قَالَ ادْخُلُوا ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِي النَّارِۜ كُلَّمَا دَخَلَتْ اُمَّةٌ لَعَنَتْ اُخْتَهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا ادَّارَكُوا ف۪يهَا جَم۪يعاًۙ قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَاباً ضِعْفاً مِنَ النَّارِۜ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ ٣٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | (Allah) dedi |
|
| 2 | ادْخُلُوا | girin |
|
| 3 | فِي | arasında |
|
| 4 | أُمَمٍ | toplulukları |
|
| 5 | قَدْ |
|
|
| 6 | خَلَتْ | geçen |
|
| 7 | مِنْ |
|
|
| 8 | قَبْلِكُمْ | sizden önce |
|
| 9 | مِنَ |
|
|
| 10 | الْجِنِّ | cin |
|
| 11 | وَالْإِنْسِ | ve insan |
|
| 12 | فِي | içine |
|
| 13 | النَّارِ | ateşin |
|
| 14 | كُلَّمَا | her |
|
| 15 | دَخَلَتْ | girdiğinde |
|
| 16 | أُمَّةٌ | ümmet |
|
| 17 | لَعَنَتْ | la’net eder |
|
| 18 | أُخْتَهَا | yoldaşına |
|
| 19 | حَتَّىٰ | nihayet |
|
| 20 | إِذَا | zaman |
|
| 21 | ادَّارَكُوا | birbiri ardından |
|
| 22 | فِيهَا | orada |
|
| 23 | جَمِيعًا | hepsi toplandığı |
|
| 24 | قَالَتْ | dediler ki |
|
| 25 | أُخْرَاهُمْ | sonrakiler |
|
| 26 | لِأُولَاهُمْ | öncekiler için |
|
| 27 | رَبَّنَا | Rabbimiz |
|
| 28 | هَٰؤُلَاءِ | bunlar |
|
| 29 | أَضَلُّونَا | bizi saptırdılar |
|
| 30 | فَاتِهِمْ | bunlara ver |
|
| 31 | عَذَابًا | azab |
|
| 32 | ضِعْفًا | bir kat daha |
|
| 33 | مِنَ | -ten |
|
| 34 | النَّارِ | ateş- |
|
| 35 | قَالَ | (Allah) dedi |
|
| 36 | لِكُلٍّ | hepsi için vardır |
|
| 37 | ضِعْفٌ | bir kat fazla |
|
| 38 | وَلَٰكِنْ | ancak |
|
| 39 | لَا |
|
|
| 40 | تَعْلَمُونَ | siz bilmezsiniz |
|
İnsanlar ve cinler (yükümlülük altındaki gözle görülmeyen varlıklar; bk. En‘âm 6/100) âhiret hayatına adım attıklarında, ilâhî ferman uyarınca, her “ümmet”, benzer inanç ve değerleri paylaşmış; benzer hayat felsefesini benimseyip yaşamış ve yaşatmış olan eski topluluklara katılır. Böylece, insanlık tarihi boyunca Allah’ın âyetlerini ve peygamberlerini yalanlayıp sapık inançlar ve ideolojiler türetenlerle bunları benimseyip yaşatanlar âhirette bir araya gelince, artık inkârcıların kendi kendilerinin aleyhlerinde şahitlik edecekleri ölçüde hak ve bâtıl, iyi ve kötü apaçık ortaya çıktığı için sonrakiler öncekilere veya inkârları ve kötülükleri yaşatanlar bunları türetenlere, kendilerini ayartıp saptırdıkları gerekçesiyle lânet okuyup suçlarının iki katıyla cezalandırılmalarını isterler; diğerleri de onların kendilerinden farklı yanlarının bulunmadığını yani onların da kendileri kadar suçlu olduklarını belirtirler. Mutlak hâkim olan Allah da buyurur ki: “Zaten hepiniz için bir kat daha azap vardır.” Çünkü iki kat suç işlemişlerdir; yani öncekiler ve önderler hem kötü oldukları hem de kötülük yollarını açtıkları için, diğerleri ise onlara uymaları yanında, fikirleri, malları, güçleri, mevkileri, tutum ve davranışlarıyla onları destekleyip yüreklendirdikleri, güçlerine güç kattıkları, bâtıl ideolojilerini yaşatıp yaydıkları ve sonrakilere kötü örnek oldukları için iki kat suçludurlar ve iki kat ceza göreceklerdir.
