İsrâ Sûresi 45. Ayet

وَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ حِجَاباً مَسْتُوراًۙ  ٤٥

Kur’an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذَا ve zaman
2 قَرَأْتَ okuduğun ق ر ا
3 الْقُرْانَ Kur’an ق ر ا
4 جَعَلْنَا çekeriz ج ع ل
5 بَيْنَكَ seninle (aranıza) ب ي ن
6 وَبَيْنَ arasına ب ي ن
7 الَّذِينَ kimselerin
8 لَا
9 يُؤْمِنُونَ inanmayan(ların) ا م ن
10 بِالْاخِرَةِ ahirete ا خ ر
11 حِجَابًا bir perde ح ج ب
12 مَسْتُورًا gizli س ت ر
 
  Seteraسَتْرٌ: ستر bir nesneyi örtmek, kapamak veya gizlemektir. Kendisiyle örtünülen, gizlenilen şey سِتْرٌ ve سُتْرَةٌ  kelimeleri ile ifade edilir. İstif'al babındaki إسْتِتارٌ formu gizlenmek ve saklanmaktır. (Müfredat)                          Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 3 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri tesettür, mütesettir, Settâr, setr, mestur, sütre ve setredir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)  
 

وَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ حِجَاباً مَسْتُوراًۙ

 

وَ  istînâfiyyedir. اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. قَرَأْتَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

قَرَأْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ   fail olarak mahallen merfûdur. الْقُرْاٰنَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı  جَعَلْنَا بَيْنَكَ ‘dir.

جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بَيْنَكَ  mekân zarfı, جَعَلْنَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

بَيْنَ  mekân zarfı, atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يُؤْمِنُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِالْاٰخِرَةِ  car mecruru  يُؤْمِنُونَ  fiiline mütealliktir. حِجَاباً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مَسْتُوراً  kelimesi  حِجَاباً ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُؤْمِنُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

مَسْتُوراً  ; sülâsî mücerredi ستر  olan fiilin ism-i mef’ûludur.

 

وَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ حِجَاباً مَسْتُوراًۙ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubunda gelen ayette  اِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ  cümlesi şarttır. Şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfı  اِذَا ‘nın müteallakı, şartın cevap cümlesidir.

اِذَا ‘nın muzâfun ileyhi olan  قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اِذَا  kelimesi, gelecek zaman için şart manası taşır. Arkasından muzari manasında gelen mazi fiil, bu fiilin kesinlikle vuku bulacağına işaret etmek içindir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 7, Ahkaf Suresi 15, s. 171)

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ حِجَاباً مَسْتُوراًۙ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

جَعَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذ۪ينَ  mekan zarfları, ihtimam için mef’ûl olan  حِجَاباً ’e takdim edilmiştir.

بَيْنَ ’nin muzâfun ileyhi konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مَسْتُوراً , mef’ûl olan  حِجَاباً  için sıfattır. Sıfat, mevsufun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette azamet zamirine iltifat edilmiştir.

قَرَأْتَ - الْقُرْاٰنَ  kelimelerinde iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr,  بَيْنَ ’nin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

حِجَاباً - مَسْتُوراً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

حِجَاباً - مَسْتُوراً   kelimeleri arasında tıbâk sanatı vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)   

Tâhir b. ‘Âşûr, hicabın  مَسْتُوراً  kelimesiyle nitelendirilmesinin mübalağa için olduğu görüşündedir. Yani “o örtüsü içerisinde öyle örtülmüştür ki sanki o örtü de bir örtüyle örtülmüştür” demek suretiyle  ساترا  anlamını tercih ettiği görülmektedir.

Bu ayette ism-i fâil olan  ساترا  yerine ism-i mef‘ûl olan  مَسْتُوراًۙ  kelimesinin kullanılması hasebiyle mecâz-ı aklî vardır. Alakası fâiliyyedir. Fâiliyye alakası, fail için bina edilmiş bir vasıf veya fiilin mef’ûle isnâd edilmesi, başka bir deyişle ism-i mef‘ûl zikredilip ism-i fâil kastedilmesidir. (Süleyman Recep Çıbıklı, Söz Sanatları Açısından Meâl Problemleri)

Burada örtülen şey hicap değil, iman etmeyenlerdir. Hicap, örtme fiilini işleyen faildir ve örtülen şey değildir.  مَسْتُوراً  [örtülü] kelimesi ile bu kelimenin naib-i faili (bilindiği gibi ismi mef'ûller meçhul fiil gibi amel ederler ve buradaki gibi sıfat olduklarında naib-i fail alırlar) olan  حِجَاباً  kelimesi arasındaki mülâbeset, fiil ile faili arasındaki mülâbesettir. İsnadın bu şekilde haddini aşması; yani muktezâ-i zâhire uygun gelmemesi, iman etmeyenlerin kalplerinin kasveti ve iman etmemekteki inatlarını mübalağalı bir şekilde ifade etmek içindir. Sanki onların büyüklenmesi ve inatları öyle bir seviyeye ulaşmış ki artık geri dönemeyecekleri bir şekilde onları bir örtü şeklinde örtmüş. Hatta hicap bile onların büyüklenmeleri ve inatlarıyla örtülmüş. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Önceki ayete atfedilen ayet şart üslubuyla gelmiş haber cümlesidir.

اِذَا  umumiyetle şart manasını içine alarak istikbal için zarf edatı şeklinde kullanılır. Sadece fiil cümlesinin başına gelir.  اِذَ , muzari fiilde olduğu gibi mazi, istikbal ve hal ifade eden durumlarda istimrar için kullanılır.  اِنْ  edatının aksine kesinlik, zan ve vukuu çokça olma ihtimali taşıyan fiillerle birlikte kullanılır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, C. 1, s. 405 - 407)