وَكَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقٰى ١٢٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَكَذَٰلِكَ | işte böyle |
|
| 2 | نَجْزِي | cezalandırırız |
|
| 3 | مَنْ | kimseleri |
|
| 4 | أَسْرَفَ | israf eden |
|
| 5 | وَلَمْ | ve |
|
| 6 | يُؤْمِنْ | inanmayanları |
|
| 7 | بِايَاتِ | ayetlerine |
|
| 8 | رَبِّهِ | Rabbinin |
|
| 9 | وَلَعَذَابُ | ve elbette azabı |
|
| 10 | الْاخِرَةِ | ahiretin |
|
| 11 | أَشَدُّ | daha çetindir |
|
| 12 | وَأَبْقَىٰ | ve daha süreklidir |
|
وَكَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَ harf-i cerdir, مثل (gibi) demektir. Bu ibare, amili نَجْزِي olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri; جزاءً مثلَ ذلك نجزي (Bunun benzeri bir cezayla cezalandırırız.) şeklindedir. ذا işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك ise muhatap zamiridir.
نَجْزِي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur.
Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اَسْرَفَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اَسْرَفَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لَمْ يُؤْمِنْ fiili atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
يُؤْمِنْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِاٰيَاتِ car mecruru يُؤْمِنْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّه۪ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَسْرَفَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi سرف ’dir.
يُؤْمِنْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ‘dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقٰى
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَ ibtidâiyyedir. Tekid ifade ifade eder. عَذَابُ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْاٰخِرَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَشَدُّ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. اَبْقٰى atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
اَشَدُّ - اَبْقٰى ; ism-i tafdildir. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsm-i tafdilden önce gelen isme mufaddal, sonra gelen isme mufaddalun aleyh denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَكَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ۜ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. كَذٰلِكَ , amili نَجْزِي olan mahzuf bir mef’ûlü mutlaka mütealliktir. Takdiri, … جزاءً مثلَ ذلك نجزي (Bunun benzeri bir cezayla cezalandırırız.) şeklindedir.
Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
كَ teşbih harfidir. ذٰلِكِۚ , müşebbehün bihdir. Müşebbeh zikredilmemiştir. Müşebbehin konumu öyle yüce bir yerdedir ki ona benzeyecek bir şey yoktur manasındadır. Bu ifadede mübalağa sanatı vardır.
Car mecrur كَذٰلِكَ ’nin müteallakının hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
كَذٰلِكَ kendinden önceki bir manaya işaret eder. Ancak çoğu zaman o da müstakil bir lafız değildir. Burada hem كَ hem de ذٰ işaret ismi aynı şeye işaret eder. Dolayısıyla bu durumu benzetecek yine kendisinden daha mükemmel bir şey bulunmadığını ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101)
كَذٰلِكَ [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki istimal, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
نَجْزِي fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
نَجْز۪ي fiilinin mef’ûlu konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sıla cümlesi olan اَسْرَفَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ cümlesi, atıf harfi وَ ’la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya, mazi sıygadan muzari sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs ve teceddüt ifade eder. Ayrıca tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Veciz ifade kastına matuf بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ izafetinde ayetler Rab ismine izafe edilerek tazim edilmiştir.
Rab isminin, iman etmeyen kişiye ait olan ه۪ zamirine izafesi, Rabbinin onun üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak kastına matuftur.
Bu inkârın ne kadar kötü olduğunu açıklamak için ayetler Rab ismine muzâf olmuştur. Kendisine bunca nimeti veren Rabbine nasıl olur da yüz çevirir manasına gelir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Cümlede azamet zamirinden sonra Allah’ın rububiyet vasfını öne çıkaran Rab ismine geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümlede cem' ma’at-taksim sanatı vardır. Haddi aşan ve Rabbin ayetlerini inkâr edenler cezalandırılmakta cem’ edilmiştir.
Muzari fiiller, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نَجْز۪ي - رَبِّه۪ kelimeleri arasında mütekellimden gaibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır.(Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقٰى
وَ , istînâfiyedir.
İbtida lamı ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Müsnedün ileyhin, izafet formunda gelmesi az sözle çok anlam ifade kastına matuftur.
اَبْقٰى , haber olan اَشَدُّ ’ye tezâyüf nedeniyle atfedilmiştir.
اَبْقٰى ve اَشَدُّ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
لَعَذَابُ - نَجْز۪ي kelimeleri arasında mürâât-ı sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu cümle önceki cümleyi pekiştirmek, daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla ona benzer manada gelmiş, tezyîl yoluyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekit etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Denemear. Gör. Ömer Kara)
Cümlenin kıssa için tezyîl olması da caizdir. Allah’ın bu hitabı, kıyamet günü âmâ olarak haşrettiği kişinin dilinden hikâye değildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)