فَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّب۪ينَۚ ٢١٣
فَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّب۪ينَۚ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَدْعُ illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir.
مَعَ mekân zarfı اِلٰهاً ‘nin mahzuf haline mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اِلٰهاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اٰخَرَ kelimesi اِلٰهاً ‘nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. اٰخَرَ kelimesi أفعل kalıbında gayri munsarif olduğundan tenvin almamıştır.
فَ harf-i sebebiyyedir. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy ,talep bulunması gerekir.
اَنْ ve masdar-ı müevvel öncesinden anlaşılan mahzuf masdara matuf olup, mahallen merfûdur. Takdiri; لا يكن منك دعوة لعبادة إله آخر فحصول العذاب لك (Sizden başka bir ilâha kulluk etmeye davet yoktur, yoksa size azap dokunur.) şeklindedir.
İsim cümlesidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. تَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri أنت ’dir. مِنَ الْمُعَذَّب۪ينَۚ car mecruru تَكُونَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette sebep fe (فَ)’sinden sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُعَذَّب۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûlüdür.
فَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّب۪ينَۚ
فَ istînâfiyyedir. Ayet, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap, Hz. Peygamber olsa da hitap, tüm insanlaradır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مَعَ mekan zarfı, اِلٰهاً ‘nin mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
مَعَ اللّٰهِ izafeti, gayrının tahkiri içindir.
اِلٰهاً ’in tenkiri tahkir ve kesret ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, umumun selbine işarettir.
اٰخَرَ kelimesi, اِلٰهاً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Fa-i sebebiyye’nin dahil olduğu فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّب۪ينَ cümlesi, masdar teviliyle, kelamın öncesinden anlaşılan masdara matuftur. Masdar-ı müevvel, كان ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazf sanatı vardır. مِنَ الْمُعَذَّب۪ينَ , nakıs fiil كان ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
الْمُعَذَّب۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber'e hitaben [sakın, Allah ile beraber diğer bir tanrı daha çağırma] buyurmuştur, Aslında bu hitap, başkalarınadır. Çünkü hikmet sahibi olan zat, başkasına tekitli bir şekilde hitab etmek istediğinde, bu hitapla maksad esasen hitab edilenin tabileri ise zahiren bu hitap, idareci durumunda olanlara yöneltilir. Bir de Cenab-ı Hak peşi sıra, buna uygun olan hususları bildirmek için bu ifadeyi Hz. Peygamber'e hitaben getirmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu cümlede teşvik ve heveslendirme vardır. Çünkü bu hitap Peygamberin ihlas ve takvasını artırmasına teşvik yoluyla yapılan bir hitaptır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Böyle bir şeyin (Peygamberden sadır) olmayacağını bilmektedir; fakat ihlas ve takvasını artırmak için onu hareketlendirmek istemektedir. [Şayet (o elçi) bazı sözler uydurup da Bize mâl etmeye kalksaydı…”] (Hâkka 69/44) ve [Sana indirdiklerimizden şüphe ediyorsan…] (Yûnus 10/94) ayetlerinde buyurduğu gibi bunda diğer mükellefler için bir lütuf vardır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)