“آخِرٌ” bazen “أوَّلٌ” (ilk) sözcüğünün bazen de “َوَاحِدٌ” (bir) sözcüğünün karşıtı olarak kullanılır. “İlk yaratılış” “دَارُ الدُّنْيَا” (Dünya yurdu) tabiriyle ifade edildiği gibi, “ikinci yaratılış” da “دَارُ اْﻻَخِرَةِ” (Ahiret yurdu) tabiriyle ifade edilmiştir.
"وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُۢ" (Ankebût, 64))
Bazen de, örneğin şu ayette olduğu gibi, “الدَّارُ” sözcüğü zikredilmez:
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا النَّارُۘ
Fakat onlar âhirette öyle haldedirler ki kendilerine ateşten başka bir şey yoktur. (Hûd, 16)
Bazen “الدَّارُ” sözcüğü, “الآخِرَةُ” sözcüğüyle vasfedilir. Bazen de onun muzâfı olur. Örneğin,
وَالدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونََۜ
Hâlbuki âhiret yurdu Allah’tan korkanlar için daha hayırlıdır. (A’raf, 169)
(تَأْخِيرٌ /te’hîrun) sözcüğü “تَقْدِيمٌ” sözcüğünün karşıtıdır, (“tehîr etmek, geciktirmek, geride, arkada olmasını, geride kalmasını sağlamak ya da tutmak” anlamlarına gelir.) Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
بِمَا قَدَّمَ وَاَخَّرَۜ .....
(“…yaptıklarıyla mukaddem, muahhar.”) (Kıyamet, 13) (Rağıp El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramlar Sözlüğü)
‘Ahiret’, kavram olarak, öbür dünya, ölümden sonraki hayat demektir. Kur’an’da çok sık yer alan bu kavram, bazen ‘yevmü’l ahira-ahiret günü’, ‘darü’l ahira-son yerleşim yeri’ şeklinde, ifade edilmektedir.
Dünya hayatı için ilk (ûla) ölümden sonraki hayatı için ise ‘ahiret (son hayat)’ denmiştir. Bu anlamda dünya, yakın ikamet yeri, ‘ahiret’ ise son ikamet yeridir. Kur’an, ‘ahiret’ kavramını sık sık dünya kelimesiyle birlikte kullanmaktadır.
Her ikisi arasında sıkı bir ilişki vardır. Ahiret dünya hayatını takip eden, ama ölümsüz bir hayatın adıdır. Başka bir deyişle, ‘ahiret’ dünya hayatının sonuçlarının alınacağı, dünya hayatının değerlendirileceği zamandır. Kelime anlamı yönünden, sonradan gelen olduğu için, insanın ölümüyle başlayan bir hayattır diyebiliriz. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 34.)
Âhiret, a-h-r kökünden türemiş olup, evvelin mukabili ve “son” mânasındaki âhirin müennesi olup Kur’an’da 110 yerde geçer. Bunun yirmi altısında müzekker ve el-yevm kelimesine sıfat şeklinde el-yevmü’l-âhir (son gün), dokuzunda dâr ile sıfat veya isim tamlaması halinde ed-dârü’l-âhire, dârü’l-âhire (son ikamet mahalli), birinde en-neş’etü’l-âhire (ikinci yaratılış, son hilkat) tarzında, elli yerde de dünya ile (ikisinde dünya mânasındaki ûlâ ile) mukabele edilmiş olarak zikredilir. el-Âhirenin, yalın olarak kullanıldığı yerlerde de ed-dârü’l-âhire tamlaması mânasında olduğu kabul edilir. Bu kullanılış şekillerinden de anlaşılacağı üzere âhiret mefhumu ile dünya mefhumu arasında sıkı bir münasebet vardır. Âhiret dünya hayatını takip eden, ona benzer fakat daha değişik ve ölümsüz bir hayattan, ebediyet âlemine ait çeşitli merhaleler ve hallerden ibarettir. Kur’ân-ı Kerîm’de yüzden fazla terim ve deyim kullanılarak âhiret akîdesi işlenmekte (bk. Gazzâlî, IV, 516-517; Zebîdî, X, 462-465), konuyla ilgili âyetler hem Mekkî hem de Medenî sûrelerde sık sık tekrarlanmaktadır. Birçok sûrede kâinatın, özellikle insanın yaratılışından, evrenin idare edilişinden ve hayatın akışından bahseden âyetlerle âhiret hayatını tasvir eden âyetler yan yana yer almıştır (bk. Mülk, İnsân, Mürselât, Nebe’, Nâziât, Târık, A‘lâ sûreleri). Kur’an’ın tasvirine göre dünya hayatı bir “oyun ve eğlence”, bir “süs ve övünüş”tür; “mal, evlât ve nüfuz yarışı”dır. Netice itibariyle o geçici bir faydalanış ve aldanış vesilesidir. Asıl hayat âhiret hayatıdır, huzur ve sükûn sadece ölümsüz âlemdedir (bk. el-Ankebût 29/64; el-Mü’min 40/39; el-Hadîd 57/20). Nitekim birçok âyette ölüm ve âhiret hayatı “buluşmak, sevdiğine kavuşmak” anlamındaki likā (likāullah, likāü’l-âhire) kelimesiyle ifade edilmiştir (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “liḳāʾ” md.). (Bekir Topaloğlu, “Ahiret” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 1 : 543.)
