Bakara Sûresi 203. Ayet

وَاذْكُرُوا اللّٰهَ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍۜ فَمَنْ تَعَجَّلَ ف۪ي يَوْمَيْنِ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۚ وَمَنْ تَاَخَّرَ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۙ لِمَنِ اتَّقٰىۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ  ٢٠٣

Sayılı günlerde Allah’ı anın (telbiye ve tekbir getirin). Kim iki gün içinde acele edip (Mina’dan Mekke’ye) dönerse, ona günah yoktur. Kim geri kalırsa, ona da günah yoktur. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve onun huzurunda toplanacağınızı bilin.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاذْكُرُوا ve anın ذ ك ر
2 اللَّهَ Allah’ı
3 فِي
4 أَيَّامٍ günlerde ي و م
5 مَعْدُودَاتٍ sayılı ع د د
6 فَمَنْ kim
7 تَعَجَّلَ acele ederse ع ج ل
8 فِي
9 يَوْمَيْنِ iki gün içinde ي و م
10 فَلَا yoktur
11 إِثْمَ günah ا ث م
12 عَلَيْهِ ona
13 وَمَنْ ve kim
14 تَأَخَّرَ geri kalırsa ا خ ر
15 فَلَا yoktur
16 إِثْمَ günah ا ث م
17 عَلَيْهِ ona da
18 لِمَنِ kimse için
19 اتَّقَىٰ sakınan و ق ي
20 وَاتَّقُوا korkun و ق ي
21 اللَّهَ Allah’tan
22 وَاعْلَمُوا ve bilin ki ع ل م
23 أَنَّكُمْ şüphesiz siz
24 إِلَيْهِ O’nun huzuruna
25 تُحْشَرُونَ toplanacaksınız ح ش ر
 

Belirlenmiş günler”den maksat, “eyyâmü’t-teşrîk” denilen tekbir günleri; “Allah’ı zikretmek”ten maksat da bu günlerde, beş vakit namazın farzlarından sonra okunması vâcip olan tekbir sözleridir. Hanbelîler’e ve Hanefîler’in uygulamaya esas olan görüşlerine göre bu tekbirlerin ilki, kurban bayramının arefe günü sabah namazının farzından sonra, sonuncusu da bayramın 4. günü ikindi namazından sonra okunur. Diğer mezheplerdeki yaygın uygulamada teşrîk tekbirlerinin başlangıç vakti bayramın birinci günü öğle namazı, bitiş vakti de dördüncü günü sabah namazıdır.

 Âyetteki “iki gün”den maksat, bayramın iki ve üçüncü günleridir. Müfessirlerin yorumuna göre âyette acelesi olan hacıların isterlerse kalan cemreleri bu iki güne sığdırarak üçüncü günün sonunda Mina’dan Mekke’ye dönmelerine izin verilmektedir. Kalanlar ise dördüncü günde de şeytan taşlarlar. Her durumda önemli olan, Allah’a saygı duyup O’nun hoşnutluğunu gözetmek ve en sonunda O’nun huzurunda toplanıp niyetlerimizin ve eylemlerimizin hesabını vereceğimizi unutmamaktır. (Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 319-320, )

 

İsm, kasden işlenen günah. Hatîe, kasıtsız da olabilen günah demektir.

Günâh ma’nâsında kullanılan diğer kelimeler ve Kur’ân’da kullanım sayıları şunlardır:

Seyyie (169) سيئ)), kebâir (كبائر) (161), hatîe (خطيئ) (22), cünâh (جناح) (34), cürm (جرم) (66), fısk (فسق) (53), fesâd (فسد) (50), zenb (ذنب) (39), vizr (وزر) (27), hûb (حوب) (1), dalâl (ضلال) (188), zülûm (ظلم) (318), tuğyân (طغيان) (40), fuhûş (فحوش) (24), sırf (سرف) (23), ğay (غوى) (22), cenef (جنف) (2), hıns حنث))(2), fücûr (فجور) (24), zeyğ (زيغ) (9), nekeb (نكب) (2), şatat (شطاط) (3) (Kur’ân-ı Kerîm Lugati).

