Bakara Sûresi 202. Ayet

اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ نَص۪يبٌ مِمَّا كَسَبُواۜ وَاللّٰهُ سَر۪يعُ الْحِسَابِ  ٢٠٢

İşte onlara kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı pek çabuk görendir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أُولَٰئِكَ işte
2 لَهُمْ onlara vardır
3 نَصِيبٌ bir pay ن ص ب
4 مِمَّا
5 كَسَبُوا kazandıklarından ك س ب
6 وَاللَّهُ Allah
7 سَرِيعُ çabuk görendir س ر ع
8 الْحِسَابِ hesabı ح س ب
 

Yukardaki ayette “bize dünya da ver” diyenlere “ahirette nasip yoktur“ demişti Allah teala.

Burada hem dünya, hem ahiret için iyilik isteyenlere “kazandıkları şeyden nasip vardır” diyor. Yani istedik ve bitmedi. Gayret edip çalışacağız ve kazandığımız amellerimizden nasipleneceğiz inşallah. Ayetler hac ile ilgiliydi ve hac kıyamet gününün bir simulasyonudur. Bütün insanlar bir arada Allahtan af ve bağışlanma dilerler. Ayetin de ”Allah hesabı pek çabuk görendir“ şeklinde bitiyor olması hesabı ve ahireti hatırlatmak içindir.

Kesb, faydası ve zararıyla failine ait bir fiildir. Kesb “amile, feale” gibi değil, sanki daha planlı bir şekilde yapma manası taşır. Burada; yapılan dualar manasında kullanılmıştır.

 

اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ نَص۪يبٌ مِمَّا كَسَبُواۜ


İsim cümlesidir. İşaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. لَهُمْ نَص۪يبٌ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

لَهُمۡ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  نَص۪يبٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. 

مَا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  نَص۪يبٌ  ‘ nun mahzuf sıfatına mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  كَسَبُوا ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

كَسَبُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.

وَاللّٰهُ سَر۪يعُ الْحِسَابِ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. سَر۪يعُ  haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.  الْحِسَابِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

سَر۪يعُ  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ نَص۪يبٌ مِمَّا كَسَبُواۜ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisaldir. 

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi;  müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu,Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اُو۬لٰٓئِكَ ; mübteda,  لَهُمْ نَص۪يبٌ مِمَّا كَسَبُواۜ  cümlesi haberdir.

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması ahirete inananların şanının yüceliğini vurgulamak ve onların durumuna gereken önemin verildiğini göstermek içindir. 

Tazim ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onların mertebelerinin yüksekliğini belirtir. 

Haber olan cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur  عَلَيْهِمْ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  نَص۪يبٌ, muahhar mübtedadır.

Muahhar mübteda olan  نَص۪يبٌ ‘ un nekre gelmesi onlara Allah tarafından olan nasibin tarifi mümkün olmayan vasıflarda olduğuna işaret eder.

Mecrur mahaldeki müşterek has ism-i mevsûl, başındaki  مِنْ  harf-i ceriyle  نَص۪يبٌ  ‘ nun mahzuf sıfatına mütealliktir. Sılası olan  كَسَبُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107) 

اُو۬لٰٓئِكَ  [İşte] iki güzelliği isteyen bu kimselerin  مِمَّا كَسَبُوا  [kazandıkları şeylerden] güzel menfaatler demek olan sevap anlamındaki güzel amellerle ilgili kazandıkları şeylerin cinsinden لَهُمۡ نَص۪يبٌ  [nasipleri vardır]. Yahut “ kazandıklarından ötürü...” demektir ki, bunun örneği  مِمَّا خَط۪ٓيـَٔاتِهِمْ اُغْرِقُوا [Kendi yanlışları yüzünden suda boğuldular…] (Nuh 71/25) ayetidir. Yahut ‘’İstediklerinin bir kısmından nasipleri vardır ki, biz o istediklerinden dünyada maslahatları, ahirette de hak ettikleri ölçüsünde kazandıklarını kendilerine veririz’’ demektir. Burada duadan “ kazanç / كَسَبُ ‘’ diye bahsedilmesi, duanın amellerden sayılması sebebiyledir. Ameller de “kazanç” ile sıfatlanır ki, bunun delili وَمَٓا  اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ [Başınıza her ne musibet gelirse] kendi kesb ettikleriniz [yaptıklarınız] yüzündendir] (Şûra 42/30) ayetidir. أُو۟لَـٰۤىِٕكَ [İşte bunlar] işaret zamirinin her iki fırkaya birden ait olması ve her fırka için kazandıklarının cinsinden nasiplerinin olması da caizdir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

وَاللّٰهُ سَر۪يعُ الْحِسَابِ

 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden müteşekkil faide-i haber ibtidaî kelamdır. İsme isnad edilen bu isim cümlesi sübut ve istimrar ifade eder.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz ve haşyet uyandırma amacına matuftur.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

Müsned  سَر۪يعُ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

الْحِسَابِ , her türlü cinse şamil olan masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Bu cümle ile ayetin içeriği arasındaki mükemmel uyum teşâbüh-i etrâf sanatının güzel bir örneğidir.

Bir görüşe göre  وَاللّٰهُ سَر۪يعُ الْحِسَابِ  [Hesabı pek çabuk görendir] ifadesi “Allah Teâlâ’nın kullarını hesaba çekmesi mutlaka gerçekleşecektir, hatta bunun olması çok yakındır.” anlamına gelir. Başka bir yorum şöyledir: ‘’Allah Teâlâ hesabı çabucak görendir. Çünkü hiçbir şey O’nu oyalamaz. Herkesi bir anda hesaba çekiverir.’’ Ayetin bir başka tefsiri de şöyledir: ‘’Allah hesabı hızlıca görecektir. Çünkü o gün kendisine hiçbir itiraz söz konusu olmayacaktır. Herkes amel defterini elinde getirecek, herkesin karşılığı belli olacaktır ve hak ettiği şekilde hesabı görülecektir.’’ (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)