İbrahim Sûresi 44. Ayet

وَاَنْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْت۪يهِمُ الْعَذَابُۙ فَيَقُولُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا رَبَّـنَٓا اَخِّرْنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍۙ نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِـعِ الرُّسُلَۜ اَوَلَمْ تَكُونُٓوا اَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍۙ  ٤٤

(Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, “Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim” diyecekler. Onlara şöyle denilecek: “Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأَنْذِرِ ve uyar ن ذ ر
2 النَّاسَ insanları ن و س
3 يَوْمَ güne (karşı) ي و م
4 يَأْتِيهِمُ kendilerine geleceği ا ت ي
5 الْعَذَابُ azabın ع ذ ب
6 فَيَقُولُ ve diyecekleri ق و ل
7 الَّذِينَ
8 ظَلَمُوا zalimlerin ظ ل م
9 رَبَّنَا Rabbimiz ر ب ب
10 أَخِّرْنَا bizi ertele ا خ ر
11 إِلَىٰ -ye kadar
12 أَجَلٍ bir süre- ا ج ل
13 قَرِيبٍ yakın ق ر ب
14 نُجِبْ gelelim ج و ب
15 دَعْوَتَكَ senin çağrına د ع و
16 وَنَتَّبِعِ ve uyalım ت ب ع
17 الرُّسُلَ elçilere ر س ل
18 أَوَلَمْ
19 تَكُونُوا etmemiş miydiniz? ك و ن
20 أَقْسَمْتُمْ yemininizi ق س م
21 مِنْ
22 قَبْلُ önceden ق ب ل
23 مَا olmadığına
24 لَكُمْ sizin için
25 مِنْ hiçbir
26 زَوَالٍ zeval ز و ل
 
Bu dünyada Allah’ın birliğine inanmayan, O’na ortak koşan, âhiret hayatını ve Allah’ın oradaki nihaî yargılamasını inkâr eden,dolayısıyla kendilerine kötülük eden kimseler âhiret azabını gördüklerinde dünyada yaptıklarına pişman olacaklar ve kaçırmış oldukları imkânı telâfi etmek için Allah’tan mühlet isteyeceklerdir. “Rabbimiz! Bize kısa bir süre daha ver” meâlindeki cümle zalimlerin, iman edip güzel işler yapmak, böylece âhiret azabından kurtulmak için dünyaya geri gönderilmek istediklerini ifade eder (krş. En‘âm, 6/23; Mü’minûn 23/99-100). “Sizin için bir yok oluş bulunmadığına daha önce yemin etmemiş miydiniz?” meâlindeki soru, kınama ve yerme mahiyetinde olup zalimlerin bu isteklerinin yerine getirilmeyeceğini gösterir. İnkârcı zalimler bu yeminleriyle öldükten sonra dirilme olmayacağını ve herhangi bir cezaya çarptırılmayacaklarını iddia ediyorlardı (krş. Nahl, 16/38). Oysa onlardan önce de peygamberlere ve onların getirdiği dinî ve ahlâkî değerlere karşı çıkarak kendi felâketlerini hazırlayan Nûh, Âd, Semûd gibi kavimler olmuştu; zalimler onların başına gelen felâketlerden haberdardı; çünkü onların yurtlarına yerleşip aynı çevrede yaşamışlardı (Taberî, XIII, 243). Ayrıca onlara ibret almaları için peygamberler vasıtasıyla benzeri başka misaller de getirilmiş, insanı yoktan yaratan Allah’ın onu öldükten sonra diriltebileceğine ve dünyada cezalandırdığı gibi âhirette de cezalandırabileceğine işaret edilmişti. Fakat onlar bunu görmezlikten ve işitmezlikten gelmişlerdi. 44. âyette Allah Teâlâ, insanların bu kötü duruma düşmemeleri ve dünyada iken âhiret hayatına hazırlık yapmaları için onları uyarmasını Hz. Peygamber’e emretmiştir.

Kaynak :Kur’anYolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 324-325
 

وَاَنْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْت۪يهِمُ الْعَذَابُۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istîinâfiyyedir. اَنْذِرِ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. النَّاسَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  

يَوْمَ  zaman zarfı, ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muzâf hazf edilmiştir. Takdiri;  أنذرهم أهواله (Onun dehşetiyle uyar) şeklindedir. يَأْت۪يهِمُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يَأْت۪يهِمُ  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir  هِمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْعَذَابُ  fail olup damme ile merfûdur. 

اَنْذِرِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  نذر ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


 فَيَقُولُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا رَبَّـنَٓا اَخِّرْنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍۙ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası  ظَلَمُوا ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.

ظَلَمُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli,  رَبَّـنَٓا اَخِّرْنَٓا ‘dır.  يَقُولُ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı  اَخِّرْنَٓا ‘dır.  

اَخِّرْنَٓا  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mütekellim zamiri  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلٰٓى اَجَلٍ  car mecruru  اَخِّرْنَٓا  fiiline mütealliktir.  قَر۪يبٍ  kelimesi  اَجَلٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir. 

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَخِّرْنَٓا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  أخر ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

 

 

 

نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِـعِ الرُّسُلَۜ 

 

Fiil cümlesidir. فَ  karînesi olmadan gelen  نُجِبْ دَعْوَتَكَ  cümlesi talebin cevabıdır.

نُجِبْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن’ dur. دَعْوَتَكَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mansubdur. نَتَّبِـعِ  atıf harfi  وَ  ile talebin cevabına matuftur.

نَتَّبِـعِ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن’ dur. الرُّسُلَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

نُجِبْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi جوب ‘dir.

نَتَّبِـعِ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dır.

İftiâl babı fiile, mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut, hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.  


 

  اَوَلَمْ تَكُونُٓوا اَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍۙ

 

Cümle, mukadder sözün mekulü’l kavlidir. Takdiri,  فيقال لهم  (Onlara …. denir.) şeklindedir.

İsim cümlesidir. Hemze istifham harfidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

تَكُونُٓوا  nakıs,  نْ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı  تَكُونُٓوا  ‘nin ismi olarak mahallen merfûdur. اَقْسَمْتُمْ  cümlesi, تَكُونُوا ‘nun haberi olarak mahallen mansubdur.

اَقْسَمْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ قَبْلُ  car mecruru  اَقْسَمْتُمْ  fiiline müteallik olup, cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍ  cümlesi, kasemin cevabıdır. 

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  لَكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  زَوَالٍ  lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur.

قَبْلُ  zarfı muzâfun ileyhi hazf edilince damme üzere mebni olur: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ  zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَقْسَمْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  قسم ‘dir.

 

وَاَنْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْت۪يهِمُ الْعَذَابُۙ 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

يَوْمَ يَأْت۪يهِمُ الْعَذَابُ  izafeti, iki mef’ûle müteaddi olan  اَنْذِرِ  fiilinin ikinci mef’ûlüdür.

Muzâfun ileyh olan  يَأْت۪يهِمُ الْعَذَابُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَأْت۪يهِمُ الْعَذَابُۙ  cümlesinde istiare sanatı vardır. Azap, أتي  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Azabın bir şahıs gibi gelecek olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

أت۪ي  fiilinin azaba isnadı, mecaz-ı aklîdir.

Azabın gelmesi  يَأْت۪يهِمُ الْعَذَابُ  ifadesi, mecâz-ı mürsel olarak vuku bulması manasında kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

يَوْمَ يَأْت۪يهِمُ الْعَذَابُ  [Kendilerine o azabın geleceği gün], kıyamet günü ile yani bu günün geleceği ile onları korkut demektir. Bugün, mükâfatın da verileceği bir gün olmakla birlikte, özellikle azap günü diye söz edilmesi, ifadelerin isyankârlara tehdit mahiyetinde olmasından dolayıdır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Bundan önce onların azabının ertelenmesinin hikmeti bildirildikten sonra bu ayette de Peygamberimize hitap edilerek onları uyarması ve korkutması emredilmektedir.Bu insanlardan murad, zalim olarak ifade edilmiş olan kâfirlerdir. Nitekim azabın gelmesi ifadesinin zahiri de bunu gerektirmektedir. Yahut bu insanlardan murad, bütün insanlardır. Zira uyarı, her iki fırkayı da kapsamaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 


 فَيَقُولُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا رَبَّـنَٓا اَخِّرْنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍۙ

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile  يَأْت۪يهِمُ الْعَذَابُۙ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Fail konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan  ظَلَمُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi, sonradan gelen habere dikkat çekmenin yanında bu kişileri tahkir ifade eder.

يَقُولُ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  رَبَّـنَٓا اَخِّرْنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Nida harfinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif mütekellimin Allah Teâlâ’ya yakın olma isteğini,  رَبَّـنَا  izafeti, Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini ve onun rahmetine duyduğu ihtiyacın derecesini gösterir.

Nidanın cevabı olan  اَخِّرْنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Cümle emir üslubunda geldiği halde dua manası taşıması sebebiyle, mecâz-ı mürsel mürekkebtir.