Son” mânasına gelen âhir, esmâ-i hüsnâdan biri olarak Kur’an’da bir âyette geçer ve “ilk” mânasındaki evvel ile birlikte Allah’a nisbet edilir (bk. el-Hadîd 57/3). Âhir kelimesi, “Allahım! Sen evvelsin, senden önce hiçbir şey yoktur ve sen âhirsin, senden sonra da hiçbir şey yoktur” (Müslim, “Ẕikir”, 61; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 109) anlamındaki sözlerle başlayan Hz. Peygamber’in bir münâcâtında da esmâ-i hüsnâdan biri olarak kullanılmıştır. “İlk”, varlığın (vücûd) ve dolayısıyla zamanın geriye doğru, “son” ise ileriye doğru uzanmasıdır. Bu kavramlar Allah’a nisbet edildiğinde evvel “varlığının başlangıcı olmayan” yani “ezelî olan”, âhir de “varlığının sonu olmayan” yani “ebedî” mânasına gelir. (Bekir Topaloğlu, “Ahir”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 1 : 542.)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
وَبِالْاخِرَةِ | ve ahirete de |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahireti verip |
|
|
الْاخِرَةُ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette de |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
أُخَرَ | başka |
|
|
أُخَرَ | başka |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette de |
|
|
تَأَخَّرَ | geri kalırsa |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ahirette (de) |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ve ahiret |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْأُخْرَىٰ | diğerine |
|
|
وَأُخَرُ | ve diğerleri de |
|
|
وَأُخْرَىٰ | öteki de |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ve ahirette |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ve ahirette |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ve ahirette de |
|
|
اخِرَهُ | sonunda |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةَ | ahireti |
|
|
أُخْرَاكُمْ | arkanızdan |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahireti karşılığında |
|
|
وَالْاخِرَةُ | ve ahiret |
|
|
أَخَّرْتَنَا | bizi erteleseydin |
|
|
اخَرِينَ | başkalarını |
|
|
أُخْرَىٰ | öteki |
|
|
بِاخَرِينَ | başkalarını |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ve ahiret |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
الْاخَرِ | ötekinden |
|
|
الْاخِرَةِ | Âhirette ise |
|
|
اخَرِينَ | başka |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette de |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
اخَرَانِ | diğer iki kişi (şahidlik etsin) |
|
|
فَاخَرَانِ | başka iki kişi |
|
|
وَاخِرِنَا | ve sonramız için |
|
|
اخَرِينَ | başka |
|
|
أُخْرَىٰ | başka |
|
|
الْاخِرَةُ | ahiret |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
اخَرِينَ | başka |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
أُخْرَىٰ | bir başkasının |
|
|
يَسْتَأْخِرُونَ | geri kalmazlar |
|
|
أُخْرَاهُمْ | sonrakiler |
|
|
لِأُخْرَاهُمْ | sonrakilere |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahireti de |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
الْاخِرَةُ | Âhiret |
|
|
وَاخَرِينَ | ve başkalarını |
|
|
الْاخِرَةَ | ahireti |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ve ahirette |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ve ahirette |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
وَاخَرُونَ | ve başka bir kısmı da |
|
|
وَاخَرَ | diğer |
|
|
وَاخَرُونَ | ve başkaları da var ki |
|
|
وَاخِرُ | ve sonu (ise) |
|
|
يَسْتَأْخِرُونَ | öne alınırlar |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
أَخَّرْنَا | geciktirsek |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahireti |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
نُؤَخِّرُهُ | biz onu geciktirmeyiz |
|
|
الْاخَرُ | öteki de |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahireti |
|
|
الْاخَرُ | diğeri ise |
|
|
وَأُخَرَ | ve diğerleri de |
|
|
وَأُخَرَ | diğeri de |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ve ahirette |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiretin yanında |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
وَيُؤَخِّرَكُمْ | ve sizi ertelemek için |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
يُؤَخِّرُهُمْ | ertelemektedir |
|
|
أَخِّرْنَا | bizi ertele |
|
|
يَسْتَأْخِرُونَ | geri kalır |
|
|
الْمُسْتَأْخِرِينَ | geri kalanları da |
|
|
