وَوَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَاٰتَيْنَاهُ اَجْرَهُ فِي الدُّنْيَاۚ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِح۪ينَ ٢٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَوَهَبْنَا | ve biz armağan ettik |
|
| 2 | لَهُ | ona |
|
| 3 | إِسْحَاقَ | İshak’ı |
|
| 4 | وَيَعْقُوبَ | ve Ya’kub’u |
|
| 5 | وَجَعَلْنَا | ve verdik |
|
| 6 | فِي | içindekilere |
|
| 7 | ذُرِّيَّتِهِ | onun nesli |
|
| 8 | النُّبُوَّةَ | peygamberlik |
|
| 9 | وَالْكِتَابَ | ve Kitap |
|
| 10 | وَاتَيْنَاهُ | ve ona verdik |
|
| 11 | أَجْرَهُ | karşılığını |
|
| 12 | فِي |
|
|
| 13 | الدُّنْيَا | dünyada |
|
| 14 | وَإِنَّهُ | ve şüphesiz o |
|
| 15 | فِي |
|
|
| 16 | الْاخِرَةِ | ahirette |
|
| 17 | لَمِنَ | elbette |
|
| 18 | الصَّالِحِينَ | iyilerdendir |
|
Lût, İbrâhim’in kardeşi Haran’ın oğludur (Tekvîn, 14/12). Amcasının yaymaya çalıştığı dini benimsemiş, daha sonra kendisi de peygamberlikle şereflendirilmiştir (Lût hakkında bilgi için bk. Hûd 11/69-73).
“Artık ben, rabbime göç edeceğim” meâlindeki ifadeyi Hz. Lût’a nisbet edenler olmuşsa da bunu Hz. İbrâhim’in söylediği yönündeki görüş daha isabetli görünmektedir. Nitekim İbrâhim aleyhisselâm, putperest halkı tarafından atıldığı ateşten en küçük bir zarar görmeden kurtulmasıyla sonuçlanan mûcizeye rağmen yine de halkı kendisine iman etmeyince artık orada kalmanın mânasız hale geldiğini anlamış ve Ken‘ân diyarına hicret etmeye karar vermişti (Hz. İbrâhim’in hayatı hakkında bilgi için bk. Bakara 2/124).
İshak, İbrâhim’in İsmâil’den sonra dünyaya gelen oğlu, Ya‘kub da onun İshak’tan torunudur. Ya‘kub’un diğer bir adı da İsrâil’dir; İsrâiloğulları ismi buradan gelmektedir. Âyette İshak ile birlikte Ya‘kub’un da Hz. İbrâhim’e bir bağış ve armağan olarak anılması, onun İsrâiloğulları’nın tarihindeki önemine işaret eder.
İbn Atıyye, Hz. İbrâhim’e dünyada verilen mükâfatı, ateşten kurtarılması, âdil davranması, doğru ve yararlı işler yapmayı ilke edinmesi, her çağda saygıyla anılması, sonraki bütün nesillerin onu mânevî önder ve rehber olarak görmeleri, Hz. İsmâil gibi gönlü saygıyla dolu bir evlâda sahip olması şeklinde özetlemiştir (IV, 314).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 264-265وَوَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَاٰتَيْنَاهُ اَجْرَهُ فِي الدُّنْيَاۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَهَبْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. لَـهُٓ car mecruru وَهَبْنَا fiiline mütealliktir. اِسْحٰقَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يَعْقُوبَ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. جَعَلْنَا atıf harfi وَ ’la وَهَبْنَا fiiline matuftur.
جَعَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ي ذُرِّيَّتِهِ car mecruru amili جَعَلْنَا ’nın mahzuf ikinci mef’ûlün bihine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
النُّبُوَّةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الْكِتَابَ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. اٰتَيْنَاهُ atıf harfi وَ ’la وَهَبْنَا fiiline matuftur.
اٰتَيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. اَجْرَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فِي الدُّنْيَا car mecruru اٰتَيْنَا fiiline müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتَيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِح۪ينَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. فِي الْاٰخِرَةِ car mecruru الصَّالِح۪ينَ ’e mütealliktir.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. مِنَ الصَّالِح۪ينَ car mecruru اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
مِنْ harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel-karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
الصَّالِح۪ينَ , sülasi mücerredi صلح olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَوَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَاٰتَيْنَاهُ اَجْرَهُ فِي الدُّنْيَاۚ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki … وَقَالَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sîgasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لَـهُٓ , ihtimam dolayısıyla mef’ûle takdim edilmiştir.
وَيَعْقُوبَ , tezayüf nedeniyle mef’ûl olan اِسْحٰقَ ‘ya atfedilmiştir.
Aynı üslupta gelen وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ ve وَاٰتَيْنَاهُ اَجْرَهُ فِي الدُّنْيَاۚ cümleleri hükümde ortaklık nedeniyle وَهَبْنَا cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan car-mecrur ف۪ي ذُرِّيَّتِهِ ihtimam için ilk mef’ûl النُّبُوَّةَ ‘e takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan جَعَلْ fiilinin ikinci mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif, ilk mef’ûle takdim edilmesi takdim-tehir sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf ذُرِّيَّتِهِ izafeti, Hz.İbrahim’e ait zamire muzaf olan ذُرِّيَّتِ ‘ye, tazim içindir.
وَالْكِتَابَ , tezayüf nedeniyle mef’ûl olan النُّبُوَّةَ ‘ye atfedilmiştir.
وَهَبْنَا - جَعَلْنَا - اٰتَيْنَاهُ fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
ف۪ي ذُرِّيَّتِهِ ve فِي الدُّنْيَاۚ ifadelerindeki ف۪ي harflerinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla zürriyet ve dünya içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü zürriyet ve dünya hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Zürriyet ve dünya ile bağlantının kuvvetini ifade için bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
اَجْرَهُ kelimesinde de istiare sanatı vardır. Mükâfat, işçiye yapılan ödemeye benzetilmiştir.
وَهَبْنَا fiilinde cem’ edilenler; İshak, Yakub, kitap, dünyada mükâfat, zürriyetinden nebiler verilmesi şeklinde sayılmıştır. Bu, taksim sanatıdır. Ayrıca ibhamdan sonra izah babından ıtnâbdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
Şayet “Kitaptan murad edilen nedir?” dersen şöyle derim: Burada kitap cinsi murad edilmiştir. Artık bu sözün muhtevasına İbrahim’in nesline verilen şu dört kitap da dahil olmuştur: Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Yani biz, İbrahim'e (a.s), çocuk doğurmasından umudunu kestiği o kısır, kocakarı eşinden dilediği bir oğul ve fazla olarak ikinci bir oğul da vermiştik; onun soyundan çok peygamber gönderdik; dört büyük semavi kitap dahil olmak üzere onlara ilâhi kitaplar verdik ve onun hicretinin karşılığı olarak dünyada evlat ve pak zürriyet, soyundan peygamberliğin sürekli devam etmesi, hak dinlerin mensuplarının atası sayılmak ve kıyamete dek ona övgü ve salât getirilmesi gibi mükâfatlar da verdik.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
الكِتابُ kelimesi ile kastedilen cinstir. Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’an-ı Kerim, İbrahim’in (a.s) soyuna inen kitaplardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِح۪ينَ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. اِنَّ ve lâm-ul muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. لَمِنَ الصَّالِح۪ينَ , mahzuf habere mütealliktir.
Car mecrur فِي الْاٰخِرَةِ ise ihtimam için amili olan الصَّالِح۪ينَ ’ye takdim edilmiştir.
الدُّنْيَاۚ - لْاٰخِرَةِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
الصَّالِح۪ينَ ‘nin ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s.80)
Dünyada mükâfatını verdik sözünün zikrinden sonra ahirette salihlerden kıldık şeklindeki ifade îgāl babından ıtnâbdır.
Onun ahirette verilecek yol gösterme ve peygamberliğinin mükâfatı da vardır. Bu da onun, orada salihlerden olmasıdır. Çünkü kulun salih olması, elde edebileceği en yüksek derecedir. Zira salih, olduğu gibi kalan şey manasına gelir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
الصّالِحِينَ kelimesindeki marifelik kemâl manası içindir. “Ahirette o kâmil vasıflara sahip olan salihler arasındadır” manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)