Bu âyetler, aldatıcı dünya zevk ve menfaatleri akıl ve basîretlerini bağladığı için nefislerinin isteklerini akıllarının hükmü zannedenler, bu suretle ilâhî ve fıtrî gerçeklerle bağdaşmayan inanç ve fikirleri hakikat diye kabul edip savunanlarla aynı sebepler yüzünden onların bâtıl fikirlerini yaşatıp yaygınlaştırma yönündeki emellerine alet olan kitleleri uyarma amacı taşıması bakımından önemlidir.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 523-524
قَالَ ادْخُلُوا ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِي النَّارِۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, ادْخُلُوا ف۪ٓي اُمَمٍ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
ادْخُلُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ٓي اُمَمٍ car mecruru ادْخُلُوا fiiline mütealliktir. Muzâf hazfedilmiştir. Takdiri, في بعض أمم (Bazı milletler içinde) şeklindedir. قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ cümlesi, اُمَمٍ ‘nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. خَلَتْ iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تۡ te’nis alametidir. مِنْ قَبْلِكُمْ car mecruru خَلَتْ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنَ الْجِنِّ car mecruru اُمَمٍ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. الْاِنْسِ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. فِي النَّار car mecruru ادْخُلُوا fiiline mütealliktir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كُلَّمَا دَخَلَتْ اُمَّةٌ لَعَنَتْ اُخْتَهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا ادَّارَكُوا ف۪يهَا جَم۪يعاًۙ
كُلَّمَا kelimesi كُلَّ ile masdariyye مَا ‘ nın birleşimi olan cezmetmeyen şart edatıdır.Cümleye muzaf olur. دَخَلَتْ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
دَخَلَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. اُمَّةٌ fail olup damme ile merfûdur. Şartın cevabı لَعَنَتْ اُخْتَهَا ‘dir.
لَعَنَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. اُخْتَهَا
mef ‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
حَتّٰٓى ibtida harfidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. ادَّارَكُوا ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ادَّارَكُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا car mecruru ادَّارَكُوا fiiline mütealliktir. جَم۪يعاً kelimesi ادَّارَكُوا ‘deki failin hali olup fetha ile mansubdur.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette ibtida (başlangıç) edatı olarak kullanılmıştır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كُلَّمَا kelimesi كُلَّ ile masdariyye مَا ‘ nın birleşimi olan cezmetmeyen şart edatıdır. Kendisinden sonra şart ve cevap olarak iki fiil bulunur. Bu fiiller daima mazi olur. Edat bu fiillerin tekrarlandığını ifade etmeye yarar. مَا ile masdara dönüşmüş şekline muzaf olur. (Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ادَّارَكُوا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفاعَلَ babındadır. Sülâsîsi درك ’dir. Aslı تَدارَكُوا şeklindedir. تَ harfi hafiflik sağlamak için د harfine dönüşmüş, iki harekenin verdiği ağırlık dolayısıyla sukun olmuş bu nedenle de başına bir vasıl hemzesi gelmiştir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu bab fiile müşareket (ortaklık/işteşlik), tekellüf ve tezahür( görünmek ve zorlanmak), tedrîc (bir işin aşamalı olarak ,aralıklarla ve yavaş yavaş meydana gelmesi), mutavaat (mufaale babına ait bir fıilin dönüşlülüğü için kullanılması) ve mücerred mana (türemiş olduğu mücerred fiille aynı manada kullanılması) anlamları katar.
قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَاباً ضِعْفاً مِنَ النَّارِۜ
Cümle, şartın cevabıdır. Fiil cümlesidir. قَالَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. اُخْرٰيهُمْ fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اُو۫لٰيهُمْ car mecruru قَالَتْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli, nida ve cevabıdır.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا ’dır.
İşaret ismi هٰٓؤُ۬لَٓاءِ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَضَلُّونَا cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
اَضَلُّونَا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mütekellim zamiri نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ harfi sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfidir.
اٰتِهِمْ illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Muttasıl zamir هِمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
عَذَاباً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. ضِعْفاً kelimesi عَذَاباً ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. مِنَ النَّارِ car mecruru عَذَاباً ‘in mahzuf ikinci sıfatına mütealliktir.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَضَلُّونَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi ضلل ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, لِكُلٍّ ضِعْفٌ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لِكُلٍّ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. ضِعْفٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لٰكِنْ istidrak harfidir, لكنّ ’den muhaffefedir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعْلَمُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimmalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لٰكِنَّ ’nin tahfifi لٰكِنْ şeklinde olur. Tahfif edilince amelden düşer. İsim cümlesinin başına geldiği gibi fiil cümlesinin de başına gelebilir. Kendisinden önce genellikle vav (و) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ ادْخُلُوا ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِي النَّارِۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan ادْخُلُوا ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِي النَّارِۜ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ cümlesi, اُمَمٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ tahkik harfiyle tekid edilmiştir. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.
قَدْ sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa قَدْ harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مِنَ الْجِنِّ ve ona tezat nedeniyle atfedilen وَالْاِنْسِ car mecrurları اُمَمٍ kelimesinin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
اُمَمٍ ‘ daki nekrelik kesret ve tahkir ifade eder.
الْجِنِّ ve الْاِنْسِ görünmeyen ve görünen diye de çevrilebilir. Bu kelimeler arasında tıbâk-ı îcab vardır.
فِي النَّارِۜ car-mecruru, ادْخُلُوا fiiline mütealliktir.
فِي النَّارِ ve ف۪ٓي اُمَمٍ ifadelerindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla ateş ve milletler, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü ateş ve milletler hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir.
قَالَ ادْخُلُوا [Girin! buyurur] yani kıyamet günü Allah Teâlâ haklarında “uydurduğu yalanı Allah’a isnat eden veya O’nun ayetlerini yalanlayan birinden daha zalimi olabilir mi?” [Araf Suresi, 37] dediği kimselere böyle buyurur. Bunlar kâfir Araplardır. قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ [Sizden önce gelip geçmiş] yani zamanları sizin zamanınızdan önce olan “topluluklar” içerisinde… ف۪ٓي اُمَمٍ ifadesi hal konumundadır, yani topluluklar içinde yer alarak, onlarla “birlikte” onlara eşlik ederek birlikte ateşe girin. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
اُدْخُلُوا فٖى اُمَمٍ kelamın takdiri; ادْخُلُوا فٖى النَّارِ مَعَ اُمَمٍ “Ümmetlerle birlikte cehenneme giriniz.” şeklindedir. Buna göre ayette hem bir takdir hem de mecazî bir mana vardır. Takdire gelince biz burada فٖى النَّارِ sözünü takdir ediyoruz. Mecaz da, ayetteki فٖى النَّارِ cerrini, مَعَ (beraber) manasına hamletmemizdir. Çünkü فٖى اُمَمٍ “Ümmetler arasına” ifadesinin, مَعَ اُمَمٍ “ümmetlerle beraber” manasında olduğunu söylüyoruz. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِي النَّارِ ifadesi, Hakk Teâlâ’nın kâfirlerin hepsini bir defada toptan cehenneme sokmadığını, aksine kısım kısım soktuğunu göstermektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَالَ ادْخُلُوا ifadesi ile ilgili iki görüş vardır: a) Bu söz Allah’a aittir. b) Mukâtil, bunun cehennemin bekçisi olan meleklere (zebanilere) ait olduğunu söylemiştir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
كُلَّمَا دَخَلَتْ اُمَّةٌ لَعَنَتْ اُخْتَهَاۜ
Şart üslubundaki terkip istinâfiye olarak fasılla gelmiştir. كُلَّمَا , şart manası taşıyan zaman zarfıdır. Müteallakı cevap cümlesidir.