اخَرَ | başka |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
يُؤَخِّرُهُمْ | onları erteler |
|
|
يَسْتَأْخِرُونَ | geri kalmazlar |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette de |
|
|
الْاخِرَةِ | sonuncusunun |
|
|
بِالْاخِرَةِ | Ahirete |
|
|
أُخْرَىٰ | başkasının |
|
|
الْاخِرَةَ | ahireti |
|
|
وَلَلْاخِرَةُ | elbette ahiret |
|
|
اخَرَ | başka |
|
|
اخَرَ | başka |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
أَخَّرْتَنِ | beni ertelersen |
|
|
أُخْرَىٰ | bir kez daha |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette de |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
أُخْرَىٰ | daha başka |
|
|
أُخْرَىٰ | ayrı |
|
|
أُخْرَىٰ | daha |
|
|
أُخْرَىٰ | sonra |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiretin |
|
|
اخَرِينَ | başka |
|
|
وَالْاخِرَةَ | ve ahireti |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ve ahirette |
|
|
اخَرَ | bambaşka |
|
|
اخَرِينَ | başka |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
اخَرِينَ | başka |
|
|
يَسْتَأْخِرُونَ | geri kalamaz |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
اخَرَ | başka |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ve ahirette |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ve ahirette |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ve ahirette |
|
|
اخَرُونَ | başka |
|
|
اخَرَ | başka |
|
|
الْاخَرِينَ | ötekileri |
|
|
الْاخَرِينَ | ötekilerini |
|
|
الْاخِرِينَ | sonra gelenler |
|
|
الْاخَرِينَ | ötekilerini |
|
|
اخَرَ | başka |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ve son olan |
|
|
الْاخِرَةَ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةُ | ahiret |
|
|
اخَرَ | başka |
|
|
الْاخِرَةَ | son |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
الْاخِرَ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةَ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret- |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
الْاخِرَ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةَ | ahiret |
|
|
وَالْاخِرَةِ | ve ahirette |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
تَسْتَأْخِرُونَ | geri kalmazsınız |
|
|
أُخْرَىٰ | başkasının |
|
|
يُؤَخِّرُهُمْ | onları erteliyor |
|
|
الْاخِرِينَ | sonra gelenler |
|
|
الْاخَرِينَ | ötekilerini |
|
|
الْاخِرِينَ | sonra gelenler |
|
|
الْاخِرِينَ | sonra gelenler |
|
|
الْاخِرِينَ | sonra gelenler |
|
|
الْاخَرِينَ | ötekileri |
|
|
الْاخِرَةِ | öteki |
|
|
وَاخَرِينَ | ve başka (şeytan)ları |
|
|
وَاخَرُ | ve daha başka (vardır) |
|
|
أُخْرَىٰ | diğerinin |
|
|
الْاخِرَةَ | ahiretten |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
الْأُخْرَىٰ | ötekilerini |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
أُخْرَىٰ | bir daha |
|
|
الْاخِرَةَ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahireti |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
وَالْاخِرَةُ | ahiret ise |
|
|
لِلْاخِرِينَ | sonradan gelenlerin |
|
|
اخَرِينَ | başka |
|
|
تَأَخَّرَ | gelecek (günahlarından) |
|
|
وَأُخْرَىٰ | ve başka (şeyler) |
|
|
الْأُخْرَىٰ | öteki |
|
|
اخَرَ | başka |
|
|
اخَرَ | başka |
|
|
أُخْرَىٰ | başka bir |
|
|
الْأُخْرَىٰ | öteki |
|
|
الْاخِرَةُ | son (ahiret) |
|
|
بِالْاخِرَةِ | ahirete |
|
|
أُخْرَىٰ | başkasının |
|
|
الْأُخْرَىٰ | tekrar |
|
|
الْاخِرِينَ | sonrakiler- |
|
|
الْاخِرِينَ | sonrakiler- |
|
|
وَالْاخِرِينَ | ve sonrakiler de |
|
|
وَالْاخِرُ | ve sondur |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahirette de |
|
|
الْاخِرَ | ahiret |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret- |
|
|
وَأُخْرَىٰ | bir şey daha var |
|
|
وَاخَرِينَ | ve diğerlerine |
|
|
أَخَّرْتَنِي | beni erteleseydin |
|
|
يُؤَخِّرَ | ertelemez |
|
|
الْاخِرِ | ahiret |
|
|
أُخْرَىٰ | başka biri |
|
|
الْاخِرَةِ | ahiret |
|
|
وَيُؤَخِّرْكُمْ | ve sizi ertelesin |
|
|
يُؤَخَّرُ | ertelenmez |
|
|
وَاخَرُونَ | ve başka kimseler |
|
|
وَاخَرُونَ | ve başka insanlar |
|
|
يَتَأَخَّرَ | geri kalmak |
|
|
الْاخِرَةَ | ahiretten |
|
|
وَأَخَّرَ | ve geri bıraktığı |
|
|
الْاخِرَةَ | ahireti |
|
|
الْاخِرِينَ | geridekileri |
|
|
الْاخِرَةِ | sonun |
|
|
وَأَخَّرَتْ | ve geride bırakmıştır |
|
|
وَالْاخِرَةُ | oysa ahiret |
|
|
لَلْاخِرَةَ | son da |
|
|
وَلَلْاخِرَةُ | ve sonu |