قَر۪يبٍ  kelimesi,  اَجَلٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

اَجَلٍ ‘deki nekrelik, kıllet ifade eder.

Onların zalimler olarak zikredilmeleri, zulümlerini tescil etmek ve karşılaştıkları azabın, zulümleri sebebiyle olduğunu zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Alimler  اَخِّرْنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍ [bizi yakın bir zamana kadar beklet…] ifadesi ile ne kastedildiği hususunda ihtilaf etmişler ve bazı alimler: “Onlar, dünyada yapamadıkları şeyleri telafi etmek için dünyaya dönmeyi isterler” demiş, bazıları da, “Hayır, onlar teklif haline dönmeyi istemişlerdir” demiştir. Bu ikincilerin delili, onların, “Senin davetine icabet edelim, peygamberlere tabi olalım” şeklindeki sözleridir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

 

نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِـعِ الرُّسُلَۜ 

 

 

Şart üslubundaki terkip, fasılla gelmiştir. Cümlede icaz-ı hazif sanatı vardır. Şart cümlesi mahzuftur. 

ف  karinesi olmadan gelen mukadder şartın cevap cümlesi  نُجِبْ دَعْوَتَكَ , meczum muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mahzuf şart ve mezkur cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Veciz ifade kastına matuf  دَعْوَتَكَ  izafetinde Allah Teâlâya ait zamire muzaf olan  دَعْوَتَ  tazim edilmiştir.

Aynı üslupta gelen  وَنَتَّبِـعِ الرُّسُلَ  cümlesi, şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

ظَلَمُوا - الْعَذَابُ  ve  دَعْوَتَكَ - الرُّسُلَۜ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Şart edatı ile fiilin hazfi, talep ifade eden fiillerden sonra mecburidir. «- bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin..» (Âl-i İmrân, 31.) ayeti buna misaldir. Bu ayette hazif eğer bana uyarsanız, şeklindedir.  ان زرتنا فانكر مك  Bizi ziyaret edersen sana ikramda bulunuruz, cümlesi buna misaldir. Bu ifadeden, ziyaret edenlere ikramın lüzumunu tekid anlaşılmaktadır. İbnu Abdisselam şunu ilave eder: Çünkü emir, icab ifade eder. Haber cümlesi icabda, talep cümlesi gibidir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân c.2 s.105-172)


 اَوَلَمْ تَكُونُٓوا اَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍۙ

وَ  atıf, hemze tevbih ve takrir manasında istifham harfidir. Cümlede icaz-ı hazif sanatı vardır. Cümlenin başında takdiri  فيقال لهم  [Onlara …. denir.] olan fiil mahzuftur. Mahzufla birlikte cümle hükümde ortaklık nedeniyle  فَيَقُولُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا  cümlesine atfedilmiştir. 

Menfi nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu mahzuf sözün mekulü’l-kavli, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.  

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen soru anlamı değil de kınama, tevbih ve takrir kastı taşıyan cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle tecâhül-i ârif sanatı vardır.

تَكُونُٓوا ’nün haberi olan  اَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

اَقْسَمْتُمْ  fiiline müteallik  قَبْلُۚ , cer mahallinde, muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. Muzâfun ileyhin sözün gelişinden anlaşıldığı ve fazla sözden sakınmak için hazfedilmesi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍ  cümlesi, اَقْسَمْتُمْ  için beyaniye (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. مَا لَكُمْ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Zaid  مِنْ  harfinin dahil olduğu  زَوَالٍ  muahhar mübtedadır. 

وَالٍ ‘deki nekrelik nev ve kıllet ifade eder. Zaid  مِنْ  ve  مَا harfleri sebebiyle “hiçbir” anlamı kazanmıştır. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şumûle işaret eder. 

Müsnedün ileyh olan  زَوَالٍ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

قَبْلُ - قَر۪يبٍ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍ  [Sizin için asla [son/zeval] yoktur.] ifadesi kasemin/yeminin cevabıdır. Cevabın, [“kendileri için” şeklinde değil de “sizin için” şeklinde] muhatap kipinde gelmiş olması, “yemin etmez miydiniz’?” ifadesinin bu kipte kullanılmış olmasından dolayıdır. Eğer yemin eden kimselerin ifadeleri doğrudan nakledilecek olsaydı o zaman “Bizim için zeval yoktur.” denilirdi. Anlam, “Dünyada bâki kalacağınıza, asla ölmeyeceğinize, fâni olmadığınıza dair yemin etmiştiniz.” şeklindedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)