قُلْ لَكُمْ م۪يعَادُ يَوْمٍ لَا تَسْتَأْخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةً وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ۟ ٣٠
Burada sözü edilen vaadden maksat kıyamet günüdür. Belirlendiği belirtilen gün de kıyamet ve haşir günüdür; bazı müfessirler bunu ölüm vakti olarak da yorumlamışlardır (Şevkânî, IV, 375; “ne bir an geri kalabilirsiniz ne de ileri geçebilirsiniz” ifadesinin açıklaması için bk. A‘râf 7/34).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 435قُلْ لَكُمْ م۪يعَادُ يَوْمٍ لَا تَسْتَأْخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةً وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ۟
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavli لَكُمْ م۪يعَادُ يَوْمٍ ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. لَكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. م۪يعَادُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. يَوْمٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. لَا تَسْتَأْخِرُونَ cümlesi يَوْمٍ ’nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَسْتَأْخِرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَنْهُ car mecruru تَسْتَأْخِرُونَ fiiline mütealliktir. سَاعَةً zaman zarfı تَسْتَأْخِرُونَ fiiline mütealliktir. لَا تَسْتَقْدِمُونَ۟ cümlesi, atıf harfi وَ ’la تَسْتَأْخِرُونَ ‘ye matuftur. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَسْتَقْدِمُونَ۟ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَسْتَأْخِرُونَ fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, أخر ’dir.
تَسْتَقْدِمُونَ۟ fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi قدم ’dir.
Bu bab fiile talep, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
قُلْ لَكُمْ م۪يعَادُ يَوْمٍ لَا تَسْتَأْخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةً وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ۟
Ayet istinafiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan لَكُمْ م۪يعَادُ يَوْمٍ لَا تَسْتَأْخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةً وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ۟ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكُمْ car-mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. م۪يعَادُ يَوْمٍ izafeti, muahhar mübtedadır.
لَا تَسْتَأْخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةً cümlesi, م۪يعَادُ يَوْمٍ için sıfattır. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَا تَسْتَأْخِرُونَ fiiline müteallik عَنْهُ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
يَوْمٍ ’in nekre gelişi tazim, mef’ûl olan سَاعَةً ’in nekre gelişi ise kıllet ifade eder.
يَوْمٍ ve سَاعَةً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Aynı üslupta gelen وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ۟ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Bu cümlede ihtibak sanatı vardır. لَا تَسْتَأْخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةً sözünden sonra sadece لَا تَسْتَقْدِمُونَ۟ lafzıyla yetinilmiş عَنْهُ سَاعَةً hazf edilmiştir.
İhtibâk, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 831)
لَا تَسْتَأْخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةً cümlesiyle, وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ۟ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
تَسْتَأْخِرُونَ - تَسْتَقْدِمُونَ۟ kelimeleri arasında tıbâk-ı icâb sanatı vardır.
Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette sorunun doğrudan cevabı yerine soru sahiplerini bu soruyu sormaya sevk eden asıl amil değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Çünkü soru samimiyetle gerçekleri aramak isteyenlerin sorusu değildir ve cevap bu olumsuz ruh dünyasını değerlendirmeye almıştır. (İsmail Bayer, Keşşâf Tefsirinde Belâgat Uygulamaları)
Bu ayetin tefsirinde eṭ-Ṭîbî’nin görüşünden esinlenen İbn Âşûr’a göre üslubu’l-ḥakîm vardır ve kâfirlerden ayette sordukları sorunun kendileri ile ilgili olan kısmı ile ilgilenmeleri istenmiş ve sanki “bırakın kıyametin zamanı hakkında soru sormayı da siz o gün konusunda kendi adınıza korkun ve soracaksanız bunu sorun” denilmiştir.
Fakat Âlûsî’ye göre bu ayette uslûbu’l-ḥakîm yoktur. Çünkü onların soruları teannüt içerikli bir sorudur ve bu anlamın soruyla ilintisi nasılsa, Allahda peygamberinden sorularının cevabını kendileri için faydalı bir alana kaydırmasını değil onlara tehdidin anlamla bütünleştiği bir cümle ile cevap vermesini istemiştir. (Hasan Uçar, Kur'an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
Aslında bu emir Kur'an-ı Kerim'de pek çok kez geçmiş ve Resulullah'ın kendinden bir tek kelime bile söylemediğine işittiği her şeyin Allah'tan olduğuna kuvvetle delalet etmiştir. Resulullah’a kul diyen emrin arkasında görkemli, muhteşem bir ses fark edilir. Kur'an-ı Kerim'in ne kadar saflıkla bize ulaştığını ve dokunulmazlığının önemini gösterir. Böyle yerlerde Resulullah'ın bize tebliğ eden sesinden önce kendisine bunu indiren Allah'ın ona kul dediğini işitiriz. Bunun etkisi çok kuvvetlidir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgi Tefsiri, Ahkaf Suresi 10, c. 7, s.111)