Teaccele’nin kökü acele (عجل) olup manası Türkçe’deki gibidir. Bir şeyi zamanından önce istemek ve aramaktır. Bu da şehvetin gereğidir. Acele Kur’ânın tümünde kötü görülmüştür. Aynı kökten gelen icl buzağı demektir. Bakara Suresi 93. ayette geçen bu kelimeye bu ismin verilme nedenini büyüyüp öküz olduğunda yitireceği acele edişi düşünülerek verilmiştir.

 

 

وَاذْكُرُوا اللّٰهَ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍۜ


Fiil cümlesidir. و  istînâfiyyedir.  اذْكُرُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul  و’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  ف۪ٓي اَيَّامٍ  car mecruru  اذْكُرُوا  fiiline mütealliktir. مَعْدُودَاتٍ  kelimesi  اَيَّامٍ ‘ nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


فَمَنْ تَعَجَّلَ ف۪ي يَوْمَيْنِ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۚ وَمَنْ تَاَخَّرَ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۙ لِمَنِ اتَّقٰىۜ


İsim cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَن  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.

تَعَجَّلَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. ف۪ي يَوْمَيْنِ  car mecruru  تَعَجَّلَ  fiiline müteallik olup, müsenna olduğu için cer alameti ى  ‘dir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

لَا  cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder.

إِثۡمَ  kelimesi  لَا ’ nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur.  عَلَیۡهِ  car mecruru  لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. 

وَ  atıf harfidir. مَن  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.

تَأَخَّرَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

لَا  cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb, haberini ref eder. 

إِثۡم  kelimesi  لَا ’ nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur.  عَلَیۡهِ  car mecruru  لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. 

لِمَنِ  car mecruru mahzuf habere mütealliktir. Mübteda mahzuftur. Takdiri: هو ‘dir. İsm-i mevsûlun sılası  ٱتَّقَىٰ ’ dır. Îrabtan mahalli yoktur. 

ٱتَّقَىٰ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَعَجَّلَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  عجل ’dir. 

تَأَخَّرَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  أخر ‘dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. 

ٱتَّقَىٰ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  وقى ’dir.İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

 

Fiil cümlesidir. و  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّقُوا   fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اعْلَمُٓوا  atıf harfi  وَ  ile  اتَّقُوا ‘ ya matuftur.

اعْلَمُٓوا  fiili نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel, اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlu yerinde olup mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

كُمۡ  muttasıl zamir  اَنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. إِلَیۡهِ  car mecruru  تُحۡشَرُونَ  fiiline mütealliktir. تُحۡشَرُونَ  cümlesi,  اَنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

تُحۡشَرُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. 

اتَّقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  وقى ’dir.

 

وَاذْكُرُوا اللّٰهَ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍۜ


وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müstenefe olan ayetin ilk cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi  tecrîd sanatıdır.

اذْكُرُوا  fiiline müteallik olan car mecrur  ف۪ٓي اَيَّامٍ ’ deki  ف۪ٓي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  ف۪ٓي  harfinde zarfiyyet anlamı vardır.  اَيَّامٍ  lafzına dahil olduğunda bu özelliği nedeniyle istiare oluşmuştur. Gün içine birşey konulabilecek yapıda olmadığı halde zarfiyet özelliği olan bir nesneye benzetilmiştir. Gün ve zarfiyyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır.

مَعْدُودَاتٍ  kelimesi  اَيَّامٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍ  [Allah'ı belirli günlerde] teşrik günlerinde, namazların peşinde, kurbanları keserken, şeytan taşlarken hep [zikredin.] Teşrik günleri ‘’eyyâm-ı nahr’’denen Zilhiccenin onuncu gününden sonraki üç gündür. Bunun ilk günü, Zilhiccenin on birinci günüdür. İkinci günü de, nefr-i evvel günüdür. Buna böyle denmesinin sebebi; hacıların bir kısmının bu günde Mina'dan ayrılmaları sebebiyledir. Üçüncü günü ise, nefr-i sanî günüdür. İşte ‘’eyyâm-ı nahr’’ denen bu üç güne, şeytan taşlama günleri ve namazların ardından tekbir getirme günleri denir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

فَمَنْ تَعَجَّلَ ف۪ي يَوْمَيْنِ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۚ 


İstînâfa  فَ  harfi ile atfedilen cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan  فَمَنْ تَعَجَّلَ ف۪ي يَوْمَيْنِ  , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiştir. Şart harfi  مَنِ , mübtedadır.

