A'râf Sûresi 39. Ayet

وَقَالَتْ اُو۫لٰيهُمْ لِاُخْرٰيهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ۟  ٣٩

Öncekiler sonrakilere, “Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Artık kazanmış olduğunuz şeylere karşılık, azabı tadın” derler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَتْ dediler ki ق و ل
2 أُولَاهُمْ öncekiler ا و ل
3 لِأُخْرَاهُمْ sonrakilere ا خ ر
4 فَمَا yoktur
5 كَانَ ك و ن
6 لَكُمْ sizin
7 عَلَيْنَا bize
8 مِنْ hiç
9 فَضْلٍ üstünlüğünüz ف ض ل
10 فَذُوقُوا o halde siz de tadın ذ و ق
11 الْعَذَابَ azabı ع ذ ب
12 بِمَا karşılık
13 كُنْتُمْ olduklarınıza ك و ن
14 تَكْسِبُونَ kazanıyor ك س ب
 

İnsanlar ve cinler (yükümlülük altındaki gözle görülmeyen varlıklar; bk. En‘âm 6/100) âhiret hayatına adım attıklarında, ilâhî ferman uyarınca, her “ümmet”, benzer inanç ve değerleri paylaşmış; benzer hayat felsefesini benimseyip yaşamış ve yaşatmış olan eski topluluklara katılır. Böylece, insanlık tarihi boyunca Allah’ın âyetlerini ve peygamberlerini yalanlayıp sapık inançlar ve ideolojiler türetenlerle bunları benimseyip yaşatanlar âhirette bir araya gelince, artık inkârcıların kendi kendilerinin aleyhlerinde şahitlik edecekleri ölçüde hak ve bâtıl, iyi ve kötü apaçık ortaya çıktığı için sonrakiler öncekilere veya inkârları ve kötülükleri yaşatanlar bunları türetenlere, kendilerini ayartıp saptırdıkları gerekçesiyle lânet okuyup suçlarının iki katıyla cezalandırılmalarını isterler; diğerleri de onların kendilerinden farklı yanlarının bulunmadığını yani onların da kendileri kadar suçlu olduklarını belirtirler. Mutlak hâkim olan Allah da buyurur ki: “Zaten hepiniz için bir kat daha azap vardır.” Çünkü iki kat suç işlemişlerdir; yani öncekiler ve önderler hem kötü oldukları hem de kötülük yollarını açtıkları için, diğerleri ise onlara uymaları yanında, fikirleri, malları, güçleri, mevkileri, tutum ve davranışlarıyla onları destekleyip yüreklendirdikleri, güçlerine güç kattıkları, bâtıl ideolojilerini yaşatıp yaydıkları ve sonrakilere kötü örnek oldukları için iki kat suçludurlar ve iki kat ceza göreceklerdir.

 

 Bu âyetler, aldatıcı dünya zevk ve menfaatleri akıl ve basîretlerini bağladığı için nefislerinin isteklerini akıllarının hükmü zannedenler, bu suretle ilâhî ve fıtrî gerçeklerle bağdaşmayan inanç ve fikirleri hakikat diye kabul edip savunanlarla aynı sebepler yüzünden onların bâtıl fikirlerini yaşatıp yaygınlaştırma yönündeki emellerine alet olan kitleleri uyarma amacı taşıması bakımından önemlidir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 523-524

 

وَقَالَتْ اُو۫لٰيهُمْ لِاُخْرٰيهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ۟

 

Fiil cümlesidir. قَالَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. اُو۫لٰيهُمْ  fail olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لِاُخْرٰيهُمْ  car mecruru  قَالَتْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l kavli, mukadder şart ve cevab cümlesidir. 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri;  إن كنتم ضالين بسببنا فما كان (Bizim yüzümüzden dalalete düştüyseniz …yoktur.)  şeklindedir.

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانَ  nakıs, fetha üzere mebni mazi fiildir. لَكُمْ  car mecruru  كَانَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  عَلَيْنَا  car mecruru  فَضْلٍ ‘e mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir. فَضْلٍ  lafzen mecrur,  كَانَ ’nin muahhar ismi olarak mahallen merfûdur.

فَ  harfi sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfidir. 

ذُوقُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الْعَذَابَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بِ  harf-i ceri sebebiyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel  بِ  harfi ceriyle  ذُوقُوا  fiiline mütealliktir.  

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir.  تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur.  تَكْسِبُونَ۟  cümlesi,  كُنْتُمْ ’ ün haberi olarak mahallen mansubdur.

