لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرُونَ ١٠٩
لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرُونَ
İsim cümlesidir. لَا cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder.
جَرَمَ kelimesi لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebnidir, mahallen mansubdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, mahzuf فِي harf-i ceriyle لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُمْ muttasıl zamir اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. فِي الْاٰخِرَةِ car mecruru خَاسِرُونَ ’ye mütealliktir. هُمُ الْخَاسِرُونَ cümlesi, اَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Munfasıl zamir هُمُ mübteda olarak mahallen merfûdur. Veya fasıl zamiridir. الْخَاسِرُونَ mübtedanın haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
الْخَاسِرُونَ ; sülâsî mücerredi خسر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.
Cinsini nefyeden لَا ’nın dahil olduğu ve sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. لَا ’nın haberi mahzuftur.
لَا جَرَمَ hiç kuşkusuz, şüphesiz, kesinlikle manalarındadır.
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ile tekid edilmiş اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرُونَ cümlesi, masdar tevilinde, takdir edilen في veya من harf-i ceriyle لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. فِي الْاٰخِرَةِ car mecruru, durumun ahiretle ilgili olduğunu vurgulamak için, amili olan الْخَاسِرُونَ ‘ye takdim edilmiştir.
فِي الْاٰخِرَةِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen الْاٰخِرَةِ , mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf kullanılmıştır. Çünkü ahiret, zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır.
هم zamiri, mübteda ile haberin arasına girdiği için “Îrabdan mahalli olmayan fasıl zamiri” olarak isimlendirilmiştir. Bu zamir tekid ifade eder. Pekiştirme dışındaki bir faydası da ihtisas ifade etmesidir. Böylece kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur.
الْخَاسِرُونَ kelimesi اَنَّ ’nin haberidir. Müsnedin ال takısıyla marife gelmesi, haberin biliniyor olduğunu belirtmesi yanında kasr ifade eder. Haberin mübtedaya has olduğu kesin bir dille belirtilmiştir. Ayrıca müsnedin ال ile marife gelişi, bu vasfın mübtedada kemâl derecede olduğunu ifade eder.
Cümlenin haberinin ism-i fail kalıbıyla gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiş isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
هُمُ , kasr ifade eden fasıl zamiridir. İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. هُمُ maksûr/mevsûf, الْخَاسِرُونَ maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat, iddiaî kasrdır.Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. Onlar hüsranda son noktaya ulaşmışlardır. Sanki onlardan başka hüsranda olan yoktur. Kasr-ı iddiaîdir.
هُمُ الْخَاسِرُونَ cümlesinde istiare sanatı vardır. خسرا , aslında satılık eşyanın fiyatındaki düşüklüktür. İnsana değil mala özgüdür. Bu kişiler, sahip olunan eşya konumuna konulmuştur. Azapla cezalandırılma, eşyanın telef olmasına, değersizleşmesine benzetilmiştir.
Onların menfaat umdukları bir zamanda başlarına bir zarar gelmiştir. Bu halleri, kâr etmek istediği halde zarara uğrayan tacirlere benzer. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
هُمْ zamirinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife olması sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Zeccâc şöyle der: لَا edatı, onların fayda vereceğini sandıkları şeyin, nefyini (olumsuzluğunu) ifade eder. جَرَمَ kelimesi ise “fiili kazanmak” manasındadır. Buna göre bunun manası, “Bu onlara fayda vermez. Bu fiili kesbetmek, kazanmak da onlara fayda vermez. Hem dünyada hem de ahirette zarar onların başınadır.” şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Hud Suresi 22)
Cenab-ı Allah işte bu sebepten ötürü, “Hiç şüphesiz onlar, ahirette de hüsrana uğrayanların ta kendileridir” yani “başkaları değil, onlar” buyurmuştur. Bundan maksat, onların hüsranlarının, zarar ve ziyanlarının pek büyük olacağına dikkat çekmektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)