Haber konumundaki  تَعَجَّلَ ف۪ي يَوْمَيْنِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

تَعَجَّلَ  fiiline müteallik olan car mecrur  ف۪ي يَوْمَيْنِ ’deki  ف۪ٓي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  ف۪ٓي  harfinde zarfiyyet anlamı vardır.  يَوْمَيْنِ  lafzına dahil olduğunda bu özelliği nedeniyle istiare oluşmuştur. Gün içine birşey konulabilecek yapıda olmadığı halde zarfiyet özelliği olan bir nesneye benzetilmiştir. Gün ve zarfiyyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır.

فَ  karinesiyle gelen cevap  فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِ  cümlesi, cinsini nefyeden  لَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.  اِثْمَ , cinsini nefyeden  لَا ’nın ismidir. 

اِثْمَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

Haberi mahzuftur.  عَلَيْهِ car mecruru bu mahzuf habere mütealliktir.  لَا ’nın haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

اَيَّامٍ - یَوۡمَیۡنِ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Buradaki  ف , Allah’tan kullarına bir rahmet olarak azimetin zikredilmesinin ardından ruhsatın zikredilmesinin takibini ifade için gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Aynı üsluptaki  وَمَنْ تَاَخَّرَ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِ  cümlesi, makabline tezat nedeniyle atfedilmiştir.

Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi  مَنْ تَاَخَّرَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiştir. Şart harfi  مَنِ , mübtedadır.

Haber konumundaki  تَاَخَّرَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

مَنْ تَعَجَّلَ ف۪ي يَوْمَيْنِ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِ  cümlesiyle  وَمَنْ تَاَخَّرَ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِ   cümlesi arasında güzel bir mukabele sanatı vardır. Ayrıca şart cümleleri arasında ihtibak sanatı vardır. تَعَجَّلَ ف۪ي يَوْمَيْنِ   şeklindeki ilk cümleden sonra ikinci cümlede sadece  تَاَخَّرَ   lafzıyla yetinilmiş  ف۪ي يَوْمَيْنِ ,  hazfedilmiştir. 

İhtibak, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 831)

تَعَجَّلَ -  تَأَخَّرَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِ  cümlesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Muhayyerlik için "günah yoktur" denmesi, Cahiliye insanlarının iddiasını açıkça reddetmek içindir. Zira Cahiliye döneminde kimileri acele edenleri (haccı bitirip üçüncü günü kalmayanları), kimileri de geri kalanları (üçüncü günde de kalanları), gecikenleri günahkâr sayarlardı. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi’l Kur’ani’l Kerim, Soru;1390; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

 

لِمَنِ ٱتَّقَىٰ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَنِ , başındaki harf-i cerle birlikte takdiri  هو  olan mahzuf mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Sılası olan  اتَّقٰى  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107) 

فَمَن تَعَجَّلَ فِی یَوۡمَیۡنِ [Kim iki gün içinde acele edip dönerse,] kim acele edip eyyâm-ı nahrın ikinci günü Mina'dan çıkmak ister, bu üç günlük zaman içinde şeytan taşlamakla ilgili olarak iki günle yetinirse, üçüncü gününde şeytan taşlamak için Mina'da beklemek ve kalmak istemezse, böyle bir acelede [ona bir günah yoktur.] Buna ruhsat verilmiştir.  وَمَن تَأَخَّرَ فَلَاۤ إِثۡمَ عَلَیۡهِۖ [Kim de geri kalırsa, ona da bir günah yoktur.] Kim zevalden önce, üçüncü günü şeytan taşlamasına kadar kalırsa, ruhsatı terkettiği için kendisine bir günah yoktur. mana şöyledir: Kişi acele etmekle erteleme arasında serbesttir. ”Ertelemek daha faziletli değil midir?" diye sorulursa, elbette bu daha faziletlidir. Ancak buradaki muhayyerlik faziletli ile en faziletli arasındadır. [Bu, Allah'tan korkan içindir.] Yani zikredilen bu muhayyerlik ve günah olmama yönü, sadece Allah'ın koyduğu yasaklardan sakınanlar içindir. Çünkü gerçek hacı ve haccından yararlanacak olan kimse, yasaklardan sakınan kimsedir. Bu, farzları zahiren de olsa yerine getirmişse böyledir.(İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

 

وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

 

وَاتَّقُوا اللّٰهَ  cümlesi ayetin başındaki  وَاذْكُرُوا اللّٰهَ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍ   cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

ٱتَّقَىٰ - ٱتَّقُوا۟  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır

وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la makabline hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi  اَنَّكُمْ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ , masdar tevilinde  اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.

