Ankebût Sûresi 26. Ayet

فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌۢ وَقَالَ اِنّ۪ي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّ۪يۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ  ٢٦

Bunun üzerine Lût, ona (İbrahim’e) iman etti. İbrahim, “Ben, Rabbime (gitmemi emrettiği yere) hicret edeceğim. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” dedi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَامَنَ bunun üzerine inandı ا م ن
2 لَهُ ona
3 لُوطٌ Lut
4 وَقَالَ ve dedi ki ق و ل
5 إِنِّي elbette ben
6 مُهَاجِرٌ hicret edeceğim ه ج ر
7 إِلَىٰ
8 رَبِّي Rabbime ر ب ب
9 إِنَّهُ kuşkusuz O
10 هُوَ O
11 الْعَزِيزُ Azizdir ع ز ز
12 الْحَكِيمُ Hakimdir ح ك م
 

Lût, İbrâhim’in kardeşi Haran’ın oğludur (Tekvîn, 14/12). Amcasının yaymaya çalıştığı dini benimsemiş, daha sonra kendisi de peygamberlikle şereflendirilmiştir (Lût hakkında bilgi için bk. Hûd 11/69-73).

“Artık ben, rabbime göç edeceğim” meâlindeki ifadeyi Hz. Lût’a nisbet edenler olmuşsa da bunu Hz. İbrâhim’in söylediği yönündeki görüş daha isabetli görünmektedir. Nitekim İbrâhim aleyhisselâm, putperest halkı tarafından atıldığı ateşten en küçük bir zarar görmeden kurtulmasıyla sonuçlanan mûcizeye rağmen yine de halkı kendisine iman etmeyince artık orada kalmanın mânasız hale geldiğini anlamış ve Ken‘ân diyarına hicret etmeye karar vermişti (Hz. İbrâhim’in hayatı hakkında bilgi için bk. Bakara 2/124).

İshak, İbrâhim’in İsmâil’den sonra dünyaya gelen oğlu, Ya‘kub da onun İshak’tan torunudur. Ya‘kub’un diğer bir adı da İsrâil’dir; İsrâiloğulları ismi buradan gelmektedir. Âyette İshak ile birlikte Ya‘kub’un da Hz. İbrâhim’e bir bağış ve armağan olarak anılması, onun İsrâiloğulları’nın tarihindeki önemine işaret eder.

İbn Atıyye, Hz. İbrâhim’e dünyada verilen mükâfatı, ateşten kurtarıl­ması, âdil davranması, doğru ve yararlı işler yapmayı ilke edinmesi, her çağda saygıyla anılması, sonraki bütün nesillerin onu mânevî önder ve rehber olarak görmeleri, Hz. İsmâil gibi gönlü saygıyla dolu bir evlâda sahip olması şeklinde özetlemiştir (IV, 314).

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 264-265
 

فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌۢ وَقَالَ اِنّ۪ي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّ۪يۜ 

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمَنَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  لَهُ  car mecruru  اٰمَنَ  fiiline mütealliktir.  لُوطٌۢ  fail olup damme ile merfûdur.  قَالَ  atıf harfi  وَ ’la  اٰمَنَ  fiiline matuftur. 

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli  اِنّ۪ي مُهَاجِرٌ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُهَاجِرٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.  اِلٰى رَبّ۪ي  car mecruru  مُهَاجِرٌ ’a mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اٰمَنَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

مُهَاجِرٌ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan mufâale babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّهُ هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. الْعَز۪يزُ  haber olup damme ile merfûdur.  الْحَك۪يمُ  ikinci haberi olup damme ile merfûdur. 

الْعَز۪يزُ  -  الْحَك۪يمُ  mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌۢ وَقَالَ اِنّ۪ي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّ۪يۜ

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki … وَقَالَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Hudus, sebat, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اٰمَنَ  fiiline müteallik car mecrur  لَهُ , fail olan  لُوطٌۢ ’e ihtimam için takdim edilmiştir.

