatı ile geçişli olmaktır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ [kendilerine zulmedenler] denilmesi, zulüm sonucunun mutlaka kendi sahibine döneceğini bildirmektedir. Kendilerine zulmedenlerden murad, mühlet isteyenlerin ve onlara cevap olarak zikredilen hitabın, Peygamberimiz (s.a.v) tarafından uyarılanlara mahsus olması takdirinde, helak edilen bütün eski ümmetlerdir. Mühlet istemek ile mezkûr hitabın hepsine şamil olması halinde ise, Hûd ve Nûh (a.s) kavimleri gibi ilk kavimlerdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)      


وَتَبَيَّنَ لَكُمْ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

تَبَيَّنَ  fiilinin siyaktan anlaşılan faili mahzuftur. Cümlenin takdiri:  تبيّن حالهم (Onların hali ortaya çıktı) şeklindedir.


 كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. 

İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Soru ismi  كَيْفَ , amili  فَعَلْنَا بِهِمْ  olan mukaddem haldir. 

Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

Aslında bütün mamullerin cümledeki yeri, amilinden sonra gelmesidir. Bu takdim, soru isimlerinin sadaret hakkı nedeniyledir.

İstifham üslubunda olmasına rağmen terkib, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak taaccüb ve uyarı anlamına gelmesi nedeniyle mecazı mürsel mürekkebtir. Ayrıca istifhamda tecahülü arif sanatı vardır.

فَعَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 


 وَضَرَبْنَا لَكُمُ الْاَمْثَالَ

 

وَ  istînâfiyyedir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede car mecrurun takdimi söz konusudur.  لَكُمُ  siyaktaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.

ضَرَبْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

Önceki cümledeki gaib zamirden bu cümlede söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle muhatab zamirine iltifat edilmiştir.

Eğer geçen hitap, Peygamberimiz (s.a.v) tarafından korkutulanlara mahsus olması takdirinde, ‘’Kur’an-ı Azim'de size misaller beyan ettik’’, demektir. Geçen hitabın, bütün zalimleri kapsaması takdirinde ise, ‘’Peygamberlerin lisanlarıyla size misaller beyan ettik’’, demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)