Şart cümlesi olan دَخَلَتْ اُمَّةٌ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
اُمَّةٌ kelimesindeki nekrelik kesret ve tahkir içindir. Kelimenin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
كُلَّمَا kelimesindeki ما masdariyyedir. Bir toplumun oraya girdiği her vakitte diğerlerine lanet ettiği ifade edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
دَخَلَتْ - ادْخُلُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَ , karinesi olmadan gelen cevap cümlesi لَعَنَتْ اُخْتَهَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106)
أُمَّةٌ kelimesi bütün zamanları ifade eden umumi bir siyakta nekre şeklinde gelerek umum ifade etmiştir. ‘Giren her ümmet’ demektir. أُخْتَها kelimesi de böyle nekredir. Çünkü nekre zamire muzâf olmuştur. Bu yüzden tam olarak marife değildir, umum ifade eder.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
حَتّٰٓى اِذَا ادَّارَكُوا ف۪يهَا جَم۪يعاًۙ قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَاباً ضِعْفاً مِنَ النَّارِۜ
Şart üslubundaki terkip fasılla gelmiştir.
حَتّٰٓى , ibtidaiyye, اِذَا , cümleye muzâf olan, şart manalı zaman zarfıdır. Müteallakı cevap cümlesidir. اِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundaki ادَّارَكُوا ف۪يهَا جَم۪يعاً cümlesi, şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
ادَّارَكُوا fiilinin failinden mahzuf hale müteallik olan جَم۪يعاًۙ , failin durumunu bildiren ıtnâb sanatıdır.
فَ , karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَاباً ضِعْفاً مِنَ النَّارِۜ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالَتْ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَاباً ضِعْفاً مِنَ النَّارِ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Münada konumundaki رَبَّنَٓا izafetinde mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, mütekellim zamirinin aid olduğu kişilerin Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini gösterir.
Nidanın cevabı olan هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümle haberî isnad formunda geldiği halde dua manasındadır. Muktezâ-i zâhirin hilafına kelam olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Müsnedin işaret ismiyle gelmesi, işaret edilenleri tahkir içindir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İşaret ismi arkasından gelen şeylerin, kendisinden öncekiler sebebiyle gerçekleştiğini işaret eder. (Halidi, Vakafat, s. 109)
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ ’nin haberi olan اَضَلُّونَا cümlesinin mazi fiil sıygasında gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar anlamları katmıştır. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Nidanın cevabına matuf olan فَاٰتِهِمْ عَذَاباً ضِعْفاً مِنَ النَّارِ cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Bu iki cümlenin manen inşâî olmaları, birbirlerine atfını mümkün kılmıştır.
İsim cümlesi olan nidanın cevabı ve ona matuf olan emir üslubundaki cümle, dua manasına geldiği için, mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Cümledeki fiiller mazi sıygasıyla gelmiştir. Kıyamet günüyle ilgili gelen mazi fiil, henüz gerçekleşmemiş bir olayı olmuş gibi göstermek üzere muzari fiil yerine kullanılmış, olayın kesinliğine işaret etmiştir. Bu kullanımlarda mecâz-ı mürsel sanatı vardır.
اُخْرٰيهُمْ - اُو۫لٰيهُمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
عَذَاباً kelimesi nekre gelerek, teksire delalet etmiştir. Sıfatı olarak gelen ضِعْفاً kelimesi de bu manayı destekler.