أمن  fiili ل harfi ile müteaddi olarak kullanıldığında meyletmek manasını taşır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 5, s. 85)

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107) 

Bu cümle Hz. İbrahim’in sözleri arasında itiraziyyedir. Lut’un isminin anılması, ona Lut’tan (a.s) başka kimsenin inanmadığını gösterir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

المُهاجَرَةُ (Hicret), الهَجْرِ  kelimesinin mufâale babıdır ve manası: kendisine bağlı olan bir şeyin terk edilmesidir. Mufâale babı mübalağa içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

وَقَالَ اِنّ۪ي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّ۪يۜ  atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Allah Teâlâ bu cümlede Hz. İbrahim’in sözlerini bildiriyor.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنّ۪ي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّ۪يۜ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden  اِنَّ  ile tekit edilmiş isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

مُهَاجِرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir.

İsm-i fail, bir eylemi gerçekleştiren kişiyi gösterirken sıfat-ı müşebbehede eylem söz konusu değildir.

İbrahim’e (a.s) ait mütekellim zamirinin  رَبّ۪  ismiyle izafeti, Hz.İbrahim’e tazim ve teşrif içindir.

اِلٰى رَبّ۪ي  ifadesinde  اِلٰى  harfinin kullanılması meknî istiaredir. Bu harfi mecazi manada intihâ ifade etmiştir. Çünkü İbrahim’in (a.s) Allah’ın emrettiği yere hicreti Allah Teâlâ’nın zatına hicret gibidir. Dolayısıyla bu harf hayali meknî istiare için kullanılmıştır veya halkının Allah'a ibadet etmediği bir yerden Allah'a şirk koşanların bulunmadığı bir yere hicret etmek istemesi Allah’a hicreti gibidir. Böylece  اِلٰى  harfi lam-ı ta’lil manasını taşıyarak tebei istiare olmuştur. Arkadan gelen  إنَّهُ هو العَزِيزُ الحَكِيمُ  cümlesiyle istiare-i muraşşaha olmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Hz. İbrahim,  اِنّ۪ي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّ۪يۜ [Ben Rabbime hicret ediciyim] yani “Hicret etmem emrolunan tarafa yönelip gitmem, oraya gitmeyi istememden ötürü değil, sırf Allah rızasından ötürüdür” demiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

 

وَقَالَ اِنّ۪ي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّ۪يۜ

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

اِنَّ  ile tekid edilen cümle, faide-i haber inkârî kelamdır. 

هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ  cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Munfasıl zamir,  اِنَّ ’nin ismini tekid için gelmiştir. ( Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Cümlede müsnedin  الْ  ile marife gelmesi, müsnedün ileyhin bu vasıfla kemâl derecede muttasıf olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında  و  olmadan gelmesi her ikisinin birden müsnedün ileyhte mevcut olduğuna işaret eder. 

الْعَز۪يزِ ,الْحَك۪يمُ  kelimelerinin arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır.

Allah Teâlâ’ya ait bu iki vasfın aralarında  و  olmaması, Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.

الْعَز۪يزُ  ve  الْحَك۪يمُ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

عَز۪يزٌ [Aziz] çok ihtiyaç duyulur, zor ulaşılır, alternatifi yok demektir. (İmam-ı Gazâli)

Önce gelen  الْعَز۪يزُ  ismini  الْحَك۪يمُ  isminin takip etmesi; O'nun aziz oluşunun, mazlumun ve hakka çağıranın zafer kazanması gibi, hikmet sahipleri tarafından övgüye lâyık bir konumda sapasağlam olduğunu belirtmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

 

اِنَّهُ هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

اِنَّ  ile tekid edilen cümle, faide-i haber inkârî kelamdır. 

هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ  cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Munfasıl zamir,  اِنَّ ’nin ismini tekid için gelmiştir. ( Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Cümlede müsnedin  الْ  ile marife gelmesi, müsnedün ileyhin bu vasıfla kemâl derecede muttasıf olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında  و  olmadan gelmesi her ikisinin birden müsnedün ileyhte mevcut olduğuna işaret eder. 

الْعَز۪يزِ ,الْحَك۪يمُ  kelimelerinin arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır.

Allah Teâlâ’ya ait bu iki vasfın aralarında  و  olmaması, Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.

الْعَز۪يزُ  ve  الْحَك۪يمُ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

عَز۪يزٌ [Aziz] çok ihtiyaç duyulur, zor ulaşılır, alternatifi yok demektir. (İmam-ı Gazâli)

Önce gelen  الْعَز۪يزُ  ismini  الْحَك۪يمُ  isminin takip etmesi; O'nun aziz oluşunun, mazlumun ve hakka çağıranın zafer kazanması gibi, hikmet sahipleri tarafından övgüye lâyık bir konumda sapasağlam olduğunu belirtmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)