تَكْسِبُونَ۟  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

بِ  harf-i ceri mecruruna ilsak, sebep, musahabe, zaid, karşılık – bedel, istiane, zaman – mekan zarfı gibi manalar kazandırabilir. Ayette sebebiyyedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَقَالَتْ اُو۫لٰيهُمْ لِاُخْرٰيهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ۟

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki  قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Ayette henüz gerçekleşmemiş olaylar mazi fiille gelmiştir. 

Bu ayetin benzeri Kur’an’da çoktur. Muzari yerine mazi fiil gelmesi; mazi menzilesine konması (yani, kesinlik ifadesi) içindir. Zîra Allah’ın sözünde asla değişiklik olmaz.  

قَالَتْ  fiilinin mekulü’l-kavli şart üslubunda gelmiştir. فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Takdiri, … إن كنتم ضالين بسببنا (Bizim yüzümüzden dalalete düştüyseniz….) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Cevap olan  مَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ  cümlesi, menfî nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır. لَكُمْ  car-mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. كَانَ ’nin muahhar ismi olan  مِنْ فَضْلٍ ‘e dahil olan  مِنْ  harfi, cümleyi tekit eden zaid harftir.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terkedilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

مَا كَانُ ‘li olumsuz sigalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî Tefsir 3/79)

فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ۟  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile şart üslubundaki mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

ذُوقُوا  cümlesi emir uslubunda olmasına karşın mana itibariyle istihza ve tevbih anlamı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

فَذُوقُوا الْعَذَابَ [Azabı tadın!] tehekkümî istiaredir. Azap, acı bir yiyeceğe benzetilip bu yiyecek hazf edilmiş, levazımı olan tatmak zikredilmiştir. Gerçek anlamda tatmak duyu organı ile algılamak demektir. Burada tatma fiili kişinin azabı ne kadar kuvvetle hissettiğini ifade eder. İstiare yoluyla azaptan kaçamayacakları etkili bir tarzda ifade edilmiştir. Câmi’ hissetmektir. 

Harf-i cerle birlikte  فَذُوقُوا  fiiline müteallik masdar harfi  مَا ’nın sılası olan  كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ  cümlesi, nakıs fiil  كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كان ’nin haberinin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade eder. Muzari fiilin tecessüm özelliği, olayı göz önünde canlandırarak dikkatleri artırır.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve  geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar  olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S. 103)

Bu ayet, önceki ayetteki  قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَاباً ضِعْفاً مِنَ النَّارِ  cümlesinin mukabilidir. Aralarında mukabele sanatı vardır.

كُنْتُمْ - مَا كَانَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اُخْرٰيهُمْ - اُو۫لٰيهُمْ  arasında tıbâk-ı hafîy vardır.

فَذُوقُوا الْعَذَابَ  ibaresinde istiâre-i tasrîhiyye-i tebe’iyye vardır. Çünkü  فَذُوقُوا الْعَذَابَ (Azabı tadın) cümlesi  باشر العذاب (Cehennem azabına girin, iç içe olun) anlamında kullanılıp istiare yapılmıştır. (Ahmet Musa Üstünbaş, Ahkâf Sûresi’nin Arap Dili Ve Belâgatı Açısından İncelenmesi)

Zevk almak, tadılan şeyin künhünü anlamak bakımından hissetmenin en son noktasıdır. Azabı tatmak şeklinde Kur’an'da çok kullanılmıştır. Aslında Kur’an'da  ذُقْۙ ۚ  ذُقُوا , فذُوقُوا  ُkelimeleri sadece azap kastedildiğinde kullanılmıştır. Kur’an'da müfred olarak  ذُقْۙ  sözü sadece Duhan/49. ayette gelmiştir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 5, s.162)

Azabı tatma emri ihane (hor görme) tarikiyledir. Âlûsî de emrin ihane için olduğunu söyler. Zemahşerî şöyle der: Tadın emri, Allah’ın vaat ve vaîdiyle alay ettikleri için onları alaya almak ve kınamak manasınadır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)

فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ  [Sizin bize karşı hiçbir üstünlüğünüz yok.] Öncüleri bu sözlerini Yüce Allah’ın takipçilere hitaben söylediği söze, yani   لِكُلٍّ ضِعْفٌ  [Azap hepiniz için katmerlidir.] sözüne atfen söylemişlerdir. Yani artık sizin bize bir üstünlüğünüzün bulunmadığı ve hepimizin katmerli azaba müstehak olma konusunda eşit olduğumuz kesinleşmiştir.  فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ۟  [Öyleyse, kendi kazandıklarınızın karşılığı olan azabı tadın.] ifadesi, öncülerin sözünün devamı olabileceği gibi Yüce Allah’ın hepsine hitaben söylediği söz de olabilir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)