Masdar-ı müevvel;  اَنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

اَنَّ ’nin haberi olan  اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur  اِلَيْهِ , ihtimam için amili olan  تُحْشَرُونَ ‘ye takdim edilmiştir.

Müsnedin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade eder. Ayrıca muzari fiilin tecessüm özelliği muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek konuyu iyice kavramasına yardımcı olur.

وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ  ifadesinde mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir. Asıl maksadın ba’s ve haşr ile uyarmak olduğu cümlede, idmâc sanatı vardır. حۡشَرُ ; dağınık şeyleri bir araya toplamaktır.

اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ [O'na haşrolunacaksınız] sözü, lafzen sarih olarak Allah'a dönüşe delalet eder, bunun yanında söylenmemiş bu sarih delalet başka bir delaleti de kapsar, bu da hesap, sevap ve cezadır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 4, Zuhruf Suresi 85, s. 370) Buna da lazım melzum alakasıyla mecâz-ı mürsel denir. 

وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ  [O’nun huzurunda toplanacağınızı biliniz.] Yani diriltilerek bir araya getirileceğinizin ve yaptıklarınızın karşılığını göreceğinizin farkında olunuz. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr) 

تُحْشَرُونَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127) 

[O halde] hac yaparken olsun, sonra olsun [Allah'tan korkun ve bilin ki, mutlaka O'nun huzurunda toplanacaksınız.] İşlediklerinizin karşılığını görmek ve almak için diriltilecek ve O'nun huzurunda toplanacaksınız. Bu, takva ile emri pekiştirmekte ve Allah'ın emrine bağlanmayı gerekli kılmaktadır. Çünkü insanlar hacdan döndüklerinde, Allah'a karşı suç işleme konusunda cesaretli oluyorlardı. Böylece onların uyarılması hususunda şiddetli davranılmıştır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Ayetteki  اعلموا  emri, tezkir (hatırlayın) anlamındadır. Çünkü onlar bunu zaten biliyorlardı.  (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

واعلمو  Ve şunu bilin ki cümlesi, takva emrinin tekididir ve bu emri yerine getirmeyi tazammun eder. Çünkü haşri, Allah'ın (c.c) huzurunda görülecek hesabı, ceza ile mükâfatı kesin olarak bilmek, takvaya bağlı kalmanın en büyük sebeplerindendir.  (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Cenâb-ı Hakk'ın "Biliniz ki, siz O'nun huzuruna varıp toplanacaksınız" kavline gelince; bu takva ile ilgili emr-i tekid olup, bu hususta çok dikkatli olmaya bir teşviktir. Çünkü mutlaka haşrin, hesaba çekilmenin, sorgulanmanın olduğunu ve ölümden sonra cennet veya cehennemden başka bir yurdun bulunmayacağını kim düşünürse, bu onu takvaya davet eden sebep ve vasıtaların en kuvvetlilerinden birisi olur. Haşre gelince bu, insanların kabirlerinden çıkmalarının başlangıcından hesap meydanına varmalarına kadar cereyan eden hallerin tümüne birden verilen bir isimdir. Çünkü onların bu meydanda bulunmaları, ancak bu işlerin hepsiyle beraber tamam olur. Hak Teâlâ'nın  اليه (Ona) ifadesinden murad, "O'nun dışında bir mâlik ve O'ndan başka sığınak bulunmayan bir huzura, makama." demektir. Yani, her nefis mutlak surette Allah'ın huzuruna varacaktır. Nitekim Cenab-ı Hak, يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْـًٔاۜ وَالْاَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلّٰهِ [O günde hiç bir nefis başka bir nefis için bir şey yapamayacaktır. Emir o vakit, sadece Allah'a aittir] (İnfitâr, 19) buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)