عَذَاباً ‘in mahzuf haline müteallik olan مِنَ النَّارِ car-mecrurunun tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Ayetteki, اُخْتَهَا tabiri, “din kardeşine, dindaşına” manasındadır. Buna göre ayetin manası şöyle olur: Müşrikler müşriklere lanet eder. Yahudiler de böyledir. Yani Yahudi Yahudiye, Hristiyan Hristiyana lanet eder. Mecusî, Sabiî, (yıldızperest) ve diğer sapık dinler hakkındaki durum da böyledir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُولٰيهُمْ şeklinde bahsedilen, “sonrakiler ve evvelkiler”in ne demek olduğu hususunda iki görüş vardır:
1.Mukâtil, “sonrakiler”, cehenneme o ümmetten son olarak girenleri, “evvelkiler” de onlardan cehenneme ilk girenlerdir” der.
2. “Sonrakiler” derece bakımından, onların sonrakileridir. Bunlar da bir ümmetin içindeki halk yani idare edilenlerdir. Bunlar evvelkilere yani derece bakımından önce olanlara, ki bunlar da o ümmetin komutanları ve önderleri (yani idare edenleridir,)
Diğer görüşe göre ise ayetteki لِاُولٰيهُمْ ifadesinin başındaki lâm, lâm-ı liecli (sebep bildiren lâm)dır. Buna göre mana, “Onlar için ve onların kendilerini saptırmış olmalarından ötürü, ‘Ey Rabbimiz bizi bunlar saptırdılar.’ diyecekler.” şeklinde olur. Yoksa bundan “Onlar bu sözü evvelkilere söylediler.” manası murad edilmemektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
ضِعْفًا kelimesinin manası hakkında Ezherî şöyle demiştir: Arapçada ضِعْفً, birden fazla olan katlardır. Bu sadece, “bir şeyin iki katı” manasına hasredilemez. Çünkü bu kelime aslında bir miktara münhasır olmayan bir fazlalıktır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ
İstînâfiye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Komutanlarının niçin iki kat azap göreceği sorusuna Allah’ın verdiği cevaptır. Bunun için fasılla gelmiş, diyalogdaki sözlere atfedilmemiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan لِكُلٍّ ضِعْفٌ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.
لِكُلٍّ car-mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. ضِعْفٌ , muahhar mübtedadır.
لِكُلٍّ kelimesindeki tenvin, mahzuf olan muzâfun ileyhten ivazdır.
ضِعْفٌ ‘daki nekrelik kesret içindir.
Makabline وَ ‘la atfedilen وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ cümlesi, istidrak harfi لٰـكِنْ ’in dahil olduğu menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
İstidrak, ‘’önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesi” şeklinde tarif edilmiştir. “İstidrâk, istisnaya benzemekle birlikte istisna, bir cüz’ü bir bütünden ayırmak, istidrâk ise, aynı anda farklı iki hükmü ifade etmek demektir.” İstidrâk, geçen sözden doğabilecek bir yanlış anlamayı düzeltmektir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
لٰكِنْ şeddeden muhaffeftir, ibtida harfidir, amel etmez. Sadece istidrak ifade eder. Kendisinden önce atıf edatı geldiğinden, atıf harfi olamaz. Kendisinden sonra müfred kelime geldiğinde, atıf edatı olmakla beraber, istidrak manasını da korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, c.1, s. 475)
Muzari fiil sıygasında gelmesi teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَالَ - قَالَتْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
ضِعْفٌ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
النَّارِۜ - عَذَاباً - لَعَنَتْ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İsim cümlesinin anlamında sabitlik ve devamlılık, fiil cümlesinin anlamında ise yenilenme ve tekrarlanma vardır. Şayet hem devamlılık hem fiilin tekrarı ve yenilenmesi kastediliyorsa isim cümlesi fiil cümlesine atfedilebilir. Bunun aksi de mümkündür. Meselâ, fiil cümlesinden fiilin zaman zaman yenilendiğini, isim cümlesinden ise başlayıp halen devam ettiği kast ediliyorsa aralarında atıf yapılabilir. (Sevinç Resul, Arapçada Cümle Yapısı, 2010, S. 190-191)